Lohusalık Döneminde Cilt Bakımı

Nisan 3, 2010 admin  
Kategori - Hamilelik - Gebelik

Lohusalık ve Gebelik döneminde ciltte değişiklikler gözlenir. Bu değişiklikleri en aza indirmek için cilt lekelerine karşı lohusalık döneminde vitamin C ve fitik asit gibi bitkisel içerikli doğal ürünlerden yararlanın; lohusalık bitiminde ise peeling uygulaması yaptırın.

Vücuttaki çatlaklarını emzirme bitiminde vitamin A tedavisiyle silin. Çatlamaması için göğüs uçlarını ılık suyla temizleyin, bitkisel içerikli ve lanolin içeren kremlerle nemlendirin.

TEMİZLİK MADDELERİNİ DOĞRU SEÇİN: Gebelikte olduğu gibi lohusalıkla da özenli ve bilinçli bir bakıma ihtiyaç var. Gebelikteki hormonsal değişim; cilt, saç, tırnak, damarlar, yağ bezleri ve ter bezlerini de etkiler. Ciltte gebelik süresince hassasiyet görülür; cilt, kimyasal maddelere karşı çok duyarlıdır. Gebelik sürecinde cildi tahriş etmeyen ürün kullanımına mümkün olduğunca özen gösterilmelidir. Bu hassasiyet lohusalık süresince de devam eder. Bebekten dolayı annelerin su, sabun ve deterjanla teması; hassasiyetin daha da belirginleşmesine, ellerde kızarıklığa, çatlaklara ve kaşıntılı lezyonların gelişmesine neden olur. Bu nedenle lohusa annelerin ellerini kurutmayan, yumuşatıcı özelliği olan temizleyicileri tercih etmeli ve her el yıkama sonrası ellerini nemlendirmeleri gerekir.

SİVİLCELER İÇİN MUTLAKA DOKTORA DANIŞIN: Yüzde bulunan yağ salgısı gebelik süresince artar. Bu da gebelikte sivilcelerin artmasına neden olur. Anne adayları; dıştan kullanılacak ürün bile olsa, bunun emilip kana geçme ihtimali bulunduğunu unutmamalı. Özellikle gebelik süresince vitamin A ve yüksek dozda salisilik asit içeren ürün kullanımı önerilmez. Kullanılacak kozmetik ürünler geniş yüzeye uygulanacaksa kullanmadan önce cilt hekimlerine danışılmalıdır. İltihabi akneler mevcutsa, kullanılacak antibiyotiklerin lohusa anneler açısından risk taşımadığından emin olunması gerekir.

PEELİNG KANA GEÇER DİKKAT: Özellikle vücut peelingi amacıyla kullanılacak ürünlerin geniş yüzeyle temas edip kana geçme ihtimali göz ardı edilmemelidir. Gebelik ve lohusalık döneminde bu yüzden geniş yüzeylere kullanılacak peeling ürünleri seçiminde dikkatli olunmalıdır. Yağlı ciltler için uygun olan temizleyici ve toniklerle yağlanma baskı altına alınır. Cilt hekimlerinin önerdiği güvenilir olan sivilce ilaçlarıyla sivilceler tedavi edilir.

GÖĞÜS UÇLARINI ILIK SUYLA TEMİZLEYİN: Göğüs uçları, cilt çatlaklarının görüldüğü diğer bir bölgedir. Bebeğin meme emmesiyle göğüs uçlarında çatlaklar ve yarıklar oluşabilir. Bazı durumlarda çatlak olan bölgelerden enfeksiyon gelişebilir. Çatlaklardan korunmak amacıyla göğüs uçlarının ılık sularla temizlenmesine özen gösterilmeli, bitkisel içerikli ve lanolin içeren kremlerle emzirmeyi takiben göğüsler nemlendirilmelidir.

AYAKLARI ÇOK İYİ KURULAYIN: Lohusalık döneminde ter bezlerinin sayısında artma görülür. Gebelikte vücutta biriken fazla suyun atılma yollarından biri de terdir. Ayaklardaki fazla terleme mantar hastalığının gelişmesine zemin hazırlar. Ayakların ıslak kalmamasına, çok iyi kurulanmasına ve nemli tutulmamasına önem verilmelidir.

TIRNAKLAR VE ELLER NEM İSTER: Tırnaklar bu sürede daha kırılgan, daha yumuşak olur. Emzirme döneminde kimyasal maddelerle temasın artması, tırnak sorunlarının bu dönemde devam etmesine neden olur. Tırnaklar nemlenmelidir, el bakımına dikkat edilmelidir. www.kadincazayiflama.com

SAÇLARINIZI KİMYASALLARDAN KORUYUN: Değişen hormonlar saçları da farklı şekilde etkiler. Gebelik süresince saçlarda gürleşme, sertleşme görülür. Doğum sonrası ilk 6 ay saç dökülmesi görülür. Bu dökülme geçicidir. En geç bir sene içinde dökülen saçlar tekrar çıkar. Hastalar dökülme süresince saç kozmetiklerinden uzak durmalı, saçlarını mümkün olduğu kadar az boyatmalı, kullanılacak boyaların da bitkisel olmasına dikkat etmelidirler. Emzirme süresince annede gelişebilecek vitamin ve mineral eksikliklerinin de dökülmeyi arttıracağı unutulmamalıdır. Cilt hekimlerinin önerisi doğrultusunda saç dökülmesine uygun tedavi başlanmalıdır.

CİLDİ NEMSİZ BIRAKMAYIN: Çatlaklar kadınları çok fazla rahatsız eden gebelikte gelişen bir diğer kozmetik sorundur. Özellikle karın, kalça ve göğüs uçlarında görülür. Başlangıçta pembe mor renkte olan çatlaklar ilerlediği zaman sedef ve gümüş rengine dönüşür. Kullanılacak ürünlerle başlangıç aşamasında olan çatlaklar hafifletilebilir. Çatlakların önlenmesinde alınacak en önemli önlem cildi nemlendirmektir. Cildin nemli tutulması ani gerilmeye karşı dayanıklılığı arttırır. Özellikle meyve asidi içeren ürünler çatlakların hafiflemesine yardımcı olur. Emzirme sonrası vitamin A içeren ürünlerle çatlak tedavisi yapılır.

Doğum kontrol hapına dikkat!

İstanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahit Özmen, “Kadınların uzun süre doğum kontrol hapı kullanması meme kanseri riskini artırmaktadır” dedi.

Türkiye Meme Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) Tarama Merkezi Proje Koordinatörü de olan Prof. Dr. Özmen, yaptığı açıklamada, kanserin en ciddi ölüm nedeni olan, görülme sıklığı hızla artan bir hastalık olduğunu söyledi.

Nükleer atıklar, genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar ve stresin kanserin artışında önemli rol oynadığını ifade eden Özmen, dünyada her yıl 10 milyon insanın kanser olduğunu, bunlardan 5 milyonunun öldüğünü belirtti.

Özmen, şunları kaydetti: “Kadınların uzun süre doğum kontrol hapı kullanması meme kanseri riskini artırmaktadır. Hiç doğurmamak, erken adet görmeye başlamış olmak, süt vermeme gibi nedenler de bu kanserin oluşumunda önemli bir faktördür. Meme kanserinden korunulması için dengeli beslenmeli ve düzenli egzersiz yapılmalıdır. Kadınlar en sık, memelerinde ağrısız kitle şikayetiyle doktora gelmektedirler ama meme kanserinde amaç henüz hastalık belirtileri ortaya çıkmadan mamografiyle tanı koymaktır. Ülkemizde meme kanseri sıklığı hızla artarken bu konuda farkındalık oluşturulamaması hastalığın geç teşhis edilmesine, memenin alınmasına, ölüme neden olmaktadır.”

-BAHÇEŞEHİR MEME KANSERİ ERKEN TANI VE TARAMA PROJESİ-

Prof. Dr. Özmen, Bahçeşehir Meme Kanseri Erken Tanı ve Tarama Projesi’nin Türkiye’de toplum tabanlı, 10 yıllık sürede uygulanması gereken bir proje olduğunu bildirdi.

Hedefin bu bölgede oturan 40-69 yaşlarındaki yaklaşık 5 bin kadını evlerinde ziyaret ederek ücretsiz dijital mamografi ve muayene yapılan MEMEDER’e davet etmek olduğunu bildiren Özmen, piyasa değeri yaklaşık bin TL’yi bulan bu hizmetin ücretsiz yapılacağını ifade etti.

MEMEDER’in Başakşehir Belediyesinin arkasındaki Gelişim Akademisinde yer aldığını bildiren Özmen, burada geçen yıl bin 600 kadına dijital mamografi, bin kadına doppler ultrasonografi, 35 kadına vakumlu biyopsi, 6 kadına erken meme kanseri tanısı konularak tedavilerinin yapıldığını söyledi.

Yıl içinde 3 bin kadına ulaşmayı hedeflediklerini ifade eden  Özmen, Başakşehir’de gerçekleştirilecek projenin Türkiye’ye örnek olacağını ve yaygınlaştırılacağını kaydetti.

Kadınlar gebelik öncesi hangi testleri yaptırmalı?

Ocak 7, 2010 admin  
Kategori - Hamilelik - Gebelik

Erken doğum önlenebilir mi?

Aralık 20, 2009 admin  
Kategori - Hamilelik - Gebelik

Erken doğum önlenebilir mi?
Erken doğum önlenebilir mi?
Kadıköy Şifa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, erken doğum ile ilgili en önemli 5 soruyu cevaplandırdı.

Anne adayının son adet tarihinin ilk gününden itibaren başlatılmak kaydıyla, 40 hafta süren gebelik sürecinde, doğum eyleminin 37. gebelik haftasından önce olması durumuna “Preterm Doğum” deniyor.

Gebelik sürecinin kötü bir sürprizi olabilen erken doğum sıklığı % 5-10 arasında verilmekte; ne var ki günümüzdeki tüm tıbbi gelişmelere rağmen, sıklığı azaltılamamakta hatta tam tersine artış göstermektedir. Prematürite, maalesef bebek için ciddi bir risk durumu olup, birlikte ortaya çıkan komplikasyonlar ölümcül olabilmektedir. 22-23. gebelik haftalarında doğan bebeklerin yaşam şansı, gelişmiş ülkelerde bile %20’lerde verilmekte iken, ülkemizde daha da düşüktür. 28. gebelik haftasına doğru ilerledikçe yaşam şansı artmakta, olabilecek komplikasyonların insidansı ise düşmektedir.

Preterm Doğuma Sebep Olan Nedir?

Preterm doğumun oluşma mekanizması halen tam olarak aydınlatılamamıştır. %25 oranında bir grubu, bebeğin ve annenin iyilik hali için tıbbi zorunlulukla erken doğurtulan vakalar olarak incelemekteyiz. Kendiliğinden erken doğuma giden vakalarda sebep olarak hormonsal etkiler, enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, rahimde oluşan gerilme gibi pek çok mekanizma düşünülmektedir.

Hangi Kadınlar Preterm Doğum İçin Risk Grubunda Olabilir?

Daha önce erken doğum yapmış olanlar
Çoğul gebeliği olanlar (ikiz, üçüz )
Rahim ya da rahim ağzı anormallikleri olanlar
17 yaşından küçük ya da 35 yaşından büyük olanlar
Sigara, alkol ya da ilaç kullananlar
Gebelik sırasında hekim kontrolüne girmeyenler
Hipertansif ya da diyabetli olanlar
Stresli yaşamı olan ya da kötü beslenenler
Alt genital sisteme ait enfeksiyonu olanlar

Prematüre Bebeklerde En Sık Karşılaşılan Problemler Nelerdir?

Solunum yetmezliği sıkıntısı (akciğer hasarı)
Beyin içi kanamalar
Kalp damar problemleri
Bağırsak problemleri - yaygın hasar
Körlük
Sarılık
Anemi (kansızlık)
Enfeksiyonlar
Beyin hasarına bağlı spastisite

Prematürite Riskine Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

Gebelik planlayan tüm kadınların gebelik öncesi doktor kontrolünden geçmeleri gerekmektedir. Bu sayede anne adayının ileride erken doğum yapmasına neden olabilecek önemli bir sağlık problemi (yüksek tansiyon ya da diyabet gibi) olup olmadığının tespiti mümkün olabilmektedir. Yine gebelik planlayan tüm kadınların henüz hamile kalmadan önce ve gebeliklerinin 3. ayına kadar günde 400 mikrogram Folik asit kullanmaları gerekmektedir. Son çalışmalar, gebelikten 1 yıl öncesinde başlanan folik asitin prematürite riskini belirgin ölçüde azalttığını göstermektedir. Folik asit aynı zamanda beyin ve nöral tüp anomalilerini de azaltmaktadır.

Anne adayları gebelikten önce sigarayı bırakmalı, kullanılan ilaçlar hekime danışılarak düzenlenmeli, obez ya da aşırı düşük kiloya sahip olanlar ise kilolarını optimum seviyeye getirmelidirler, gebelik boyunca ortalama olarak 10-13 kg alınmalıdır.

Prematüre Bebeklerin Medikal Problemleri Önceden Önlenebilir Mi?

Erken doğuracağı öngörülen gebe, hospitalize edilerek bebeğin akciğer gelişmesini sağlayabilmek için kortikosteroid tedavisine başlanır, doğum eylemi bu tedavi süresince durdurulabilirse, akciğer yetmezliği, beyin içi kanama ve ölüm riski azaltılmış olabilir. “Tokoliz” dediğimiz doğum ağrılarını geçici olarak durdurma tedavisi için kullanılan çeşitli ilaç protokolleri her hasta için özel olarak seçilmelidir. Kısa süreli olsa da bu erteleme bize kortikosteroid tedavisi için zaman kazandırmaktadır.

Prematüre doğan bebekler, çoğu zaman yoğun bakım ünitesine ihtiyaç göstereceği için bu riskin olduğu durumda bebek yoğun bakım ünitesi iyi gelişmiş bir merkezde, doğum yaptırılması bebeğin daha sonra yaşayabileceği komplikasyonları azaltmada önemli rol oynayacaktır.

Kadıköy Şifa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Op. Dr. Evrim Aksoy

www.kadıkoysifa.com

Doğum metodları

Otistik çocuklara yunusla terapi

Aralık 4, 2009 admin  
Kategori - Çocuk Sağlığı

Bursa’da otistik rahatsızlığı bulunan 5 çocuğa ilk yunus terapi seansı yapıldı. 10 hafta devam edecek olan terapi seanslarında, otistik çocuklar sevimli yunuslar Ada ve Doğa ile yakınlaşarak onlarla iletişim kurmaya çalışacak. Ailelerin de katıldığı ilk terapi gününde, annelerin ve çocukların mutlulukları gözlerinden okundu.

Havuzun işletmecisi Nurettin Gökalp, “Bursa’daki okulları tek tek dolaşıp davet etmeme rağmen Ayten Bozkaya haricinde hiçbir okuldan öğrenci gelmedi. Seansların toplam ücreti bin beş yüz TL. Her bir seans yarım saat sürüyor. Engellilerin buradan yararlanmasını istiyorum. Eğer engelli çocukların daha ciddi problemi varsa ücreti indirebiliriz. Yunuslar hastanın beyin ve omuriliğine müdahale ediyor çünkü haberleşme sinyalleri var. Bu sinyalleri bizim yunuslar kullanıyor. Beyindeki sinir sistemlerine müdahale edilip mutluluk hormonunun salgılanması sağlanıyor” dedi.

İHA

Sperm kalitesini düşürmemek için

Kasım 29, 2009 admin  
Kategori - Erkek Sağlığı

Aile hekimi ve beslenme danışmanı Dr. Murat Berksoy, folit asit eksikliğinin bebek taşıyan anne için değil, baba adayı için de büyük önem taşıdığını belirterek, “Araştırmalar, folik asidin erkeklerde sperm kalitesini sağlamak için gerekli olduğunu gösteriyor” dedi.

Folik asidin muz, fasulye, brokoli, turunçgiller ve suları, yumurta, folik asit katkılı ekmekler, tahıllar, yapraklı yeşil sebzeler, mercimek, karaciğer, bezelye, ıspanak, çilek, ton balığı, buğday tohumu, yoğurt, avokado gibi besinlerde bulunduğunu belirten Berksoy, “Folik asit eksikliğinin, bebeklerdeki doğumsal defektlerle ve ileri yaşlarda ortaya çıkabilecek kanser hastalıkları ile ilişkili olduğu düşünülüyor. Folik asit seviyesindeki yetersizliğin düşük sperm yoğunluğu ile ilişkili olduğu da ortaya
konuldu. Ayrıca gelecekte çocuk sağlığı alanında önemli bir rolü olabileceği öngörülen folik asidin spermin DNA bütünlüğünü korumak için gerekli olduğu bildiriliyor. Folik asit eksikliğinin, anemi ve büyüme geriliği gibi hastalıklarla bağlantılı olduğu saptandı. Yani DNA üretimi için gerekli olan folik asit, düzgün sperm gelişimi için hayati önem taşıyor” diye konuştu.

“HAMİLE KALMADAN EN AZ BİR YIL ÖNCE FOLİK ASİT ALIN”
Anne adaylarına hamile kalmadan en az bir yıl önce folik asit almalarını önerdiklerini söyleyen Berksoy, “Bir yıl önce başlayan anne adayları için erken doğum riski yüzde 70 azalıyor. Bebekte zeka geriliği, körlük ve kronik akciğer hastalıkları gibi ciddi sorunlara yol açan, hamileliğin 20 ve 28. haftaları arasında olabilecek erken doğum riskleri yüzde 70 oranında, 28 ve 32. haftalar arasındaki erken doğumlar ise yarı yarıya azalıyor. Folik asit genellikle yeşil yapraklı sebzelerde, portakal suyu, baklagiller ve güçlendirilmiş tahıl ürünlerinde bolca bulunuyor. Fazla miktarda alkol alan, bazı mide ve bağırsak rahatsızlıkları bulunan ve kanser tedavisi için antifolat ilaçlar kullanan erkekler, besinlerdeki folik asitten yeterince faydalanamaz. Bildiğiniz gibi folik asit; sağlıklı bir hamileliğe ve sağlıklı bir bebeğe katkıda bulunabilecek bir B vitaminidir. Bir anne adayı, hamilelik başlamadan en az 3 veya 4 ay öncesinden başlayarak her gün 0.4 mg (400 mikrogram) folik asit alırsa, gelişen bebeğini nöral tüp kusurları adı verilen omurga ve beyin ile ilgili doğumsal kusurlara karşı koruyabildiğini biliyoruz. Bugün artık şunu da biliyoruz ki, baba adayları da eşleriyle birlikte folik asit kullanımına başlamalı ve günde 400 mikrogram folik asit almalılar. Yaygın olarak tükettiğimiz pek çok gıda, folik asit içeriyor” şeklinde konuştu.

“FOLİK ASİT EKSİKLİĞİ DEPRESYONA SEBEP OLUYOR”
Ayrıca, folik asitten yetersiz beslenen insanların kan homosistein düzeyinin yüksek olduğunu ve eksikliğin depresyona sebep olduğunu kaydeden Dr. Berksoy, “Bunun da koroner kalp hastalığı için risk oluşturduğu bildiriliyor. Folik asit yardımcı enzimi, kan hücrelerinin yapımı ve hücre çoğalması için gereklidir. Bağışıklık sisteminde lenfositlerin işlevleri ve antikor oluşumu için de folik asit eksikliğinin bulunmaması önemlidir. Folik asit düzeyi düşük kişilerde, depresyona benzer belirtiler görülebilmektedir” dedi.

Bersoy, folik asit eksikliğinde ortaya çıkabilecek sıkıntıları, “Sinirlilik, huzursuzluk, unutkanlık, karışıklık veya zihinsel yorgunluk, depresyon, uykusuzluk, kas yorgunluğu, diş eti iltihabı veya periodental hastalıklar” olarak sıraladı.

İHA

Doğum Sonrası Kilolarını vermek için ne yapılmalı

Kasım 19, 2009 admin  
Kategori - Anne ve Bebek Sağlığı

Doğum sonrası kilolarınızdan kısa sürede kurtulup eski kilonuza doğal ve zararsız bir şekilde dönmek için Angelina Jolie nin yerlilerdn öğrendiği sarımsaklı zencefilçayını için.
Doğum sonrası zayıflamak için
-1tane Küçük taze zencefil
-2 fincan su
-2 çay kaşığı bal
-2 çay kaşığı limon suyu
Hazırlanışı:Küçük bir taze zencefili soyun ve 2 fincan suyla kaynatın. 6 dakika kaynadıktan sonra içine 2 diş ezilmiş sarmısak, 2 çay kaşığı bal ve 2 çay kaşığı limon suyu ekleyin ve iyice karıştırın. Çayın soğumasını bekledikten sonra süzün ve soğuk için.

Prezervatif HPV bulaşmasını engellemiyor!

Kasım 18, 2009 admin  
Kategori - Cinsel Sağlık

Rahim ağzı kanseri, sağlıklı kadınlarda yapılan düzenli tarama ile önlenebilen tek kanser türü.

Kadını ölümcül rahim ağzı kanserinden koruyan rahim ağzı kanseri aşısı HPV tip 6, 11, 16 ve 18’in neden olduğu kanser öncesi düşük dereceli lezyonları ve genital siğilleri önlüyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güçer, rahim ağzı kanseri aşısı ile ilgili soruları yanıtladı.

Rahim Ağzı kanseri nasıl oluşur?/ Neden oluşur/ oluşma sebepleri nedir?
Rahim ağzı kanseri, rahim ağzında anormal hücre çoğalmasıdır. En önemli nedeni Human Papilloma Virüs yani HPV’dir. Rahim ağzı kanseri, HPV enfeksiyonuna yanıt olarak rahim ağzı duvarında anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasıyla gelişir. Bu anormal hücreler bir araya gelerek tümör adı verilen kitleleri oluştururlar. HPV, temas ve cinsel ilişki yoluyla bulaşır. HPV virüsünün kuluçka süresi yaklaşık dokuz aydır. Enfeksiyon etkilerinin ortaya çıkması için virüsü aldıktan sonra yaklaşık bir yılın geçmesi gerekir. Bir çok vakada enfeksiyon sessiz kalıp, birkaç yıl HPV virüsünün etkileri ortaya çıkabilmektedir.

Rahim ağzı kanserini önlemek için çocuk yaşta uygulanan aşılar kimlere uygulanabilir?
HPV aşısı, özellikle 9-13 yaş aralığındaki kız çocuklarına uygulanmalıdır. Bu yaş aralığı isteğe bağlı olarak 26 yaşına kadar uzatılabilir. HPV aşısının canlı bir aşı olmadığı ve hepatit aşıları gibi genetik teknoloji ile hazırlandığı için birçok kişiye rahatlıkla uygulanabilmektedir. Aşı üç doz olarak, altı aylık süre içinde, koldan uygulanmaktadır. Aşı, oral seks yoluyla geçen HPV’nin neden olduğu ağız içi ve gırtlak kanserlerine karşı da koruyucu. Çünkü aynı mekanizma o bölgede de işliyor.

Bu aşıyı her kadın yaptırmalı mı?
Bu aşının risk altında olduğunu düşünen herkese yaptırmalı. Aslında tüm toplumu aşılayacak olursak bundan 20-30 yıl sonra Türkiye’de hiçbir rahim ağzı kanseri kalmaz. Ancak şunu da muhakkak belirtmek lazım. Şu anda piyasada bulunan HPV aşısı kansere sebep olan tiplerden tip 16 ve 18’e karşı koruyucu, diğer tiplere karşı koruyucu değil. Kansere sebep olan HPV virüsleri içinde 16 ve 18 tüm kanserlerin yüzde 70′ini oluşturuyor. Demek ki, kanserlerin yüzde 30′u aşının korumadığı türden HPV tipleri ile oluşuyor. Yani aşı olmak demek kansere yakalanmama garantisi değil. Aşı olunduğu zaman da smear taramasının aynı şekilde devam etmesi gerekiyor

Bu aşıyı cinsel ilişkiye giren kadınların yaptıramayacağı söyleniyor. Bunun doğruluk payı nedir?
Aşı henüz hiç cinsel deneyim yaşamamışlarda daha etkili olmaktadır. Ancak cinsel ilişki burada tek kriter değil. Kadın, cinsel ilişki yaşamış olsa dahi, yüze yakın çeşiti olan HPV virüslerinden, kansere yol açan tipleriyle karşılaşmadıysa; bu aşı koruyacaktır.

Gebelere yapılabilir mi?
Gebelik sırasında önerilmiyor ama emziren kadınlara uygulanabilir. Gebelikten önce başlanmışsa, devam edilmez, gebelik sona erdikten sonra yeniden aşılama yapılabilir.

Erkekler de yaptırabilir mi?
Erkeklerin aşılanması hâlâ tartışılıyor. Çünkü onlarda da kansere yol açmayan genital siğiller oluşuyor. Tercih ederlerse erkeklerin de taşıyıcı olmama adına 9-15 yaş arasında aşılanabileceği bildiriliyor.

Cinsel ilişkide prezervatif kullanımı HPV bulaşmasını engelleyebilir mi?
Prezervatifle HPV’den maalesef değişik oranlarda olan koruma belki sağlayabiliyor ama tam olarak korunma için prezervatif bile yetersiz. Çünkü bulaşma için illa ki bir sıvı alışverişi gerekmiyor, ten teması ile bile bulaşabiliyor. HPV enfeksiyonu cinsel ilişki sonrası her kadına bulaşmamakta. Virüs ile karşılaşan insanların %80’i bu virüsü hiç farkında olmadan yenmekteler. Ancak %20 insanda bu virüs uzun dönem süren gizli enfeksiyona sebep olmaktadır. Hatta gizli enfeksiyonun da %70’i bağışıklık sistemi tarafından yenilmektedir. Ancak geriye kalan insanlarda rahim ağzında yıllar içerisinde kanser öncüsü lezyonlar ortaya çıkmakta ve bazı kişilerde öncü lezyonlar kansere ilerlemekteler.

17 Kasım Dünya Prematüre Günü

Kasım 17, 2009 admin  
Kategori - Çocuk Sağlığı

17 Kasım Dünya Prematüre Günü’nde Hacettepe Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Neonatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök Türkiye’de prematüre bebekler ve sorunlarına ilişkin açıklamada bulundu.

Prematüre bebeklerin çok iyi bakıma ihtiyacı var.

Ülkemizde her yıl doğan 1.3 milyon bebekten yaklaşık %10’u prematüre doğmaktadır. Prematüre bebekler, solunum yetersizliği, sindirim sisteminin gelişmemiş olması, dolaşım yetersizliği ve bağışıklık sisteminin yetersizliğinden kaynaklanan çeşitli riskler altındadır. Prematüre bebekler uzun dönemde görme, işitme, hareket, dikkat dağınıklığı ve okul sürecinde öğrenme güçlükleri ile karşılaşabilmektedir. O nedenle doğumlarından itibaren takip ve bakımları titizlikle yapılmalıdır. Amaç yalnız büyük bebekleri değil, küçük prematüre bebekleri de sağlıklı olarak annelerine verebilmektir.

Türkiye’de Neonatolog Sayısı ve Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Yetersiz

Yaptığı açıklamada Türkiye’deki Neonatolog ve Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinin yetersizliğine dikkat çeken Prof. Yurdakök, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinin sayılarının artırılmasının tek başına yeterli olmadığının, ünitelerde kalitenin de artırılması gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Murat Yurdakök, “Türkiye’de küçük prematüre bebeklerin bakımı konusunda yeterli alt yapı yok. Çoğul gebeliklerin doğumları, yalnız çocuk hekimlerinin değil, konularında deneyimli çocuk kardiyolojisi, çocuk nörolojisi, göz hastalıkları, odyoloji (işitme), fizik tedavi ve diğer uzmanların bulunduğu yerlerde yaptırılmalı” dedi.

Çoğul gebelik prematüre doğum riskini artırmaktadır.

Prematüre doğum riskinin özellikle çoğul gebeliklerde ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Yurdakök, çoğul gebeliklerde ikiz bebeklerde genellikle önemli bir sorun görülmezken, üçüz bebeklerin çoğu kez gebeliğin 32. haftasında doğduğunu ve rahim içindeki fetus sayısı arttıkça bu sürenin daha da kısaldığını belirtti.

Prof. Yurdakök, özellikle tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik riskine dikkat çekti.

Aileler, Domuz Gribinin yanı sıra Prematürelerde Mevsimsel RS Virüsü Enfeksiyonlarına Dikkat

Prof. Dr. Yurdakök, oldukça bulaşıcı olan RSV’nin (Respiratuar Sinsityal Virüs) Ekim-Nisan ayları arasında salgınlar yaparak solunum yollarında enfeksiyona yol açabildiğini, RSV enfeksiyonlarının çok küçük (gebelik yaşları 32 haftanın altında olanlarda) ve özellikle uzun süre solunum cihazlarına bağlı kalmış kronik akciğer hastalığı gelişmiş bebeklerde hastaneye yatırılmayı gerektirecek, bazen de ölümle sonuçlanacak ciddiyette problemlere neden olabileceğine dikkat çekerek, her yıl RS Virüs enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylarda, ayda bir kez koruyucu bağışıklamanın hastalıktan korunmada önemli olduğunu belirtti.

Milliyet

Çocuklarda Büyüme Hızı

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Çocuk Sağlığı

Normal bebeğin doğum ağırlığı ortalama 3200 gr’dır. İlk yıl içerisinde bebek süratle büyür. Bebeğin büyüme hızı beslenme durumunu aksettiren en önemli işarettir. Yeterli ve dengeli beslenen bebek, ilk altı aylık devrede ayda ortalama 800 gr, ikinci altı aylık devrede ise ayda ortalama 600 gr kazanır. Çocuklarda büyümede dikkat edilmesi gerekenleri bu yazıda bulabilirsiniz.

Çocuk 5 yaşından 10 yaşma kadar ortalama, senede % 10 ağırlık ve 5 cm boy artışı gösterir. Yetersiz beslenen çocukların boy ve ağırlık kazanmaları yavaşlar. Bu değerin altında kalanlar genelde yetersiz beslenmiştir diyebiliriz. Yetersiz beslenme uzun süre devam ederse, bebek büyümez ve hatta kazanmış olduğu ağırlığı da kaybeder. Normal boy ve ağırlığı kazanamamış çocuklara, malnutrisyon (beslenme yetersizliği) tanısı konur. Bunun anlamı, çocuğun büyümesi için gerekli protein ve kaloriyi yeteri kadar alamaması yüzünden hastalanmasıdır.

Malnutrisyonlu çocuklar, enfeksiyonlara karşı çok dayanıksızdır ve bu yüzden çok kolay hastalanırlar ve hastalıkları ağır seyreder.
Beslenme yetersizliğinden dolayı kolayca hastalanan ve hastalığı ağır seyreden çocuklar arasında ölüm fazladır. Zamanımızda ortalama olarak, ülkemizde doğan her 100 çocuktan 20’si bir yaşı sonuna kadar, 40′ı da 1-4 yaş arasında ölmektedir. Bebeklik çağında ölüm oranları köylerde ve fakir ailelerde daha fazladır.

Bedenen büyüyemiyen çocuk, zihnî bakımdan da gelişmemektedir. Yeteri kadar beslenemeyen çocuğun beyni tam gelişmemektedir. Kalori ve protein bakımından yetersiz beslenen çocuklar arasında zekâ gerilikleri daha çok görülür. Bu çocuklar öğrenmede güçlük çekerler.

Bir anne veya baba olarak çocuklarda beslenmenin önemini tam olarak anlayabilmek gereklidir. Seneler boyu malnutrisyon sorunu olan fakat farkında olmayan bir sürü anne baba bulunmaktadır. Çocuk beslenmesine dikkat edilmezse ileride hiç istemeyeceğiniz sonuçlara sebep olabilir. Çocuğun büyümesinde gerilik olmamasını istiyorsanız çocuğunuzun beslenmesine dikkat ediniz.

Sonraki Sayfa »