Vajinal Mantar Hastalığı ve Tedavisi
Nisan 3, 2010 admin
Kategori - Kadın Sağlığı
VAJİNAL KANDİDİYAZİS
Candida albicans özellikle kadınların genital florasında sıklıkla bulunan bir mantardır. Bu etkenin şikayete neden olacak şekilde vajinada aşırı çoğalmasına kandidiyazis denir. Bu hastalık kadınların 3/4‘ünde hayatlarında bir kez, yarısında da birden fazla kez olur. Normalde bulunan bu mantarın aşırı çoğalmasının altında pek çok faktör yer almaktadır. Geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanımı ve ağız yoluyla alınan doğum kontrol hapları alımı bu risk faktörlerinden ikisidir. Hamilelik, menstruasyon, şeker hastalığı, sıkı iç çamaşırları, HIV virüsü veya bazı ilaçlarla bağışıklığın baskılanması da diğer nedenlerdir.
Şikayetler ve belirtiler
Kadınlarda genellikle cinsel organda tahriş ve akıntı vardır. Kaşıntı ve yanma da önemli şikayetlerdir. Kaşımak nedeniyle vulva şişebilir ve çatlaklar oluşabilir. Cinsel ilişki sırasında ağrı hissedilebilir. Akıntı beyaz, peynirimsidir. Erkekler genellikle şikayetsiz taşıyıcılar şeklindedirler. Nadiren idrar yapılan yerden hafif bir kaşıntı olabilir. Özellikle cinsel ilişkiden sonra erkekler yanma ve tahriş hissedebilirler. Ciddi olgularda penis başında aşınmalar, çatlaklar olabilir.
Önlemek için neler yapılabilir
- Sıkı ve sentetik giysiler giymekten kaçının.
- Pamuklu çamaşırlar giyin.
- Genital bölgenizi yıkadıktan sonra kuru tutun. Çünkü nemli ortamlar mantarların üremesi için daha uygundur.
- Genital temizliği önden arkaya doğru yapın, böylece rektumdaki mikroorganizmaları vajinanıza taşımamış olursunuz.
- Mayo veya diğer ıslak giysilerinizi hemen değiştirin.
- Kadın hijyenik spreyleri veya deodorantlarını, parfümlü pedleri kullanmayın. Parfümlü, kremli tuvalet kağıtları kullanmayın. Bu gibi malzemeler vajinanın asitliğini değiştirerek enfeksiyona yatkın hale getirebilir.
Cinsel İsteksizlikten Kurtulmanın yolları
Nisan 3, 2010 admin
Kategori - Cinsel Sağlık
Kadın veya erkekteki cinsel isteksizliğin mutlaka birlikte tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizen Psikiyatrist Dr. Hülya Soylu, çocuklukta yaşanan travmaların kadınlarda cinsel isteksizliğe neden olabileceğini söyledi.
Evliliklerde olmazsa olmazların başında gelen cinsellik, uzun evliliklerde ya da birkaç çocuktan sonra çiftler arasında yaşanan sorunların başında geliyor. Hatta kimi zaman işler boşanmalara kadar bile gidebiliyor. Göztepe Medical Park Hastane Kompleksi’nden Psikiyatrist Dr.Hülya Soylu, kadınlarda ve erkeklerde meydana gelen cinsel isteksizlikle ilgili bilinmeyenleri anlattı… Kadınlarda cinsel isteksizliğin sebepleri nelerdir? Cinsel isteğin olması hem kadında, hem erkekte bazı faktörlere bağlıdır. Bunlar biyolojik içgüdü, kişinin kendini çekici bulması, yeterli benlik saygısı, çekici bulunan bir partnerin
varlığı ve partnerle cinsellik dışındaki alanlarda da iyi ilişkidir. Ayrıca cinsellikle ilgili daha önce olumlu deneyimler yaşamış olmak da çok önemlidir. Cinsel isteksizliğin kişiye göre değişen farklı sebepleri vardır, tıbbi , psikolojik ve farmakolojik faktörlerin bir kombinasyonudur. Kadınlarda özellikle evlililik ya da ilişkide anlaşmazlık varsa cinsel sorunu da beraberinde getirmektedir. Kişi partnerini fiziksel olarak çekici bulmuyorsa ya da duygusal açıdan ilgisi- sevgisi azalmışsa, ona karşı arzu duymaz ve bu durum da cinsel isteğin kaybolmasına yol açabilir.
Dış etkenler de kadınlarda cinsel isteksizlik yaratır mı
Kadınlarda organik sebebe bağlı (östrojen eksikliği, menapoz, hiperprolaktinemi, vajinal enfeksiyon gibi) ağrılı ilişki de kadının eşinden uzaklaşmasına neden olur. Hamilelik ya da cinsel yolla bulaşan hastalık kapma korkusu da diğer bir isteksizlik nedenidir. Çocukluk döneminde yaşanmış travmalar, kötü deneyimler ya da aile tarafından aşılanmış cinsellik karşıtı tutum da cinsel isteksizliğe hatta vajinismusa sebep olmaktadır. Çiftler arasında cinsel ilgi bakımından bir dengesizliğin olması durumunda ortaya çıkabilen, erkek tarafından dayatılan ısrarlı cinsel performans baskısı da kadında azalmış cinsel istekle sonuçlanabilir.B unların dışında istek azlığı kronik stres, anksiyete ve depresyona bağlı olabilmektedir.
Erkeklerde cinsel isteksizliğin nedenleri nelerdir
Erkeklerde cinsel isteksizliğin nedenlerinin çoğu kadınlarda söylemiş olduğum sebeplerle aynıdır. Bunların dışında; erkeklerde daha sık olarak gördüğümüz cinsel istek azalmasının nedeni ‘performans anksiyetesi’ olarak da tanımladığımız başarısız olma kaygısıdır. Bunun altında yatan sorunsa çoğu kez ereksiyon kusuru ya da erken boşalma problemidir.
Depresyon libido kaybına neden oluyor mu
Çağımızın hastalığı depresyon da da libido kaybı en sık görülen bulgulardan biridir ancak tedavide kullanılan antidepresan ilaçlar da bazı hastalarda isteksizliğe neden olabilir. Ayrıca her iki cinste de bir çok ilaç etken olmakla birlikte en sık antiandrojen, antihipertansif ilaçlar, sakinleştiriciler neden olur. www.kadincazayiflama.com
İsteksizliği yenmek için bireysel olarak neler yapılabilir
Kişinin cinsel işlev bozukluğunu çözmek için yapacağı ilk şey “cinsel sorunu” olduğunu kabullenmektir. Partnerler karşılıklı olarak konuşabilmeli, yargılayıcı- suçlayıcı olmaktan kaçınmalıdır. Cinsel problem bir kişiye bağlı olabilir ancak iki kişiyi etkiler, bu nedenden dolayı ortak bir sorun olarak ele alınmalıdır. Eğer cinsel isteksizlik ilişkideki anlaşmazlıktan, çatışmalardan kaynaklanıyorsa birlikte çözüm yolları aranmalıdır. Bireysel çabalar sonuç vermiyorsa; tıbbi bir duruma bağlıysa konunun uzmanına, psikolojik sorunlara bağlıysa bir psikiyatriste ya da cinsel terapiste başvurulmalıdır.
Çiftlerin tedaviye birlikte mi gelmeleri gerekir
Çiftin tedaviye birlikte katılması son derece önemlidir. Bununla birlikte çocukluk döneminde hatta sonrasında yaşanmış bir travma, taciz ya da istismar varsa tedavinin sağlıklı ilerleyebilmesi için ilk önce bireysel tedavi uygulanması gerekebilir. İlaç kullanımına bağlı cinsel fonksiyon bozukluğu varsa; bunun bırakılması, dozunun ayarlanması ya da değiştilmesi gerekmektedir.
Kaynak: Hülya Soylu
Verem tedavi edilmezse…
Nisan 3, 2010 admin
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık
Yaprak KOÇER/DHA 3 Nisan 2010
Tedavi olmamış verem hastalarının, hastalığı bulaştırma riski çok fazla. Bu kişiler her yıl en az 10 kişiyi hasta edebilir.
Samsun Göğüs Hastanesi ve Göğüs Cerrahisi Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Servet Kayhan, veremin insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olduğunu belirterek, Türkiye’de görülme sıklığının yüz binde 30 olduğunu söyledi. Nemli, rutubetli yerlerde kalan, akciğer sağlığını tehdit eden tozlu işlerde çalışanlarda, sigara ve alkol kullananlar ile kronik hastalığı olan kişilerde bu hastalığın görülme riskinin daha yüksek olduğunu belirten Dr. Kayhan şunları söyledi:
“Hastalık özellikle 20- 35 yaş arasındaki gençlerde sık görülüyor. Bir verem hastasının öksürmesi veya hapşırmasıyla havaya milyonlarca tüberküloz mikrobu yayılıyor. Bugün her üç kişiden birisi bu mikrobu almış durumda. Fakat bu mikrobu alan herkes hasta olmaz. Ayrıca bir hasta hekime başvurmayıp tüberküloz başlamış bir şekilde toplumda dolaşırsa, bu aynı bir canlı bomba gibidir. Toplum için potansiyel bir tehlike. Bu kişi her sene en az 10 kişiyi hasta edebilir. Tedavi edilmeyen her hasta da yeni 10 hasta demektir. Bu sebeple uzun süre geçmeyen öksürük, balgam çıkarma, gece terlemeleri, kilo kaybı gibi belirtiler gösteren kişilerin mutlaka hekime başvurmaları gerekir.”
Özellikle son yılarda ilaca dirençli vaka sayısının arttığına da dikkat çeken Uzm Dr. Servet Kayhan, “Hasta eğer tedavisini düzenli yapmazsa, düzenli ilaç almazsa hastalık ilaca karşı direnç kazanıyor ve bu durumda tedavi daha da zorlaşıyor. Bu hastalarda tedavi oranı yüzde 50’ye düşerken tedavi süresi de 2 yıla kadar uzuyor” dedi.
En fazla mide kanseri Türkiye’de
Türkiye’de kişi başı 18 gram tuz tüketildiğini belirtilen uzmanlar, aşırı tuz tüketiminin mide kanseri riskini artırdığına dikkat çekiyor.
Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Başkanı Prof. Dr. Kutluk Tezer, Türkiye’de kişi başına 18 gram tuz tüketildiğine, bunun mide kanseri oranını yükselttiğine dikkati çekerek, “Buna rağmen tuzluk sallamaya devam ediyoruz” dedi.
Tezer, 5. Ulusal Kanserli Hastalar Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada, kanser konusunda vatandaşlarda farkındalık ve bilinç yaratmanın önemini vurguladı.
Tüm kanserlerin yüzde 43 oranında engellenebileceğine dikkati çeken Tezer, hastalığın önlenmesi konusunda vatandaşların sahip olduğu bilgileri davranış değişikliğine dönüştürmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’de ciddi bir kanser yükü olduğuna işaret eden Tezer, kanserden korunma çalışmalarının önemine değindi. Tezer, vatandaşların birçoğunun alkol ve tütün kullanımının kansere yol açtığını bildiğini ancak tütün kullanımı konusunda davranış değişikliğine gitmediğini söyledi.
Obezite ve fiziksel aktivite konusunda ise farkındalık düzeyinin oldukça geri olduğunu belirten Tezer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hala kişi başına 18 gram tuz tüketen bir ülkeyiz. Bu da mide kanserine rastlanma oranını yükseltiyor. Buna rağmen tuzluk sallamaya devam ediyoruz. Tuzluk sallamayın diyoruz. Haftada üç defa fiziksel aktivite yapmak gerek. Fiziksel aktivite yapmanın yolu pahalı spor salonlarından geçmiyor. Hava kötüyse evde kalmak istiyorsanız, ister yarım saat dans edin, ister folklor oynayın ya da evin camlarını silin.”
Tezer, kanserden korunmada gençlerin doğru beslenmeye yönlendirilmesinin ve ürünlerin üzerinde kalori bilgilerinin yer almasının da önemini vurguladı. Uluslararası Kanser Savaş Örgütü Başkanı Prof. Dr. David Hill de kanserle mücadelede işbirliğinin şart olduğuna işaret etti. Dünya Kanser Örgütü’nce (UICC) yapılan araştırma hakkında bilgiler veren Hill, katılımcıların alkol ve sigaranın kansere yol açtığını bildiğini, ancak obezite ile kanser arasındaki ilişki konusunda bilgi sahibi olmadığını söyledi.
Araştırmaya katılanların dörtte birinin kanser konusunda kaderci bir yaklaşım sergilediğini ifade eden Hill, katılımcıların yüzde 25′inin kanser konusunda tam bilgilendirme ve tedaviye katkı sürecine katılma gibi bir isteğinin olmadığını kaydetti.
AVRUPA KANSERE KARŞI HAFTASI
Avrupa Kanser Cemiyetleri Direktörü Wendy Yared ise Avrupa’da kanserle mücadele konusunda devlet kurumlarının temsilcilerinin, hasta yakınlarının ve hastaların katılımıyla “Avrupa Kanser İnisiyatifi” oluşturulmasının planlandığını bildirdi.
AB Komisyonu’nun, Avrupa Kanser Ligi’nden “kanserden korunma”, “kanser araştırmaları”, “sağlık ve bakım” ile “bilgilendirme” konularından birini yönetmesini istediğini kaydeden Yared, Avrupa Kanser Ligi’nin kanserden korunma programını yürütmeyi tercih ettiğini söyledi.
Yared, 2011′den itibaren mayıs ayının son haftasının, “Avrupa Kansere Karşı Haftası” olarak kabul edileceğini ve çeşitli etkinlikler yapılacağını açıkladı. Bir gazetecinin, “morfin kullanım oranları” ile ilgili sorusu üzerine, Prof. Dr. Hill, kanserde ağrının en önemli tedavi ilacı olan narkotik ilaçların değişik nedenlerle kullanılamadığını söyledi. Dünyada afyon ve morfinin kanunsuz kullanımı nedeniyle tıbbi kullanımı konusunda sıkıntılar yaşandığına işaret eden Hill, bunların kanunsuz kullanımının engellenmesi, tıbbi kullanımının önünün açılması için uluslararası anlaşmalar yapılması yönünde çabalar olduğunu kaydetti.
KANSERLE İLGİLİ BİLGİ VE DAVRANIŞLAR ARAŞTIRMASI
UICC, Roy Morgan Research International ve Gallup tarafından Türkiye’nin 18 ilinde 18 yaş üstü 2 bin 19 kişinin katılımıyla yapılan araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 85′i hiç alkol almıyor. Tütün kullanım oranı erkeklerde yüzde 54, kadınlarda ise yüzde 20.
“Son bir ayda hiç güneş yanığı oldunuz” sorusuna katılımcıların yüzde 61.6’sı hayır, yüzde 35.3 “evet” yanıtı veriyor.
Kişilerin fiziksel aktivitelerin yoğunluk gösterdiği yerlerin başında yüzde 8.8 ile işyerleri geliyor, bunu yüzde 7.6 ile ev, yüzde 1.4 ile spor salonları takip ediyor.
Katılımcıların yüzde 52.6’sı kanserin tedavi edilebileceğini, yüzde 24.1′i ise tedavi edilemeyeceğini düşünürken yüzde 23.3′ü bu konuda kararsız kalıyor. Kanser, kalp hastalıkları ve AIDS’ten daha önemli bir sağlık sorunu olarak görülüyor. Katılımcıların yüzde 80.5′i kanseri, 60.4′ü kalp hastalıklarını, yüzde 20.1′i AIDS’i önemli bir sağlık sorunu olarak değerlendiriyor.
Kanser risk faktörleri açısından katılımcıların yüzde 92.9′u sigarayı, yüzde 90.4′ü alkolü, yüzde 71.5′i tütünü, yüzde 70.9′u stresi, yüzde 67.8′i yağlı yiyecekleri, yüzde 61.5′i aşırı kiloyu, yüzde 43.6’sı cep telefonunu, yüzde 39.6’sı sebze tüketilmemesi, yüzde 38.4′ü yetersiz fiziksel aktivite, yüzde 23.6’sı ise musluk suyu kullanımını ilk sıraya koyuyor.
A.A
Erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin ortak özellikleri
Nisan 2, 2010 admin
Kategori - Erkek Sağlığı
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erkeklerin cinsel hayatlarındaki en büyük kabuslarından biri hiç kuşkusuz ki erken boşalmadır. Hemen her erkek hayatının bir döneminde erken boşalma sorunu yaşayabilir. Boşalma kontrol edilebilen bir reflekstir ve erken boşalmanın %100 tedavisi vardır.
Erkeklerin cinsel hayatlarındaki en büyük kabuslarından biri hiç kuşkusuz ki erken boşalmadır. Hemen her erkek hayatının bir döneminde erken boşalma sorunu yaşayabilir. Boşalma kontrol edilebilen bir reflekstir ve erken boşalmanın da tedavisi vardır.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Peki erkekler neden erken boşalır?
Erken boşalma genetik midir, yoksa öğrenilmiş bir refleks midir? Erken boşalmada psikolojinin rolü nedir? Cinsellik, aile ve evlilik konularında halkımızı bilgilendirmeyi ve farkındalığı arttırmayı camaçlayan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), erkeklerin korkulu rüyası erken boşalma hakkında çok çarpıcı bir basın açıklaması daha yaptı.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erken boşalma yerine denetimsiz boşalma ifadesini kullanmak daha uygundur
Erken boşalma ilkel bir savunmadır. Erken boşalmanın erkeklerin en sık yaşadığı cinsel sorunlardan biri olduğunu söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; ”Erken boşalma, erkeğin boşalma refleksi üzerinde istemli kontrolünün olmaması durumudur. Erkekler bize en çok erken boşalma şikayeti ile başvurmaktadırlar. Erken boşalma genellikle halk arasında partnerini tatmin edemeden boşalma, penis vajinaya girmeden, değer değmez ya da penis vajinaya girdikten birkaç dakika sonra boşalma olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlar kısmen doğru olmakla birlikte aslında erken boşalma yerine denetimsiz boşalma ifadesini kullanmak daha uygun olacaktır. Yani önemli olan erkeğin ne kadar sürede boşaldığı değil, boşalma refleksi üzerinde istemli kontrolü olup olmadığıdır.” dedi.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erken boşalmanın çok eski devirlerden beri var olduğunu söyleyen Dr. Keçe; ”Erken boşalma bize göre kazanılmış bir reflekstir. Çok eski devirlerde ilkel çağlarda yaşayan insanlar doğada yaşamlarını sürdürmek ve canlarını korumak zorundaydılar. Seks yaparken de bir yandan da her an vahşi bir hayvanın saldırabileceği korkusunu yaşamaktaydılar. Bu nedenle de erkek bir an önce işlerini bitirmeyi yani boşalmayı amaçlıyordu. Seksten keyif almak için huzurlu bir ortam gereklidir.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Eğer huzur yoksa ve tehlike varsa vücutta adrenalin salgılanır ve kişi bir an önce bulunduğu ortamdan kaçmak ister. Yani erken boşalma da insanın kendini korumak için geliştirdiği bir savunmadan oluşmuş ve nesilden nesile aktarılmış bir davranış örüntüsüdür. Yani erken boşalma ilkel bir savunmadır.” dedi.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erken boşalmada suçlu olan penis değildir
Seksin kişinin en saf ve savunmasız hali olduğunu söyleyen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak; ”Sevişirken insan en saf, en savunmasız halindedir, tehlikelere karşı açıktır. Bu, hem dışarıdan gelebilecek fiziksel tehlikeler olabileceği gibi, hem de başka bir insanla özel bir anı paylaşma ve ona karşı korunmasız durumda olmanın yaratabileceği tehlikedir. Yani erkek bazen bu yakınlıktan korkabilir ve yakınlığa karşı bir koruma kalkanı olarak da erken boşalma ortaya çıkabilir.” dedi.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erken boşalmanın birçok farklı nedene bağlı olarak oluşabildiğini söyleyen Psk. Bacanak; ”Cinsel sorunla karşılaşmak ve bunu kabul etmek erkek için kolay değildir. Çünkü erkekler cinsel performansı erkekliğin göstergesi olarak görürler. Erken boşalan erkekler bu durum karşısında partnerlerinden utanırlar ve özür dilerler. Bu çok yanlış ve yapılmaması gereken bir davranıştır. Ayrıca, bütün suçu penislerinde görürler ve penisi kontrol edemedikleri için kızarlar. Oya ki erken boşalmada suçlu olan penis değildir, olusuz düşüncelere ve bilişsel çarpıtmalara sahip olan beyindir.” dedi.
Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri
Erken boşalma erkeğin hayata karşı duruşu olabilir
Erken boşalmanın erkeğin hayata karşı duruşu ve hayatı algılayış biçiminin bir sonucu olarak da yaşanabileceğine dikkat çeken CİSED Genel Sekreteri Psikolojik Danışman Fatma Ayrık; “ Erken boşalan erkeklerin ortak özellikleri vardır. Bunlar;
-Hızlı yemek yerler,
-Hızlı araba kullanırlar,
-Hızlı konuşurlar,
-Her konuda aceleci ve sabırsız davranırlar,
-Çabuk sinirlenirler, stresli ve gergindirler,
-Kontrolsüz davranışları vardır,
-Ya çok çabuk güvenirler ya da güven duymada zorlanırlar,
-Kaygılı ruh halleri vardır,
-Çocukluklarında babalarıyla sorunları vardır,
-Çocukluklarında yataklarını ıslatmışlardır,
-Genellikle eğitim düzeyleri yüksektir,
-A tipi kişilik yapısına sahiptirler.
Yani rekabetçi, sosyal alanda ve mesleğinde hırslı, sabırsız, aynı anda birkaç iş yapmayı seven, insanlara ve olaylara çabuk sinirlenen, onaylanmayı bekleyen, sorunlu bir dinlenme tarzı olan, daima telaşlı, vb. özellikleri vardır. Eğer erkek bu özelliklerini kontrol edemezse yatakta boşalmasını kontrol etmesi de çok zordur. Çünkü erken boşalma erkeğin hayata karşı bir duruşu, varoluş şekli de olabilir.” dedi.
Milliyet
Çocuklarda başağrısı
Mart 25, 2010 admin
Kategori - Çocuk Sağlığı
Mersin Tıp Fakültesi Nöroloji ve Halk Sağlığı Anabilim Dalları’nın yaklaşık 6 bin öğrenci üzerinde yaptığı araştırmaya göre, ilköğretim 2. ve 5. sınıf öğrencilerinin yüzde 49’u; ortaokul ve lise dönemi çocukların ise yüzde 79’u, sıklıkla baş ağrısı çekiyor.
Kızlarda 11 yaş sonrasında başağrısı sıklığı, erkeklere oranla iki kat artarken, ailelerin yüzde 36’sı, çocuklarının başağrısının farkında değil.
Çocuklarda baş ağrılarını en sık tetikleyen nedenler arasında stres, bilgisayar oyunları, taşıt yolculuğu, bazı gıdalar, düzensiz beslenme, uyku düzeninin bozulması, aşırı sıcak-soğuk hava koşulları gösteriliyor.
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Aynur Özge, üniversiteleri bünyesinde yürüttükleri ve 5 bin 562 öğrenci üzerinde yaptıkları araştırmanın sonuçlarını açıkladı.
Çocuklarda başağrısının baş bölgesinde hissedilen ve çocukların okul performansları, ev ödevleri, boş zaman aktiviteleri ve günlük yaşamdan zevk almalarında etkilenmeye yol açan ağrı hissi olarak tanımlandığını belirten Özge, çocuklarda gözlenen başağrılarının erişkinlerdeki gibi ataklar ve atak arası dönemler ile pek çok bakımdan farklı özellikler taşıdığını kaydetti.
Çocuklarda başağrısı sıklığının yüzde 5.9 ile yüzde 93.3 arasında değiştiğini bildiren Özge, bu rakamsal farkın çalışmaların yapıldığı ülkelerin yaşam stiline ve bu veriye kaynak olan çalışmanın dizaynına bağlandığını ifade etti.
Çeşitli bilimsel verilere göre, 3 yaşındaki çocukların yüzde 3-8’inde, 5 yaşındakilerin yüzde 19.5’inde, 7 yaşındakilerin yüzde 37-51.5, 7-15 yaş arasındaki çocukların ise yüzde 57-82’sinin başının ağrıdığını aktaran Özge, Türkiye’de de son yıllarda Mersin, Denizli, Bursa, Aydın, İzmir, Ağrı gibi çeşitli illerde yapılan nitelikli çalışmaların da bu gerçeği doğruladığını dile getirdi.
-”MİGREN VE GERİLİM TİPİ BAŞAĞRILARI ORANI”-
Mersin Tıp Fakültesi Nöroloji ve Halk Sağlığı Anabilim Dallarının işbirliği ile 2001’de 23 okul ve 5 bin 562 çocukta yapılan çalışmalarının ardından 6 yıl sonra aynı gruptan ulaşılabilen bin 152 çocuk ile tekrarladıklarını bildiren Özge, araştırmalarının sonuçlarıyla ilgili şu bilgileri verdi: “Mersin’de ilkokul çocuklarının (2-5.sınıf) yüzde 49.2’si, ortaokul ve lise dönemi çocukların ise yüzde 78.7’si sık sık başağrısı yaşadıklarını bildirdi. Öğrencilerin yüzde 31.3’ü ise görüşme sırasında başağrılarının olduğunu belirtti.
11 yaş öncesinde kızlar ve erkekler, benzer riske sahipken sonrasında kızlarda başağrısı sıklığı erkeklere oranla iki kat artıyor.
Başağrısı olan çocukların yüzde 35.1’i primer başağrısı olarak isimlendirilen, çocuğun muayenesi ve tıbbi tahlillerinde anormalliğin olmadığı, beynin kendi kimyasal yapısı ile ilgili bozuklukların neden olduğu migren (yüzde10.4) ve gerilim tipi başağrısı (yüzde 24.7) tanısı aldı.
Çocuklarda başağrılarını en sık tetikleyen nedenler arasında stres, bilgisayar oyunları, taşıt yolculuğu, bazı gıdalar, açlık (düzensiz beslenme), uyku düzeninin bozulması, aşırı sıcak-soğuk hava koşulları bildirildi.”
-”BAŞI AĞRIYAN ÇOCUĞUN AİLE BİREYİNİN DE BAŞI AĞRIYOR”-
Prof. Dr. Özge, başı ağrıyan çocukların yüzde 81.1’inde başta anne olmak üzere en az bir aile bireyinin daha başının ağrıdığını belirterek, “Araştırmaya göre, ailenin ilk çocuğu olmak başağrısı riskini artırıyor. Düşük sosyoekonomik düzey, üvey anne-baba ile yaşamak, babanın işsiz olması da başağrısı sıklığını artırıyor” dedi.
Göçmenlerde başağrısının yüzde 50.5-47.2 oranıyla daha sık olduğuna işaret eden Özge, şöyle devam etti: “Araştırmaya katılan çocukların yüzde 51 ile yüzde 70.2’si, yaşamlarında en az bir kez başağrısı için ağrı kesici kullanıyor. Çoğunluğu eğitimli ve çalışan anne-baba olmak üzere ailelerin yüzde 36’sı çocuklarının başağrısının farkında değil.
Başağrılı çocukların büyük kısmı ölçeklerle tespit edilecek düzeyde anlamlı yaşam kalitesi düşmesi ile karşı karşıya.Çocuğun kişilik özelliği (özellikle içe kapanık, okul dışı etkinliği olmayan kaygılı çocuklar) ve ailenin sosyokültürel yapısı, başağrısı gelişimi ve varolan başağrısının olumsuz etkilerinin şiddeti için birinci derecede etkili.”
Prof. Dr. Özge, tekrarlayan başağrılarının çocukların akademik başarısı, yaşam kalitesi ve sosyal ilişkilerini olumsuz şekilde etkilediğini kaydetti.
-AİLELERE ÖNERİLER-
Tekrarlayan başağrısı olan çocukların büyük kısmının erişkin olduklarında kronik başağrısı gelişimi için yüksek bir risk taşıdığını dile getiren Özge, ailelere ve öğretmenlere aşağıdaki önerilerde bulundu: “Çocukların başı ağrıdığında, öncelikle bu durumu bir sorun olarak kabul edin. Ona dinlenmesi ve gerekiyorsa uyuması için zaman verin. Ağrısının tanısının konması ve takibi için bu konuda uzmanlaşmış bir hekim ile görüşün. Çocuğunuzun yaşam ritmini gözden geçirin ve ona gerekli deşarj zamanlarını bıraktığınızdan emin olun. Ağrılarını bir günlüğe kaydettirerek veya resmetmesini isteyerek konuyu netleştirin. Ağrılı zamanları ile örtüşen olayları yakalamaya ve mümkünse uzaklaştırmaya çalışın. Yapacaklarınızın sizin ve çocuğunuzun sağlığı ve yaşam kalitesi oranında toplumun geleceği içinde hayati önem taşıdığını aklınızda bulundurun.”
Uyurken neden diş gıcırdatırız?
Mart 25, 2010 admin
Kategori - Ağız ve Diş Sağlığı
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Çiğdem Küçükeşmen, gece uyurken dişlerin gıcırdatılması ve çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunların yattığını söyledi.
Küçükeşmen, yaptığı açıklamada, gece uykuda diş gıcırdatma veya diş sıkma sorunun temelinde psikolojik etkenlerin etkin rol oynadığını belirterek, şunları söyledi:
“Uyurken diş gıcırdatma veya çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunlar yatmakta, çözüm ise sıkıntıya neden olan sorunun giderilmesinde. Eğer gece uykunuzda bilinçsiz olarak dişlerinizi gıcırdatıyorsanız, mutlaka gün içinde yaşadığınız sorunlar sizi etkisi altında bırakmıştır. Bize gelen şikayetlerde bu bulgulara rastlıyoruz. Günlük hayatımızda çeşitli problemlerden dolayı strese kapılmaktayız, bunlar da bizleri olumsuz etkiliyor. Gece uykuda ise bunların yansıması yaşanıyor.”
Diş gıcırdatmaya çocuklarda ve hatta dişleri çıkan bebeklerde de rastlandığını kaydeden Küçükeşmen, “Çocuğunuzda diş gıcırdatma olayına şahit oluyorsanız, mutlaka sorunlarını irdeleyin. Arkadaşları ile tartışma yaşamış olabilir, bakıcısı ile problemi olabilir. Bunları sorgulayın” dedi.
Diş gıcırdatmanın bilinçaltında yapıldığını ve uykuda olan kişinin bunun farkında bile olmadığını belirten Küçükeşmen, diş yapısının da diş gıcırdatma olayına etken olabileceğini savundu. Sorunun zamanında giderilmesi gerektiğini vurgulayan Çiğdem Küçükeşmen, sürekli diş gıcırdatma olayının yaşanması halinde eklemlerde ağrı, çene dokusunda hassasiyet oluşabileceğini ayrıca baş ağrısı ve ağız yapısının bozulabileceğini kaydetti.
Bunun yanı sıra dişlerin sürtünmeden dolayı zarar göreceğini bildiren Küçükeşmen, “Önlem alınmadığı takdirde sürtünmelerden ötürü diş yapısı zarar görür. Küçülmeler oluşabilir” uyarısında bulundu.
Çocuğunuz olmuyorsa Varikoseliniz olabilir!
Mart 20, 2010 admin
Kategori - Erkek Sağlığı
Tek tedavisi ameliyat olan bu sorunun çözümü ile birlikte çocuk sahibi olabilme şansı da artıyor. Alman Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Tansel Kaplancan, çoğu zaman belirti vermeden seyreden ve bu nedenle çiftlerin canını sıkan bu sorunla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
Sperm oluşumunu engelliyor
Varikosel; erkeklerde, torbalardaki ( testislerdeki ) toplardamarların genişleyip varisleşmesi sonucu içerisinde kan birikmesiyle oluşan bir hastalıktır. Toplardamarların iç yüzeyinde kan dolaşımını düzenleyen kapakçıklar işlevlerini yitirmiştir ve kanı boşaltamamaktadır. Testisten çıkan toplardamarların aşırı ve anormal olarak genişlemiş olması, testiste ısı etkisi ve beslenme bozukluğu sonucu sperm üreten hücreleri toksik bazı maddelerle karşı karşıya bırakır. Bu durum maddeler testis içinde etki yarattığı için sperm oluşumunu kötü etkiler. Testislerin sonografik muayenesi ve damarsal araştırılması gerekir. Böyle bir durum cerrahi müdahale ile düzeltilir.
Kısırlıkta payı büyük
Puberte sonrası erkeklerin yaklaşık % 10-20 sinde görülür. Kısırlık (infertilite) şikayeti olan erkeklerin ise yaklaşık %40’ında varikosel mevcuttur. Sekonder infertilite şikayeti olan erkeklerde (önceden en az bir çocuğu olan ancak şimdi kısırlık şikayeti çeken kişilerde) ise bu oran % 80’lerin üzerine çıkmaktadır. Varikosel her iki testiste de görülebilir. Ancak anatomik komşulukları dolayısıyla sol testiste görülme oranı % 85, sağ testiste görülme oranı ise % 15 civarındadır. Bir taraftaki varikosel genellikle diğer testisi de etkilemektedir.
Bu belirtilere dikkat!
Varikosel çoğu zaman hiçbir belirti vermez. Ancak bazen aşağıdaki belirtiler görülebilir:
Testislerde ağrı
Testislerde küçülme
Testislerde dolgunluk hissi
İnfertilite (kısırlık)
Gözle görülebilen genişlemiş damarlar
Ele gelen genişlemiş damarlar
Tanısı nasıl konulur?
Bazen hastalar testislerinde gördükleri veya ayakta iken ellerine gelen genişlemiş damarlar sebebi ile doktora gelirler. Doktor tarafından yapılacak elle muayene ile genellikle tanı konur. Bazen ultrasonografi / Doppler gerekebilir. Bütün varikoselli hastalara 4 günlük cinsel perhizden sonra sperm tahlili (spermiogram) yapılıp sperm sayısı, hareketliliği ve şekilleri araştırılmalıdır. Hastaların yaklaşık %70 inde sperm yoğunluğu ve hareketliliği azalmış, şekilleri bozulmuştur. Bu hastalarda yüksek oranda kısırlık görülür. Kısırlık şikayeti olan varikoselli erkeklerde, çok yoğun ağrı şikayeti olanlarda ve testislerinden biri diğerine göre anlamlı küçülme göstermiş varikoselli erkeklerde cerrahi tedavi önerilir. Tedaviye geçmek için varikoselin mutlaka sperm değerlerini bozmuş olması gerekir. Yani spermi normal ise tedavi edilmeyebilir. Evli olmayan erkeklerde de varikosel bulunmuş ve sperminde bozulma başlamış ise tedavi yapılmalıdır.
Basit bir ameliyat ile çözülüyor
Ameliyat sırasında mikroskop kullanılması önerilmektedir. Ameliyatı kasık bölgesinden yapılan küçük bir kesi ile gerçekleşir. Basit bir ameliyattır ve genellikle hastane de yatmayı gerektirmez. Varikosel ameliyatının başarı şansı değişiktir. Mikroskobik yapılan ameliyatların başarı şansı diğerlerine oranla çok daha yüksektir. Yaklaşık 30-60 dk. sürer. Bu sırada testisle ilgili diğer oluşumların zarar görmemesine özen gösterilmelidir. Varikosel ameliyatı dikkatli yapılmaz ise hidrosel (testis çevresinde sıvı birikimi), atrofi gibi komplikasyonlar görülebilir. Ama son yıllarda, ameliyat tekniğinde elde edilen ilerlemeler sayesinde bu komplikasyonlara hemen hemen hiç rastlanılmamaktadır. Bunda cerrahın deneyimi önemlidir. Ameliyat olacak kişilerin bunu iyi bilmesi ve ameliyatı yapacak doktordan da bu konuda bilgi alması gerekir. Ameliyattan 3 ay sonra sperm üretiminde düzelme görülmeye başlar. Sperm üretimindeki düzelme ameliyat olan hastaların %50-80 inde görülür. Gebelik üzerindeki etkisi de yüzde 20-69 civarında artmaktadır. Azoospermi olgularında da varikosel ameliyatı yapılması önerilirse de, başarısının daha düşük olacağı önceden belirtilmelidir.
Kısırlık tedavisi ile hamile kalanlarda dış gebelik daha sık mı görülür?
Ocak 7, 2010 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik döneminde çıkan sivilceler nasıl tedavi edilir?
Ocak 7, 2010 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik


