Şişko göbeğinizin sorumlusu kim?

Mart 24, 2010 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Dilara Koçak

İnsülin hormonu bu konuda çok önemli bir rol oynar. İnsülin seviyemizi etkileyen her unsur, göbeğimizde ne kadar yağ depolayacağımızı belirler

Yağ dokusu nasıl artıyor hiç düşündünüz mü? İnsülin hormonu bu konuda çok önemli bir rol oynar. Yoğun bir şekilde salgılanan insülin, enerjiyi (kaloriyi) yağ dokularında trigliserid formunda depolaması için vücudumuzu zorlar. Böylece, teorik olarak insülin seviyemizi etkileyen her unsur, aynı zamanda göbeğimizde ne kadar yağ depolayacağımızı da belirlemiş olur.

İNSÜLİNİ ETKİLEYEN 7 UNSUR
Vücudumuzdaki hormonların dengesini sayısız faktör etkiler. Özellikle uzumanların riskli bulduğu göbek çevresi yağlanması varsa, bunun nedeni aşağıdakilerden biri ve birden fazlası olabilir. Eğer göbeğiniz yağlanıyorsa, yağ dokusu metabolizmasını etkileyen yedi unsuru gözden geçirin.

1. ALINAN KALORİNİN TİPİ: Basit karbonhidrat ve şeker kalorileri, yağ ve proteinden daha çok insülinogeniktir yani pankreası daha çok insülin salgılanması için uyarır.
2. UYKU MİKTARI: Çalışmalar, yeteri kadar uyumayanların insülin seviyesini ters olarak etkilediğini gösteriyor.
3. STRES SEVİYESİ: Stres hormonu olan kortizolün seviyesinin yükselmesi, insülin seviyesini olumsuz olarak etkiler.
4. BAZI İLAÇLAR: Çalışmalar, antidepresan gibi ilaçların, bazı kişilerde insülin direncine neden olabildiğini gösteriyor.
5. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Ergenlik, hamilelik, menopoz. Tüm bunlar insülin seviyesinde olduğu gibi, kilodaki değişiklikle de bağlantılıdır.
6. MEVSİMLER: Yağlar vücudumuzu dış etkenlere karşı korur ve ısıtır. Bu yüzden özellikle kış aylarında vücut yağlanma eğilimi gösterir. İnsülin hassasiyetiniz varsa bu konuda da tedbirli olmanız gerekir.
7. HASTALIKLAR VE TIBBİ DURUMLAR: Genetik bazı hastalıklar vücudun hormon dengesini değiştirebilir.

KAN ŞEKERİNİ NORMALLEŞTİRMEK
Karbonhidratlar, vücudumuzun temel enerji gereksinimini sağlar. Hücreler tarafından emiliminin gerçekleşe-bilmesi için karbon-hidratın en küçük birimi olan ‘glikoz’a dönüşmesi gerekir. Glikoz, beyin ve diğer organlarımız için enerji kaynağıdır. Yalnız hücrelerin bu glikozu kullanabilmesi için insülin hormonuna ihtiyacı vardır. İnsülin hormonumuz pankreastan salınır ve hücrelerin glikoza karşı geçirgenliğini, kullanımını kolaylaştırarak, glikozdan yağ oluşumunu uyarır.

Açlık halinde enerjimiz yağ deposundan sağlanır, ancak bunun için insülin seviyesinin düşük olması gerekir. İnsülin metabolizmasında meydana gelen bozukluk, aşırı insülin salınımı, sürekli glisemik indeksi yüksek besinlerin yenilmesi, bireyin açlık ve tokluk sinyallerini, yağ depolamasını, açlığını kontrol edememesine sebep olur. Birey sürekli tatlı yemesine rağmen yeniden ve sürekli tatlı ihtiyacı hisseder.
Şeker ve beyaz un tüketiminin en önemli etkisi insülin metabolizması üzerinde olur, çünkü bu iki besin kan şekerini hızlı yükseltir. Yani glisemik indeksi yüksek olan besinler arasında yer alırlar.

Bu besinler, açlık ve tokluk metabolizması üzerinde önemli etkiye sahiptir. Glisemik indeksi düşük olanlar yani kan şekerini hızlı yükseltmeyenler ise daha uzun süre tokluk hissi verir ve insülin hormonunun aşırı salınımına sebep olmazlar. Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten üç - dört saat sonra anormal acıkma ve gece tatlı yeme isteği gibi şikayetler, insülin metabolizmasında bozukluğu düşündürür.

Özellikle fazla kilonuz varsa ve bu yağlanma göbek bölgenizde dikkat çekici ise mutlaka bir endokrinoloji ve diyabet uzmanına danışın. Sadece açlık kan şekerine bakmak böyle bir durum için yeterli değildir. Mutlaka insülin ve glikoz metabolizması beraber değerlendirilmelidir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu bu bozukluk olabilir. Yedikleriniz enerji olarak kullanılamayıp yağ olarak depolanıyor olabilir.

RESTORANA GİTMEDEN ÖNCE İŞTAHINIZI BASTIRIN
Çantanızda bulunduracağınız ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişlerden birkaç tane atıştırarak, masaya yemekten önce konan sepetteki ekmekleri silip süpürmenizi önlersiniz. Ekmeğinizi batırdığınız masum gözüken kekikli zeytinyağının ise en az   10 - 15 bademe eşit olduğunu hatırlatmak isterim.

ÖĞÜNÜNÜZÜ BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNÜN
Yemeğin yanında alacağınız alkollü veya sodalı içeceklerin de yüksek kalorili olabileceğini hatırlayarak, daha önceden bu konuda yapacağınız küçük hesap, doğru bir seçime yardımcı olacaktır.
Yemeğin sonunda mutlaka bir tatlı ısmarlamak istiyorsanız, mümkünse sütlü veya meyveli bir tatlı daha makul bir seçenektir. Diğer yemekleri olduğu gibi, tatlıyı da bir arkadaşınızla paylaşmanız mümkündür.

ARADA BİR MOLA VERİN
Haftada bir yapacağınız küçük bir sapma, diyetinizi bozmaz. (Kronik bir hastalıkla ilgili diyet yapmıyorsanız veya doktor gözetiminde beslenmiyorsanız) Tabi eğer haftada tek bir günse.

İdeal kiloyu hesaplama yöntemi

Aralık 2, 2009 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Beden kitle endeksi, vücut ağırlığının (kg olarak), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle hesaplanır. Kadın ve erkekte obezite, beden kitle indeksi ile sınıflandırılır.

Beden-kitle indeksi ölçüleri şöyle:

TIKLAYIN

GAZETE HABERTÜRK

Obez çocukları bekleyen tehlike

Kasım 19, 2009 admin  
Kategori - Çocuk Sağlığı

Küçük ve obez çocukların, dumanaltı olmaktan diğer çocuklara göre daha kötü etkilendikleri bildirildi.

Amerikan Kalp Derneği’ne sunulan bir araştırmada, dumanaltı olmanın yeni yürümeye başlamış ve obez çocuklarda diğer çocuklara göre daha büyük damar ve diğer rahatsızlıklara neden olduğu, bu çocukların yaşamlarının ileri aşamalarında kalp rahatsızlığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğu belirtildi.

Ohio Devlet Üniversitesi’nin yaptığı araştırmaya katılanlardan John Bauer, dumanaltına maruz kalmakla, 2 ila 5 yaşlarındaki çocuklarda damar rahatsızlığı arasında bağlantı bulduklarını ifade ederek, bu yaş grubunda olup aynı zamanda obez olan çocukların damar ve diğer hastalıklara yakalanma riskinin iki kat daha fazla olduğunu vurguladı.
Araştırmada, 52’si küçük erkek ve kız çocuk ile yaşları 9 ila 18 arasındaki 107 dumanaltı olan çocuğun durumu karşılaştırıldı. Küçük çocukların yaşça büyüklere göre 4 kat daha fazla risk altında oldukları belirlendi. Bu duruma küçük çocukların sigara içen ebevenynlerine yaşları gereği daha yakın ve bağımlı olmalarının yol açmış olabileceği kaydedildi.

Küçük çocukların sigara dumanına maruz kalmaları nedeniyle sağlıklı dolaşım sisteminin devamı ve onarımında rol alan “endothelial progenitor” hücrelerinin sayısının da yüzde 30 oranında düştüğü ortaya çıktı.

ABD’deki çocukların yüzde 25′inin dumanaltı olduğu bildirildi.
A.A

Bugüne kadar yanlış diyet yapılmış

Kasım 17, 2009 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

İngiltere’deki bilimsel danışma kurulu tarafından hazırlanan raporda, son 18 yıldır diyet planları ve sağlıklı beslenme rehberi için temel alınan kalori hesaplama yönteminin yanlış olabileceği iddia edildi.

Beslenme Bilimsel Danışma Kurulu tarafından hazırlanan, ancak henüz 14 haftalık konsültasyon sürecinde bulunan taslak rapora göre, erişkinler günlük kalori alımlarını yüzde 16 artırabilirler.

Normalde günlük kalori alımı kadınlar için 2 bin, erkekler için de 2500 olarak hesaplanırken, kurul, obezite için daha önce belirlenen seviyeyi yükseltti ve insanların daha fazla hareket ederek, daha fazla yiyebilecekleri önerisinde bulundu.

Kurul, hazırladığı raporda, fiziksel aktivite yoluyla enerji yakmanın daha doğru yöntemlerle belirlendiğini belirterek, erişkinlerin yüzde 16 daha fazla kalori alabilmelerinin günlük fazladan 400 kalori anlamına geldiğini, bunun da orta boy bir peynirli burger olduğunu kaydetti.

14 haftalık konsültasyon sürecinin sonunda kurul nihai önerisini yapacak.

Ülkedeki sağlık kuruluşları ise, Sağlık Bakanlığı ve Gıda Standartları Dairesinin raporu, “halının altına süpürebileceğini” savunarak, raporun obezite salgınının tam ortasında halka karmaşık mesajlar verdiğini belirttiler.

Ulusal Obezite Forumu adlı kuruluş da, günde fazladan 400 kalori almanın tehlikesi olmadığını söylemenin “tehlikeli bir tavsiye” olduğu açıklamasından bulundu.
A.A

Domuz gribine bağlı zatürre öldürücü olabilir

Kasım 17, 2009 admin  
Kategori - Sağlık Haberleri

Tüm dünyada salgın halinde yaşanan Domuz Gribi virüsü sonucunda oluşan zatürre ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Dr. Hakan Solak zatürre ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Halk arasında zatürre olarak bilinen, (tıbbi tanımlamasıyla pnömoni), bakteri, virüs ve nadiren de parazitlerin oluşturduğu akciğer enfeksiyonu olarak tanımlanmaktadır. Akciğerde meydana gelen enfeksiyon sonucunda, alveol adı verilen hava keseciklerinin içinin dolmasına, bu durum da solunum yetmezliğine neden olmaktadır.

Zatürre daha çok, ileri yaşlarda, kronik akciğer ve kalp hastalığı olan kişilerde, sigara kullananlarda, alkolizm ve madde bağımlılarında, bilinç bozukluğu olan kişilerde sık görülmektedir. Küçük çocuklarda, ileri yaştakilerde ve kronik hastalığı olanlarda daha ağır seyreder ve ölümle sonuçlanabilir.

Hastalık genellikle ateş, halsizlik ve boğaz ağrısı ile üst solunum yolu enfeksiyonu gibi başlayabilir. Birkaç gün sonrasında, genellikle 39 dereceyi aşan yüksek ateş, titreme, nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarmayla beraber batıcı göğüs ağrısı da eklenebilmektedir. Bazen atipik seyirli zatürrelerde bu bulgular belirgin olmayıp karın ağrısı, bulantı, ishal gibi belirtilerde ön planda olabilir.

Çok yaşlı hastalarda öksürük ve balgam çok az olabileceği gibi, ateş de fazla yüksek olmayabilir. Bazen zatürreye neden olan bakteriler kan yolu ile tüm vücuda yayılarak ölümle sonuçlanabilen çok ciddi bir tabloya da neden olabilir.

Zatürreye neden olan bakteriler normalde sağlıklı kişilerin boğaz florasında bulunmaktadır ama hastalık oluşturmazlar. Virüslerin neden olduğu gribal enfeksiyon sonrasında bu bakteriler zatürreye sebep olmakta, esas tehlikeli ve solunum yetmezliğine sebep olan tablo oluşmaktadır.

Zatürre teşhisi, muayene, akciğer filmi ve bazı kan tetkikleri ile konulmaktadır. Hasta olan kişinin saçacağı damlacıkla (öksürme, hapşırma, hatta konuşma esnasında) temas eden kişilere (1-2 metre mesafe) zatürre bulaşabilmektedir. İnsanların kalabalık olarak bulunduğu, okul, cezaevleri gibi yerlerde zatürre salgınları olabilmektedir.

Virüsler de zatürreye sebep olabilmektedir, buna virüs direkt kendi sebep olabildiği gibi, grip salgınları esnasında bakterilerin (özellikle streptekok ve stafilokok bakterileri) eklenmesiyle çok tehlikeli ve öldürücü olabilecek zatürreler gelişmektedir.

Domuz gribi virüsü ile grip olmuş kişilerde de bu bakteriler öldürücü zatürrelere sebep olabileceği için çok dikkatli olunmalıdır. Zatürreye karşı geliştirilmiş aşı bazı bakteri türlerine karşı koruyucu olabileceğinden, risk gruplarında bu aşının yapılması önerilmektedir. Zatürre olan kişiler hastalığın ağırlığına ve seyrine göre, ayakta ya da evde tedavi edilebilir.

Haberturk

Ender Saraç - Aç Bırakmayan Diyet

Kasım 16, 2009 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Dr.Ender Saraç hem zayıflamanızı sağlayacak hemde tok tutacak keyif alarak yapacağınız bir diyet listesi.
Tok tutan diyet
sabah
*1 dilim tam buğday emneği
*Az yağlı peynir
*Lop yumurta
*Maydanoz, sivri biber
*1 tatlıkaşığı bal
Öğlen
*1porsiyon tavuk yada balık
* Yeşillikleri bol bir salata
*1Porsiyon zeytin yağlı kabak yada ıspanak,yada pazı yemeği
Ara
*Sütlaç yada puding bol tarcınlı
*1kivi veya muz
*1 avuç ceviz yada badem
Akşam
*Çorba(mercimek veya diğer baklagillerden)
*ıspanaklı börek(sıvı yağ ile yapılmış)
*Közlenmiş biber
*Zeytin yağlı taze fasulye
Gece
*Fırında meyve veya tarçınlı cevizli meyve salatası
*çekirdekli siyah üzüm
Not gün içersinde 5-6 bardak yeşil çayveya rezene.

Karaciğer Hastalığında Yağ, Yumurta, Et Zararlı mıdır?

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık

Karaciğer vücudumuzun fabrikasıdır. Proteinler karaciğerde yapılır. Proteinin yapıtaşı amino asitlerden ayrılan amonyak karaciğerde üreye çevrilerek sıvılarla vücuttan atılır. Yağların sindirimi . için gerekli safra karaciğerde oluşur. Yağda eriyen vitaminler, demir, glikojen karaciğerde depolanır. Yine karaciğerde bütün besin öğelerinden enerji oluşur. Alkol karaciğerde enerjiye dönüşerek vücuttan atılır.

Bu kadar çok çalışan organın sağlığını koruması için yeterli ve dengeli beslenmesi zorunludur. Karaciğere en çok zarar alkolden gelir. Yine her türlü toksik madde karaciğeri bozar. Bazı mikroplar da karaciğerde hastalık yapar. Karaciğer haftalıklarının en çok bilineni tıp dilinde enfeksiyöz hepatit denen sarılık ve sirozdur.

Karaciğer hastalıklarının tedavisinde hastanın uygun şekilde beslenmesi önem taşır. Hastalarda iştah azlığı, bulantı ve kusma görülmesi besin alımını azaltabilir. Ayrıca hastalığın ilk döneminde, hasta karaciğer amonyağı üreye çeviremediğinden kanda amonyak yükselmesi olabilir. Yine sirozda amonyaklı su birikimi ile karın şişliği olabilir.
Hastalıkta, yıpranan karaciğer hücrelerinin onarımı için proteince zengin ve enerjisi yüksek diyet alınması gerekir. Karaciğer hastalığında diyet önemlidir. Et ve yumurta en iyi kalitede protein kaynaklarıdır. Ancak fazla alman yağ, karaciğeri safra yapmaya zorlar. Halbuki iyileşmede karaciğerin dinlenmesi önemlidir. Ayrıca fazla yağın sindirimi güçtür, zaten iştahsız olan hastanın bulantı ve kusmalarını arttırabilir.

Karaciğer hastalıklarında diyet hastalığın belirtilerine ve hastanın durumuna göre ayarlanmalıdır. Aşağıda, belirtilere göre yenecek besinlere örnekler verilmiştir:

Kanda amonyak yüksek olduğu sırada proteinli besinler biraz azaltılmalıdır. Kaliteli protein kaynakları olan peynir, süt, yoğurt, yumurta, tavuk, balık ve et gibi besinler kullanılarak hem vücuda aşın protein vermekten sakınılmış olur, hem de bireyin protein ihtiyacı daha kolay karşılanır. Bunun yanında düşük kaliteli bitkisel proteinler biraz azaltılabilir. Yağı az olduğundan suda pişmiş tavuk eti özellikle tercih edilir. Sütlü tatlılar hem kaliteli protein hem enerji sağlarlar.
Ödemli durumda tuz sınırlanır.
Bunların dışındaki durumlarda yağı biraz az, kaliteli protein ve karbonhidratlardan zengin, hastanın kolayca yiyebileceği ve sindirimi kolay besinler verilir. Bu nitelikleri taşıyan besinlerin başında süt, yoğurt, peynir, sütlü tatlılar, et, tavuk ve balık, yumurta, meyve, pekmez, bal gelir. Yemekler suda, fırında veya ızgarada pişirilir, yağda kızartılmaz. Et konmuş yemeklere yağ eklenmez. Çok yağlı etlerden sakınılır.

Kilo sorunu ve insülin direnci

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Kilo probleminin yayılmasında “insülin direnci”nin önemli bir payı var.

Eğer insülin direnci söz konusuysa kolay kilo alıyor, zor kilo veriyorsunuz. ınsülin direncinin zararları sadece kilo aldırmakla da sınırlı değil üstelik… Erken yaşlanma, bazı tümör oluşumları, kalp-damar hastalığı ve felç riskini artırıyor.

“ınsülin direnci ile son yıllarda neden daha sık karşılaşıldığı” sorusunun yanıtı ise hâlâ verilebilmiş değil. Bu konuda farklı görüşler var. Bana göre beslenme tarzımızın değişmesi en önemli faktör… Fast food besinler, fruktoz şuruplu meşrubatlar, bol şekerli ve kolalı içecekler, cips-gofret-bisküvi benzeri atıştırmalıklar, şekerleme gibi gıdalara ilgimiz arttıkça insülin direnci yaygınlaşıyor.

Yani sorunun son yıllarda çok gündemde olmasında “yanlış beslenme” ve “yapay besinlere yönelme” ısrarımızın payı var. Tembellik ve hareketsizlik de önemli sorunlar… Kısacası bu direncin arkasında biraz genetik faktörler, biraz da kişisel yanlışlarımız yatıyor.

İNSÜLİN OLMADAN OLMAZ AMA…

İnsülin, metabolizmanın en önemli oyuncularından biri. Pankreas bezinde üretiliyor. Esas olarak karbonhidrat metabolizmasını düzenliyor ama protein ve yağ metabolizmasında da önemli işlevleri var.

Sistem bozulursa önce kan şekeri yükselmeye, açlık-tokluk şeker dengesi bozulmaya başlıyor. Bir süre sonra kanda yağ dengesi de değişiyor. Örneğin trigliserid artmaya, iyi kolesterol azalmaya ve/veya protein dengesinin bozulması sonucu ürik asit yükselmeye başlıyor.

Kısacası sağlıklı bir kilo aralığında kalmak ve metabolik dengeyi korumak için “insülin-şeker ilişkisinin” seviyeli bir ilişki olması şart!

TAVUK-YUMURTA İLİŞKİSİNE DİKKAT

İnsülin direnci-kilo ilişkisinde “tavuk-yumurta” ilişkisine benzer bir durum var. ınsülin direnci, “hücre içine şeker girişine engel olduğu, hücrenin insülinin yardımıyla şekeri kullanmasını bozduğu” için bazen fazla miktarda karbonhidrat tüketimine ve ayrıca yol açtığı hipoglisemiler nedeniyle yeme ataklarına sebep olarak kilo almayı kolaylaştırıyor.

Bu tür kilo kazanımlarının daha ziyade karın ve bel çevresinde yağ birikmesi, karın içi yağı omentumun büyümesi, karaciğerin yağlanması şeklinde geliştiği de biliniyor. Yani insülin direncine bağlı kilo kazanımlarında tipik bir “iç yağlanma” var. Ve bu durum tipik kabul edilen “elma tipi şişmanlık” ile sonuçlanıyor.

Direnç nasıl ölçülüyor

İnsülin direncini ölçmek için 8-12 saatlik bir açlığı takiben damardan alınan kanda şeker ve insülin değerleri ölçülüyor. Sağlıklı kişilerin açlık insülini 10 mikro ünitenin, açlık kan şekerleri ise 100 mg.’ın altında oluyor.
Açlık insülini 10-15 mikro ünite arasında olan kişilerde problem başlamış kabul ediliyor. Özellikle açlıkta 15 mikro üniteden fazla insülin belirlenmişse, bu bulgu insülin direncinin varlığı anlamına geliyor. Eğer imkan ve zaman varsa tokluk şekeri ve tokluk insülin cevaplarına bakmak da sorunun kaynağını belirlemeyi ve problemi daha net yorumlamayı kolaylaştırıyor.

İnsülin direncinin işaretleri

Hipoglisemi atakları
Kan şekerinde yükselmeler
Göbek ve karın bölgesinde yağ birikimi/ bel çevresinde genişleme
Karaciğer yağlanması
Trigliserid yüksekliği
HDL kolesterol düşüklüğü

Biz ne yapıyoruz

Kliniğimizde takibe aldığımız ya da kilo programına sokacağımız kişilerin mutlaka bel çevresini ölçer, bel çevresinin kalça çevresine oranlarını belirleriz. Bel çevresi 84-85 cm.’den büyük olan kadınları, 95-96 cm.’den geniş olan erkekleri özellikle bel kalça oranları birden büyükse mutlaka insülin direnci testinden geçiririz. Bu uygulamaları ailesinde şeker hastalığı olanlarda, yani birinci derece akrabalarında diyabet bulunanlarda asla ihmal etmeyiz.
Gebelikte şeker geçirmiş olanlarda da aynı uygulamayı yaparız. Kilolu bir kişide geçmiş veya mevcut sağlık hikayesinde hipertansiyon, trigliserid yüksekliği, iyi kolesterol azlığı, hiperürisemi gibi sorunlar varsa aynı hassasiyeti gösteririz. Hareketsiz bir yaşam süren, göbek ve gıdıktan kilo alma hikayesi olan, uyku apnesi sorunu yaşayan, horlamadan yakınan ve 40 yaş sonrasında kilo almaya başlayanlarda da insülin direnci var mı, yok mu araştırırız.
Biz bu kişilerin insülin direnci sorununu çözmeden kilo vermekte zorlanacaklarını, hatta veremeyeceklerini, daha da önemlisi temel problem çözülemediği zaman kilo verseler bile verdikleri kiloları fazlasıyla geri alacaklarını düşünüyoruz.

Göbek yağları direnci tetikliyor

Vücutta aşırı yağ depolanması, insülin direncine yol açan önemli bir faktör. Karın içindeki yağların artması insülinin kas, karaciğer ve yağ dokusundaki etkilerini azaltıyor, insülin direncini belirginleştiriyor.

“Tavuk-yumurta” benzetmesini biraz da bu nedenle yapmak istedim: Kilo almak insülin direncine, insülin direnci de kilo almaya yol açan faktörler…
ınsülin hormonu, sık acıkmaya yol açtığı, yağ depolanmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle özellikle göbek karın çevresinde ve bel bölgesinde yağ biriktirenlerin insülin direnci bakımından incelenmeleri şart!
Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU

Diyet yaparken doğru bilinen yanlışlar

Kasım 9, 2009 admin  
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Makarna ve pilavı hayatımızdan tamamen çıkarmak, protein ağırlıklı beslenmek veya sabahları limonlu su içmek gibi…” İşte doğrular ve yanlışlar…

Makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır: YANLIŞ.
İnsan vücudu ana enerji kaynağı olarak karbonhidratları kullanır. Zayıflayayım diyerek ekmeği, pilavı kesmek ve bu besinleri hiç tüketmemek vücuda doğru enerjiyi vermemek anlamına gelir. Bu durumda vücutta enerji elde edebilmek için kas ve karaciğerdeki glikojen depoları kullanılır. Yani sudan kilo verirsiniz, şişmanlığınızın nedeni olan yağ dokusu olduğu gibi yerinde kalır. Normal beslenmeye geçtiğinizde iki kat daha fazla kilo alırsınız.

Protein ağırlıklı yemek sağlıklı kilo kaybı sağlar: YANLIŞ.
Protein ağırlıklı beslenmede, vücut proteinleri sindirmek için çok fazla enerji harcar ve zayıflama olabilir. Ancak proteinlerle birlikte çok fazla yağda vücuda gireceği için, kan yağlarında yükselme ve koroner kalp hastalıkları ortaya çıkabilir. Gut hastalığı gelişebilir. Ayrıca, proteinler vücuttan atılmak için kemikten kalsiyum çeker ve buda kemik erimesine neden olur. Bu durumda zayıflasanız bile geri kalan hayatınızı hasta bir insan olarak geçirirsiniz.

Meyve yemekten 2 saat sonra yenir, yoksa bütün yenilenler yağa dönüşür: YANLIŞ.
Eğer doymuyorsanız ikinci tabak yemek yerine, 1 tane meyve yemek daha az enerji alımına, yani daha az yemeye neden olur. O nedenle doymuyorsanız, ikinci tabak yemek yerine 1-2 tane meyve yemek daha iyi bir yaklaşımdır.

Maydanoz suyu zayıflatır: YANLIŞ.
Maydanozun idrar söktürücü etkisi vardır. İdrar kaybı nedeniyle insan kendini hafiflemiş hisseder. Kilo kaybına ve yağ dokusu azalmasına hiç bir faydası yoktur.

Sauna gibi sıcak ortamlarda terlemek zayıflatır: YANLIŞ.
Sauna gibi sıcak ortamlarda terleyerek kaybedilen yağ değil sudur. Bu gibi sıcak ortamlar, organizmanın toksinlerden arınmasını, kasların gevşemesini, kırgınlığın atılmasını sağlar, ancak zayıflatmaz. Kilo kaybetme açısından bakacak olursak, soğuk sıcaktan daha etkilidir.

Sabahları aç karnına limonlu su içmek zayıflatır: YANLIŞ.
Limonun bağırsakları çalıştırıcı özelliği vardır. Ancak soğuk yada ılık suyun veya limonlu suyun zayıflatıcı hiç bir etkisi yoktur.

“Kan şekerim düştü, tatlı yemeliyim”: YANLIŞ.
Kanşekeriniz düşüp, eliniz ayağınız titriyorsa, asla tatlı yemeyin. Peynir ekmek daha iyi bir seçimdir. Tatlı yiyebilecekler sadece insülin kullanan şeker hastalarıdır.

Milliyet

Nefes Darlığı

Kasım 8, 2009 admin  
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık

Nefes darlığı, hastanın güçlükle nefes alıp vermesi halidir. Nefes darlığı, sübjektif olarak duyulan rahatsız edici bir duyudur. Hasta soluma eforunun arttığını duyar. Nefes darlığına “zorlu solunum” demek de mümkündür. Normal bir insanın alışkın olduğundan fazla bir iş yaparken fazla solunum gereksinmesi (hiperpe) bir nefes darlığı değildir. Her kişinin bir iş kapasitesi vardır. Bunu aşınca normalden daha derin ve daha hızlı solumaya başlar. Özellikle hareketsiz bir hayat yaşayanlar, yaşlılar, şişmanlar ve kadınlar küçük bir eforla daha fazla solunum gereksinmesi ile karşılaşırlar. Bunları nefes darlıkları arasına katmamak gerekir. Kısacası dispne bir hastalık halidir. İstirahat halinde bir şahsın bir dakikada soluduğu hava (dakika solunum hacmi), zorlu şekilde bir dakikada soluduğu havanın (maksimum solunum kapasitesi) 1/3 ünden azdır. Bu oranın büyümesi, yani solunum yedeğinin azalması, dispneye neden olur.

Dispneye neden olan başlıca hastalıklar ve nedenler şunlardır:

1-HİPERVANTILASYONA (SOLUNUM ARTIŞI) YOL AÇAN NEDENLERLE DİSPNE
Anemi
Karbonmonoksid zehirlenmesi
Methemoglobinemi
Sulfhemoglobinemi
Oksijen basıncının düşmesi
Ateşli hastalıklar
Hipertiroidi
Asidoz
2-HİPOVANTILASYONA (SOLUNUM AZALMASI) YOL AÇAN NEDENLERLE DİSPNE
Aşırı şişmanlık
Diyafragma inişinin engellenmesi
Diyafragma hernileri
Solunum kasları yetersizliği
Solunum merkezi baskılanması
Göğüs deformitelerl
Ankllozan spondilit
3-HAVA YOLLARINDA TIKANMAYA BAĞLI DİSPNELER
Farinks ve larinks hastalıkları
Retrofarenjeal abse
Farinks tümörü
Yabancı cisim, yapışkan balgam
Akut larenjit, difteri
Kronik larenjit
Larlnks spazmı, allerjik ödem
Larinks tümörü
Travma
Ses telleri felci
Larinks, trekea ve bronşların sıkıştırılması
Guatr
Aorta anevrizması, vasküler halka
Mediasten tümörleri, adenomegalilerl
Özofagus kanseri
Bronş kanseri
Bronş stenozu
4-AKCİĞER HASTALIKLARINA BAĞLI DİSPNELER
Akut bronşit
Bronkopnömoni
Kronik bronşlt
Aınfizem
Bronşial astma
Bronşektazl
Atelektazi
Absorpsiyon atelektazisi
Dıştan baskı ile atelektazi
Bronş kanseri
Bronşioler kanser
Akciğerlere kanser metastazı
Pnömoniler
Pnömokok pnömonisi
Stafiokok pnömonisi
Streptokok pnömonisi
Friedlaender pnömorıisi
Pseudomonas pnömonisi
Influenza pnömorıisi
Diğer virus pnömonileıi
Mikoplasma pnömonisi
Psittacosis pnömoms:
Q ateşi pnömorüsi
Tüberküloz Prı~monisi
Mikotik pnömoniler
Allerjik alveolit
Aspirasyon pnömonisi (Mendelshon sendromu)
Löffler sendromu
Akciğer emboli ve infarktüsü
Multiple Akciğer Embolisi
İnterstisyel akciğer hastalıkalrı ve yaygın fibroz
Pnömokonvozlar
Antrakoz
Silikoz
Berilloz
Akciğer sarkoidozu
Lymphangitis cartinomatosa ve alveoler karsinoma
Milyer tüberküloz
Akciğerlerin mantar infeksiyonları
Histoplasmosis
Coccidioidomycosis
Blastomycosis
Nocardlosis
Cryptococcosis
Torulosis
Actinomycosis
Aspergillosis
Moniliasis
Kollajen hastalıklar
Polyarteritis nodosa
Romatoid artrit
Sistemik eritemli Lupus
Skleroderma
Diğer akciğer fibrozları
Radiasyon fibrozu
Idiopatik pulmoner fibroz
Pülmoner alveoler proteinoz
Pülmoner alveoler mikrolitiaz
5-PLEVRA HASTALIKLARINDA DİSPNE
Pnömotoraks
Plevra boşluğunda sıvı
6-KARDİAK DİSPNE
Efor dispnesl
Kardiak astma
Akut akciğer ödemi
Periyodik solunum
7-NON-KARDİYOJENİK AKCİĞER ÖDEMİ
8-PSİKOJENİK DİSPNE

Sonraki Sayfa »