Karaciğer, kalp, mide, akciğer ve böbreklerde enerji akışının sağlıklı olması, göğüs kanserinin oluşmasını önlüyor

Mayıs 27, 2010 admin  
Kategori - Sağlık Bilgileri

5 ana organ ve enerji akışı

Geleneksel Çin Tıbbı’na (GÇT) göre bir organı anlatırken, söz konusu organı Batı tıbbından çok daha geniş tanımlar. Her organ belli bir duyguyla ilişkilidir ve ruhun beş özelliğinden birine meskenlik eder. Bu işlevler birbirleriyle yakından ilişkilidir ve birbirleri üzerinde güçlü bir etkide bulunabilirler. GÇT her organı tüm bu bağlam içinde ele alır. Her organ kendi ana duygusuna karşı özellikle hassastır. Örneğin kronik öfke (ayrıca yılgınlık, depresyon ve tabii stres) karaciğerin çalışma biçimini etkiler. Buna karşılık, bir karaciğer sorunu veya hastalığı öfkeye, yılgınlığa, depresyona veya strese yol açabilir. Akupunktur Uzmanı Dr. Nan Lu ve Ellen Schaplowsky, Omega Yayınları’ndan çıkan ‘Geleneksel Çin Tıbbıyla Göğüs Kanserini Önlemenin ve Yenmenin Yolları’ isimli kitapta; karaciğer, kalp, mide, akciğer ve böbreklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bu beş organa iyi bakmanın göğüs kanserini önlediğini öne sürüyor.  

1- KARACİĞER: 
Bedenin dışına açılan geçidi gözdür. Karaciğeri etkileyebilen duygu öfkedir. Karaciğerin ‘Çi’ enerjisiyle ilişkili olan renk yeşildir. Bir ağacın kökleri gibi karaciğerin ‘Çi’ enerjisi de dışarıya doğru serbestçe hareket etmek ve her yere ulaşmak ister. Karaciğer bedendeki enerji akışını yönetir. Bir zamanlar, yıllardır migren ağrısı çeken bir hastam vardı. Üç belirtinin   (1- âdet dönemi öncesi baş ağrısı, 2- sol tarafta başlayan baş ağrısı ve 3- baş ağrısından önce görülen ışık) güçlü ipuçları verdiğini ona söyledim. Bunların karaciğerde ciddi bir işlev bozukluğuna işaret eden önemli belirtiler olduğunu belirttim. Uzun zamandır bu sorunu yaşadığı için pişirilmesi gereken bitkilere, akupunktura ve yaşam biçimini değiştirmeye ihtiyacı olduğunu anlattım. Öğretmen olduğunu ve sürekli yoğun stres altında çalıştığını söyledi. İyileşme süreci çoğu hastamınkinden daha uzun sürdü ama sonuçta iyileşti. GÇT, Batı’da göğüs kanseri vakalarının yüksek olmasını, uzun süreli stres ve duygusal aşırılık (özellikle öfke ve tasa) kaynaklı karaciğer ‘Çi’ durgunluğuna bağlıyor.

BU BELİRTİLERE DİKKAT
-Kırılgan tırnaklar  Tırnaklarda yarım ayın olmaması
- Gözlerde hassasiyet  Tendon sorunları  Özellikle sol tarafta migren ağrıları   Öfke veya yatışmayan hisler
- Stres  Hazımsızlık ve karın şişliği
- Âdet dönemi sorunları/ âdet öncesi sendromu
- Mantar enfeksiyonu

2- TÜM ORGANLARIN KRALI: KALP
Bedenin dışına açılan kapısı dildir. Kalbi etkileyebilen duygu sevinçtir. Kalp enerjisiyle bağlantılı renk kırmızıdır. GÇT, kalbi tüm organların kralı olarak görür. ‘Eğer kral mutluysa krallıkta da huzur ve ahenk vardır.’ Kalbin böbreğin desteğine diğer organlardan daha fazla ihtiyacı vardır. Söz gelimi, kalp çarpıntıları kalbinizin yeterli kan veya ‘Çi’ desteğine sahip olmadığının bir işaretidir. Kalp çarpıntınızın sebebi genelde böbreğin zayıf çalışmasıdır.

3- MİDE
 Beş ana organın hepsinin sağlıklı bir şekilde çalışması için midenin ‘Çi’ enerjisinin yeterli olması gerekir; Gelin, mideye ve onun doğa yasasına göre sıcağı sevmesine geri dönelim. Sürekli soğuk yiyeceklerle, pişmemiş besinlerle (çiğ sebzeler veya salatalar gibi) ya da soğuk içeceklerle (buzlu su ve soda gibi) beslenmek midenizin çalışmasını bozar ya da ‘Çi’ yetersizliği belirtilerini doğurur. Bu da mide şişkinliğine, mide ağrısına, kilo fazlalığına, ishale ve hatta migren ağrılarına yol açabilir.

4- AKCİĞER: HAYATIN NEFESİNİ İÇİNE ÇEKMEK
Vücudun dışına açılan kapısı burundur.
Kontrol ettiği doku cilt ve saçtır. Akciğeri etkileyen duygular keder ve üzüntüdür. Akciğere karşılık gelen mevsimsel enerji ve zaman sonbahardır. Akciğerinizin en önemli görevlerinden biri tüm vücudunuzun ‘Çi’ enerjisini kontrol etmektir.

SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN
Akciğer ‘Çi’ enerjisini artırmak için beslenmenize katabileceğiniz altı gıda:
- Badem  Armut  Trabzon hurması
- Bal n Zambak soğanı -Beyaz mantar (kültür mantarı)

5- BÖBREK: ENERJİ KAYNAĞI
 Bedenin dışına açılan kapısı kulaktır. Kontrol ettiği doku kemiktir. Böbreği etkileyen duygular korku ve şoktur. Böbrek enerjisiyle bağlantılı renk siyahtır.

NE YEMELİ?
 Kabuklu deniz ürünleri: ıstakoz, midye, istiridye, karides Fasulyeler, özellikle kara fasulye Kemik iliği ve kemik suyuna çorba
Ceviz  Çamfıstığı
DALAK:  DEPRESYON KAYNAĞIKalple yakın bir enerji ilişkisinde olan  karaciğer, gerginse ‘Çi’ enerjisi başka  yere çekilir ve kalbin çalışmasını destekleyemez. Karaciğer, kalbinize kan temin etmekle kalmaz, kan akışının dengeli ve düzenli olmasını sağlar ve kan dolaşımında önemli rol oynar. Kanla ilişkili üç ana organ kalp, karaciğer ve dalaktır. Kalp kan dolaşımını kontrol eder, karaciğer kanı depolar ve akışını kontrol eder, dalak da yiyeceklerin özünden ‘Çi’ ve kan elde eder. Dalak ayrıca kanın akışında karaciğere yardım eder. Bu girift bağlantı ağı, bedeninizin düzgün çalışmasını sağlar. Dalak kanın akışını, nasıl ve nereye akacağını, bedenin hangi bölgesine ve ne miktarda akacağını kontrol eder. Dalak; ruhun uygulamalı düşünme, odaklanma ve bazı hafıza işlevlerinden etkilenir. Aşırı düşünmek veya endişe dalağın ‘Çi’ enerjisini tüketebilir. Bu durum depresyona yol açabilir.

Kalp krizini azaltmanın 28 yolu

Nisan 2, 2010 admin  
Kategori - Kalp Sağlığı

ABD’de yapılan araştırmalar kadınların kalp krizi geçirme risklerinin daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı. İsveçli bilim adamlarının 24 bin kadın üzerinde yaptığı başka bir araştırmaya göre ise alınacak önlemlerle kadınların kalp krizi geçirme riski yüzde 92 oranında azalıyor. 

Bu bilgilerin ışığında Amerikan Prevention Dergisi, kalp krizi riskini azaltmanın 28 yolunu şöyle sıraladı.

1- Yeşil çay için.

2- Gıda paketlerinin etiketlerini okuyun.

3- Akdeniz usulu beslenin. Bol zeytinyağı tüketin.

4- En az 7 saat uyuyun.

5- Lifli yiyecekler tüketin.

6- Haftada 1 balık yiyin.

7- Her sabah taze meyva suyu için.

8- Yemeklerinizin yarısını sebzeye ayırın.

9- Fındık ve ceviz tüketin.

10- Günde 20 dakika yürüyüş yapın.

11- Kolesterolü düşük margarinler tercih edin.

12- Her gün 2 kaşık keten tohumu tüketin.

13- Uyanınca ve yatarken esneme hareketleri yapın.

14- Yüksek tansiyonunuz veya başka bir sağlık sorununuz yoksa her gün 1 bardak şarap tüketin.

15- Bol bol soya tüketin.

16- Yemeklerinizde sarımsak kullanın.

17- Farklı aktivitelere katılıp egzersizlerinizi eğlenceli hale getirin.

18- Her gün 5-10 dakikanızı meditasyona ayırın.

19- Manevi yönünüzü geliştirin.

20- Kendinizi kandırmayın. Stresin en büyük sebeplerinden biri  istemediğiniz bir durumun içinde olmaktır.

21- Aile ve arkadaşlarınızı ihmal etmeyin.

22- Balık yağı ve D vitamini kullanın.

23- Partnerinizi şaşırtacak küçük sürprizler yapın. Sağlıklı bir ilişki stresi azaltır.

24- Her gün belirli bir miktarda bitter çikolata yiyin.

25- Sigara içenlerden uzak durun.

26- Muz tüketin. Muzdaki potasyum kal krizi riskini azaltır.

27- İçinde doğal şeker olan besinleri tercih edin.

28- Gülümseyin.

Doğanın ilacı sarımsak!

Nisan 1, 2010 admin  
Kategori - Şifalı Bitkiler

Araştırmalara göre, yumurtalık iltihabı jinekolojik vizitelerin neredeyse yarısını oluşturuyor. Bu iltihabının çeşitli nedenleri var. En yaygın olanı ise mantar enfeksiyonları. Yakın zamana kadar, yumurtalık iltihabının en yaygın tedavi yöntemi reçeteli anti fungal (mantari) ilaçlardı. Son birkaç yıl içinde, bu ilaçlar yerini reçetesiz satılan ilaçlara bıraktı ve kadınlara mantar enfeksiyonu olduğundan emin oldukları sürece, kendi kendilerini tedavi edebilme imkanı sunuldu. Fakat, neyle karşı karşıya olduğunuzu tam olarak bilmiyorsanız, yumurtalık iltihabını kendi kendinize tedavi etmeye çalışmamalısınız.

Sarmısaklı tedavi
Dr. James Duke, Pegasus Yayınları’ndan çıkan ‘Yeşil Eczane’ adlı kitabında, sarmısağın iltihap karşıtı özelliğini şöyle anlatıyor: “Maine’in ormanlık tepelerinde saygı duyduğum ve hayran olduğum bir herbalist yaşıyor. Avena Botaniğin kurucusu ve ‘The Roots of Healing’ adlı kitabın yazarı Deb Soule. Yıllar boyu birçok kadın, Soule’a vajinal mantar enfeksiyonlarını nasıl tedavi edebileceklerini sordu. Soule de her seferinde onlara, şunu tavsiye etti: ‘Sarmısağın üzerinde herhangi bir çiziğe neden olmamak için bir diş sarmısağı dikkatlice soyun. Temiz bir iplik iliştirilmiş, temiz bir gazlı beze sarın. Böylece tampon benzeri küçük bir bohça elde edeceksiniz. Bu bohçayı altı gece boyunca kullanın.’ Bu yöntem, birçok vakada enfeksiyonu tedavi etmişti. Sarmısağın iltihap karşıtı güçlü özelliklerini bildiğim için buna hiç  şaşırmadım.”

YUMURTALIK İLTİHABINA KARŞI BİTKİLER

SARMISAK (Allium sativum):
Bir çay kaşığı taze sarmısak suyunu, birkaç yemek kaşığı yoğurtla karıştırın. İster tampona emdirip kullanın, ister semptomlar devam ettiği sürece karışımla iltihaplı bölgeyi günde iki kez yıkayın. Bu yöntem son derece etkili olacaktır. Ezilmiş taze sarmısak suyunun ve kurutulmuş sarımsağın olağanüstü anti-fungal (mantari) özellikleri vardır. Vajinal mantar enfeksiyonlarına neden olan mikrobun baş düşmanı olan ‘allicini’ sarmısağın içeriğindeki bileşiklerin en önemlisi olarak tanımlıyor.

TEATREE (Melaleuca):
Avustralya kökenli teatree’nin güçlü iyileştirici etkisi kulaktan kulağa yayılınca, Avustralya’nın yıllık teatree yağı üretimi 20 tondan 140 tonun üzerine çıktı. Avustralyalı kimyacılar, teatree yağının özellikle candida’ya karşı çok etkili olduğunu ortaya koydular. Araştırmalar bu bileşikten yüksek oranda içeren krem ve yıkama sularının, mantar enfeksiyonlarına karşı çok etkili olduğunu ortaya koydu. Nükseden mantar enfeksiyonları için Deb Soule’un tavsiyesi: İki-üç damla teatree yağını bir yemek kaşığı yoğurtla karıştırın ve sonra karışımı bir tampona emdirin. Tamponu altı gün boyunca her gece vajinaya yerleştirin. Aynı tarifi kakule yağı (Elettaria cardamomum) ile de yapabilirsiniz.

ALTINMÜHÜR (Hydrastis canadensis):
Altınmühür, içerdiği berberin ve hidrastin bileşikleri sayesinde, güçlü bir antibiyotiktir. Araştırmalar, bu bileşiklerin iltihaba karşı etkili olduğunu gösterdi. Altınmühür, aynı zamanda bağışıklık sistemini uyarıcı özelliklere de sahip. Ben bu bitkiyi sık sık, başka bir antibiyotik olan ekinezya ile karıştırarak kullanırım. Her iki bitkiyi de oral yoldan çay, tentür ya da kapsül şeklinde alabilirsiniz.

KARAKAFES OTU (Symphytum officinale):
 Herbalist dostum Jeanne Rose, cinsel ilişkiden önce vajinaya bir parça nemlendirici losyon ya da bir yumurta beyazına bir E vitamin kapsülünün içeriğini ve birkaç damla karakafes otu tentürünü karıştırarıp, bu karışımdan sürmenizi öneriyor.

LAVANTA (Lavandula):
Jeanne Rose, bu tip iltihaplara karşı uçucu bitkisel yağlar, özellikle lavanta yağı öneriyor. Banyo küvetinize, losyonlarınıza, tamponlara birkaç damla lavanta yağı damlatmanızı tavsiye ediyor. Teatree yağı, adaçayı ya da Alman papatyası yağı da kullanabilirsiniz. Rose, duşları yalnızca iltihaplar için kullanmanızı öneriyor. Düzenli olarak kullanılan duşlar yararlı mikroorganizmaları da öldürür ve sizi enfeksiyonlara açık bir hale getirir.

EVELİK (Rumex crispus-efelek):
Rose, bir başka formülü de şu: 30 gram evelik kökü, 60 gram ekinezya kökü, 30 gram altınmühür kökü ve 30 gram da ginseng kökü. Bu bitkileri karıştırıp bir çay hazırlayın. Ya da bitkileri toz haline getirip, karışımı doğal gıda dükkanlarından alabileceğiniz boş jelatin kapsüllere doldurun. Bunlar uzun zaman alan işler, fakat nükseden iltihaplarla uğraşan kadınlar eğer işlerine yarayacak bir tedavi yöntemi bulmuşlarsa, fazladan çaba harcamaktan çekinmez. Günde iki ya da üç kapsül kullanabilirsiniz.

ELMA SİRKESİ:
İşte size birçok doktorun da bazı iltihapların tedavisi için tavsiye ettiği folklorik bir ilaç. Banyo küvetinize doldurduğunuz suya üç bardak elma sirkesi karıştırın ve içinde, bacaklarınızı vajinaya su girmesini sağlayacak şekilde yayarak en az 20 dakika oturun. Rose elma sirkesi banyosunu ve duşunu, vajinal asiditeyi normal hale getirmek için de kullanmanızı tavsiye ediyor. Vajinal asiditenin normal düzeyde olması, kötü bakterilerin geçişine izin vermez.

Kolestrol ve tansiyon 10 günde nasıl düşürülür?

Mart 22, 2010 admin  
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık

GERÇEK 1:
İLAÇ KULLANMADAN
KOLESTEROLÜNÜZÜ VE KAN BASINCINIZI DÜŞÜREBİLİRSİNİZ.

İki dilim beyaz sandviç ekmeği arasına güzelce yerleştirilmiş köfteler. Patates kızartması, kola ve tatlı olarak da çikolatalı dondurma! Bunun gibi lezzetli yiyecekler, kısa süre için kendinizi iyi hissetmemizi sağlar. Ancak bunları sık yemek, tansiyonunu ve kolesterol seviyesini yükseltebiliyor. Uzmanlar, kolesterolü ve kan basıncını düşürmenin, kalp hastalığına yakalanma riskini de önemli oranda azalttığını söylüyor.

Abur cuburdan uzak durun
Jill Fullerton-Smith, ‘Gıdalar Hakkındaki Gerçekler‘ adlı kitabında, ilaç kullanmadan da kolesterol ve kan basıncının azaltılabileceğini savunuyor: “Bilim insanlarına göre, tek yapmanız gereken abur cubura ve şekerli atıştırmalıklara hayır demek ve en eski atalarımızın beslendiği gibi beslenmek. Eski atalarımız, et ve balık tüketirlerdi.
Yedikleri kırmızı et yağsızdı, enerji ve protein yüklüydü. Beslenmelerinin büyük kısmı yapraklı sebzelerden, genç özlü filizlerden, muhtelif meyve, tohum ve yemişlerden oluşuyordu. İlk insanların beslenmesi kolesterol seviyesini düşük tuttuğu bilinen lif yönünden zengindi. Besinleri, abur cuburda bolca bulunan ‘trans yağlar’ yerine, daha sağlıklı olan doymamış yağlar yönünden zengindi.” 

ATALARIMIZ GiBi BESLENiN
Gönüllülerin diyetini denemek isterseniz, beslenmenizde aşağıda sıralanan değişiklikleri yapmayı düşünün:
1. Her renkten meyve ve sebze tüketin: Günde en az beş porsiyon taze, donmuş ya da konserve meyve sebze yiyin veya kurutulmuş meyveleri de tercih edin.
2. Doymuş yağ tüketiminizi azaltın: Yağlı et ve sosis gibi et ürünleri, sert peynir ve tam yağlı süt ürünleri tüketiminizi azaltın. Bunların yerine yağlı balıkları, yağsız etleri, tuzlanmamış yemişleri ve makul oranda az yağlı süt ürünlerini geçirin.
3. Zeytinyağı ve kolza yağı gibi, doymamış yağlardan yana zengin yağları seçin.
4. Tam undan ekmek ve makarna, kahverengi pirinç ve tam tahıllı kahvaltı gevrekleri gibi, rafine edilmemiş karbonhidratları seçin.
5. Tuzu azaltın: Pişirirken ve sofrada tuz eklemekten kaçının. Tat vermek için aromatik otlar, limon suyu ve sarımsak kullanın. Pastırma, peynir, cips, tütsülenmiş balık gibi, çok tuzlu yiyeceklerden uzak durun.

Bir evrim diyeti alışveriş listesinde olması gereken üç gıda grubu:
1- Meyve ve sebzeler: (Bakınız, tablo)
2- Kabuklu yemişler: Tuzsuz kaju, yer fıstığı, ceviz, fındık
3- Balık: Taze uskumru, taze alabalık, taze dil balığı.

EVRiM DiYETi NASIL SONUÇLANDI?
Jill Fullerton-Smith, kitabında ‘10 günde ilaç vermeden insanların kolesterol ve kan basıncını düşürmek’ gibi zor bir hedefe nasıl ulaştıklarını şöyle anlatıyor: “Profösör Jenkins’in ‘Ape Diyeti’ni alıp uyarladık, buna ‘Evrim Diyeti’ adını taktık. Deneyin ilk kısmında diyet sadece çiğ meyve, sebze ve kabuklu yemişlerden oluşuyordu. Her denek her gün yaklaşık 5.5 kg gıda tüketti. İlk insanların bu şekilde beslendiğini düşünüyoruz. İkinci kısımda gönüllülerin iki günde bir pişmiş balık yemesine izin verildi. Kısacası diyet, tuz ve doymuş yağ yönünden fakir, lif yönünden zengindi. Diyet boyunca alkole izin verilmedi.  Sonuç mu? Sadece 10 günde gönüllülerimizin kolesterolü yaklaşık dörtte bir ve kan basınçları da yaklaşık yüzde 10 oranında azaldı. Peki, 10 gün uzak atalarımız gibi beslenmenin etkisi neydi? Gönüllülerimizin her biri deney sonucu kolesterol seviyelerinin ve kan basınçlarının da önemli oranda düştüğünü söyledi. Bu diyet bir kilo verme diyeti olarak tasarlanmadıysa da deney sırasında katılımcıların her biri ortalama 4.4 kilo verdi. Önemli bir nokta da her birinin bel bölgesinin ortalama 5.5 cm incelmesiydi.

HER GÜN 18 GRAM LİF
Bağırsağınızda yaklaşık 100 milyon bakteri bulunur. İyi bakterileri sağlıklı ve mutlu tutmak ve ‘kötülere’ sayıca üstün gelmelerini sağlamak sizin göreviniz. Bunun için
daha fazla lif yemelisiniz.
Lifler, bağırsak floranızı
güçlü tutar. Zengin
çözülebilir lif kaynakları arasında yulaf, yemişler, bezelye ve baklagiller ile
elma ve mavi yaban mersini gibi yumuşak meyveler
yer alır. Zengin çözülemeyen lif kaynakları tam tahıllı gıdalar, kuskus, havuç, salatalık ve kepektir. Çoğu meyve ve sebze aslında iki tip lifi de içerir.

Milliyet

Kalp krizinin geldiğini nasıl anlarız?

Aralık 20, 2009 admin  
Kategori - Kalp Sağlığı

Göksel GÜRSOY / ÇORLU (AHT)

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesi Özel Şifa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Kenan İltümür, “Düzensiz stresli yaşam ve beslenme tarzı, stres, sigara-alkol ve uyarıcıların kullanımındaki artış, egzersiz yapmama veya birden fazla fiziksel yüklenme, kalp krizinin erken yaşlarda ortaya çıkmasını tetikliyor” dedi.

Doç. Dr. İltümür, “Kalp krizi, miyokard enfarktüsü de denilen kalbin ana besleyici damarları olan koroner arterlerde oluşan tıkanma sonucu kalp kasının bir bölümünün oksijensiz kalmasına bağlı olarak kalp kasında meydana gelen zedelenmeyi ifade eder. Kalp krizi ani gelişen ve ölümcül olabilen bir hastalıktır. Hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer almaktadır” dedi.

Bir Kişi Kalp Krizi Geçirdiğini Nasıl Anlar?
Doç. Dr. İltümür, kalp krizinin nasıl anlaşılacağını şöyle anlattı:
“Göğüste 20 dakikadan fazla süren boyun, omuz ve kollara yayılan şiddetli ve baskı yapan ağrı, nefes darlığı, öksürük, baş dönmesi ve bayılma, kusma, mide bulantısı, soğuk terleme, çarpıntı, aşırı halsizlik, endişe ve ölüm korkusu duyulur. Bazen kalp krizi çok ani ve şiddetli bulgular ile başlar ve kolayca tanı konabilir. Ancak bazı kişilerde örneğin; şeker hastalığı olanlarda olay yavaş ve hafif bir ağrı veya rahatsızlık hissi ile başlar ve ne olduğu anlaşıldığında hasta için geç kalınmış olabilmektedir” dedi.

Kalp krizi risk faktörlerini ise Doç. Dr. İltümür şöyle sıraladı:
“35 yaş üzeri erkekler, 45 yaş üzeri veya menapozdaki kadınlar, şişmanlık, şeker hastalığı, hipertansiyon, sigara içimi, iyi kolesterolün düşük olması (HDL-kolesterol <45mg/dl), kötü kolesterolün yüksek olması (LDL-kolesterol >130 mg/dl), atar damar tıkanıklığı saptanmış olması (önceden kalp krizi, felç, ayak damar tıkanıklığı vb.), düzenli egzersiz yapılmaması, stresli yaşam, birinci dereceden yakınlarında (anne, baba, kardeş ve çocuklarında) erken yaşlarda damar tıkanıklığı saptanması.”

“BURNUNUZU KAPATIP KUVVETLE ÖKSÜRÜN, ASPİRİN İÇİN”
Ani kalp damarı tıkanmasına bağlı olarak ortaya çıkan kalp krizinde en önemli noktanın göğüs ağrısı gibi belirtiler ortaya çıkar çıkmaz kişinin tam donanımlı bir hastaneye başvurması ve sağlık yardımı alması olduğunu vurgulayan Doç. Dr. İltümür, şunları söyledi:

“Ölümlerin yarısı kalp krizi başladıktan sonraki ilk saat içinde ortaya çıkar. Bu nedenle mümkün olan en kısa sürede kalp krizine müdahale edilecek düzeyde bir sağlık kuruluşuna başvurmak çok önemlidir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, tıkanan damarı açıcı tedavi yöntemleri de en kısa sürede uygulanabilir ve kalbin hasar görmesinin önüne geçilmiş olur. Hastaya hastanede müdahalede önemli olan hızlı tanı konulması ve müdahalenin uygun bir şekilde yapılmasıdır. Kalp krizi esnasında yalnızsanız, kişinin kalp krizi geçirdiği esnada tıkalı olan damarını açabilmek için yapacağı herhangi bir manevra bulunmamaktadır. Bunun yanında öncelikle ağrı başladığı anda telefonla yakınlarınızı arayarak durumu haber verin. Bulunduğunuz yerin kapısını aralık bırakın. Bu, yardıma gelecek olan kişinin işini kolaylaştırmış olur. Kuvvetli öksürük geçici olarak kan akımını artırabilir. Yeni başlamış bir pıhtıyı yerinden sökme ihtimali çok düşük olsa da burun deliklerinizi kapatarak kuvvetli biçimde öksürün. Evde aspirin varsa, bir bardak su ile alın. Bunun dışında kesinlikle bir şey yiyip içmeyin. Pencereyi açarak odaya oksijen girmesini sağlayın. Yardım gelmesini, yatarak ya da oturarak bekleyin. Kesinlikle ayakta beklemeyin. Çünkü kalp krizi ile hastaneye gelen bir hastanın bir travma sorunu olmaması gerekir. Eğer kişi düşerek başını çarpmışsa, kalp krizi ile ilgili yapılacak tedaviler, başa alınan darbe nedeniyle yapılamayabilir. Soğuk ya da sıcak suyun altına kesinlikle girmeyin. Özellikle soğuk su böyle durumlarda çok tehlikelidir. Çünkü kalp damarlarını büzer ve mevcut durumu daha da kötüleştirebilir” dedi.

Erken doğum önlenebilir mi?

Aralık 20, 2009 admin  
Kategori - Hamilelik - Gebelik

Erken doğum önlenebilir mi?
Erken doğum önlenebilir mi?
Kadıköy Şifa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Evrim Aksoy, erken doğum ile ilgili en önemli 5 soruyu cevaplandırdı.

Anne adayının son adet tarihinin ilk gününden itibaren başlatılmak kaydıyla, 40 hafta süren gebelik sürecinde, doğum eyleminin 37. gebelik haftasından önce olması durumuna “Preterm Doğum” deniyor.

Gebelik sürecinin kötü bir sürprizi olabilen erken doğum sıklığı % 5-10 arasında verilmekte; ne var ki günümüzdeki tüm tıbbi gelişmelere rağmen, sıklığı azaltılamamakta hatta tam tersine artış göstermektedir. Prematürite, maalesef bebek için ciddi bir risk durumu olup, birlikte ortaya çıkan komplikasyonlar ölümcül olabilmektedir. 22-23. gebelik haftalarında doğan bebeklerin yaşam şansı, gelişmiş ülkelerde bile %20’lerde verilmekte iken, ülkemizde daha da düşüktür. 28. gebelik haftasına doğru ilerledikçe yaşam şansı artmakta, olabilecek komplikasyonların insidansı ise düşmektedir.

Preterm Doğuma Sebep Olan Nedir?

Preterm doğumun oluşma mekanizması halen tam olarak aydınlatılamamıştır. %25 oranında bir grubu, bebeğin ve annenin iyilik hali için tıbbi zorunlulukla erken doğurtulan vakalar olarak incelemekteyiz. Kendiliğinden erken doğuma giden vakalarda sebep olarak hormonsal etkiler, enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, rahimde oluşan gerilme gibi pek çok mekanizma düşünülmektedir.

Hangi Kadınlar Preterm Doğum İçin Risk Grubunda Olabilir?

Daha önce erken doğum yapmış olanlar
Çoğul gebeliği olanlar (ikiz, üçüz )
Rahim ya da rahim ağzı anormallikleri olanlar
17 yaşından küçük ya da 35 yaşından büyük olanlar
Sigara, alkol ya da ilaç kullananlar
Gebelik sırasında hekim kontrolüne girmeyenler
Hipertansif ya da diyabetli olanlar
Stresli yaşamı olan ya da kötü beslenenler
Alt genital sisteme ait enfeksiyonu olanlar

Prematüre Bebeklerde En Sık Karşılaşılan Problemler Nelerdir?

Solunum yetmezliği sıkıntısı (akciğer hasarı)
Beyin içi kanamalar
Kalp damar problemleri
Bağırsak problemleri - yaygın hasar
Körlük
Sarılık
Anemi (kansızlık)
Enfeksiyonlar
Beyin hasarına bağlı spastisite

Prematürite Riskine Karşı Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

Gebelik planlayan tüm kadınların gebelik öncesi doktor kontrolünden geçmeleri gerekmektedir. Bu sayede anne adayının ileride erken doğum yapmasına neden olabilecek önemli bir sağlık problemi (yüksek tansiyon ya da diyabet gibi) olup olmadığının tespiti mümkün olabilmektedir. Yine gebelik planlayan tüm kadınların henüz hamile kalmadan önce ve gebeliklerinin 3. ayına kadar günde 400 mikrogram Folik asit kullanmaları gerekmektedir. Son çalışmalar, gebelikten 1 yıl öncesinde başlanan folik asitin prematürite riskini belirgin ölçüde azalttığını göstermektedir. Folik asit aynı zamanda beyin ve nöral tüp anomalilerini de azaltmaktadır.

Anne adayları gebelikten önce sigarayı bırakmalı, kullanılan ilaçlar hekime danışılarak düzenlenmeli, obez ya da aşırı düşük kiloya sahip olanlar ise kilolarını optimum seviyeye getirmelidirler, gebelik boyunca ortalama olarak 10-13 kg alınmalıdır.

Prematüre Bebeklerin Medikal Problemleri Önceden Önlenebilir Mi?

Erken doğuracağı öngörülen gebe, hospitalize edilerek bebeğin akciğer gelişmesini sağlayabilmek için kortikosteroid tedavisine başlanır, doğum eylemi bu tedavi süresince durdurulabilirse, akciğer yetmezliği, beyin içi kanama ve ölüm riski azaltılmış olabilir. “Tokoliz” dediğimiz doğum ağrılarını geçici olarak durdurma tedavisi için kullanılan çeşitli ilaç protokolleri her hasta için özel olarak seçilmelidir. Kısa süreli olsa da bu erteleme bize kortikosteroid tedavisi için zaman kazandırmaktadır.

Prematüre doğan bebekler, çoğu zaman yoğun bakım ünitesine ihtiyaç göstereceği için bu riskin olduğu durumda bebek yoğun bakım ünitesi iyi gelişmiş bir merkezde, doğum yaptırılması bebeğin daha sonra yaşayabileceği komplikasyonları azaltmada önemli rol oynayacaktır.

Kadıköy Şifa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Op. Dr. Evrim Aksoy

www.kadıkoysifa.com

Doğum metodları

Yeni akciğer üretişebilecek, kalp rahatsızlığı ortadan kalkacak

Aralık 4, 2009 admin  
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık

Deniz yıldızlarında olduğu gibi kendini yenileme özelliğimiz olmasa da, çok kısa zamanda bozulan ya da yitirdiğimiz organları yenileriyle değiştirebileceğiz. Bilim adamları kök hücre oluşturmak ve doku değişimi gibi yöntemlerle bunun mümkün olabileceğinin müjdesini verdi. Kalp, omurilik ve akciğerler yenilenebilecek organlarımızdan sadece birkaçı…

Kalp rahatsızlığı sona erecek

Uzun süren çalışmaların ardından Washington Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, kalpteki hasarların kök hücre yöntemiyle gerçekleştirilen doku nakliyle giderileceğini kanıtladı. Fareler üzerinde yapılan deneylerin olumlu sonuç vermesi umutları arttırdı.

Akciğer üretilecek

Brüksel Üniversitesi, laboratuar ortamında akciğer geliştirmeyi başardı. İnsanlardan alınan kök hücreler gerekli koşullar hazırlandıktan sonra akciğer dokusu oluşturdu. Eğer bu akciğerler gerçekten işlevsel ise akciğer nakli tarihe karışacak.

Omurilik onarımı mümkün olacak

Omurilik incinmeleri çoğunlukla kalıcı olur çünkü zedelenen sinir hücreleri kendilerini yenileyemez. Fakat son çalışmalar neticesinde hazırlanan bir enzim, omurilikteki hasarı giderip bu organı tekrar sağlıklı hale getirebildi.

Uzuvlar yeniden gelişebilecek

Zebra balığı, kopan uzuvlarının yerine yenilerini kendi kendine oluşturabiliyor. Bu balığı inceleyen bilim adamları, kayıp uzuvların salgılanan enzimler sayesinde yenileriyle telafi edildiğini gözlemledi. Aynı işlem insanlar da geçerli olursa artık kaybedilen uzuvların yerine yenileri çıkabilecek.

Deri nakli kolaylaşacak

Günümüzde yapılan deri nakillerinde birçok sorun ortaya çıkmaktadır. Hastanın vücudunun nakledilen dokuyu kabul etmemesi bunlardan biri. Neyse ki, Columbia Üniversitesi’ndeki araştırmacılardan Jeremy Mao, yeni bir yöntemle bu konuya çözüm sunmayı başardı. İnce kanallar arasından vücuda enjekte ettiği kök hücrelerin ölmesini engelleyerek, yeni dokunun hayatta kalmasını sağlayabildi.

e-Kolay

Kalp damar hastaları artıyor!

Aralık 1, 2009 admin  
Kategori - Kalp Sağlığı

Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan kişi olduğunu, bu kişilerin yüzde 50’sinin hayatını kaybettiğini belirterek

Türk Kardiyoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ömer Kozan, Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan kişi olduğunu, bu kişilerin yüzde 50’sinin hayatını kaybettiğini belirterek, “Böyle giderse 2015-2020’de yıllık hasta sayısı 400 bine çıkacak” dedi.

Türkiye’de ve dünyada en çok ölüm nedeninin kalp ve damar hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Kozan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp ve damar hastalıklarının önlenebilir olduğunu, bunun için insanların yaşam biçimini değiştirmesi gerektiğine dikkati çekti.

Kalp ve damar hastalıklarının önüne geçebilmek için vatandaşlara yönelik çeşitli etkinlikler düzenlediklerini anlatan Prof. Dr. Kozan, sigara, alkol, hareketsizlik, kilo, yüksek tansiyon, kolesterolün bu rahatsızlığa yol açtığına işaret etti.

-SİGARA 3, TANSİYON 2, KOLESTEROL 3.5 KAT RİSKİ ARTIRIYOR-

Aynı zamanda Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Kozan, toplumda en çok ölüm nedeninin kanser olduğunun düşünüldüğünü, ancak gerçeğin böyle olmadığını belirterek, “Türkiye’de ve dünyada kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenlerinin birinci sırasındadır. Kalp ve damar hastalıklarından ölümler, trafik kazası ve kanser gibi ölümlerin toplamından bile fazladır” dedi.

Kalp ve damar hastalığı riskini sigara içiminin 3, yüksek tansiyonun 2, kolesterolün 3.5 kat, şeker hastalığının 2.5 kat artırdığını vurgulayan Kozan, sigarayı, alkolü bırakıp, sağlıklı yiyecekler yiyip, ideal kiloya ulaşılmanın hastalığa yakalanma riskini azalttığına dikkati çekti.

-YILDA 230 BİN KİŞİ KALP VE DAMAR HASTALIĞINA YAKALANIYOR-

” Sigaranın, şişmanlığın, hareketsizliğin, alkolün insanın yaşam süresini kısalttığını ifade eden Prof. Dr. Kozan şöyle konuştu: “Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan var. Bu kişilerin yüzde ellisi hayatını kaybediyor. Böyle giderse 2015-2020’de yıllık hasta sayısı 400 bine çıkacak. Kalp ve damar hastalığına neden olan unsurlar, değiştirilebilir şeyler. Sigaraya bağlı ölümlerin en önde gelen nedeni kalp krizi ve inmedir. Sigara yağlanma ve tıkanıklığa neden oluyor. Kalp ve beyin damarlarını tıkıyor. Şişmanlık her şeyin başı. Toplum olarak şişmanız. Şişmanlık yaşam süresini kısaltır, yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Göbekten şişmanlık kalp damar hastalığıyla direk ilgili. Tansiyon sessiz katildir. Yüksek tansiyon, felç, kalp yetersizliği, kalp krizi böbrek yetmezliği, görme kaybına neden olur. Bu düşmanları yenmek elimizde.

Haftada 150 dakikalık yürüyüş kalp damar hastalığı riskini yarı yarıya azaltır. Mutlaka yürüyüş yapmak lazım. Akşam, sabah demeden yürüyüş yapılmalı. Koşu bandı alıp da koşturup durmak yanlıştır. Aheste aheste yürümek, yürüyüş süresini uzatmak doğru olandır. Yağlar uzun egzersizler sonucu erir. Neredeyse tuvalete bile arabayla gidecek duruma geldik. Ayda 1-2 kilo vermek en ideali. Hamur işini, tatlıları kesmek lazım. Sigarayı, alkolü bırakıp hareketli, kolesterolden, tuzdan uzak, fast food türü yiyeceklerden uzak bir yaşam sürersek, bu rahatsızlığa yakalanma riskini düşürmüş oluruz.”

Milliyet

Kalp hastaları balık ve tavuk tüketmeli

Kasım 29, 2009 admin  
Kategori - Kalp Sağlığı

Kurban Bayramı’nda et tüketiminin bir iki günlük süreçte arttığına dikkat çeken uzmanlar, normal insanların et tüketiminde aşırıya kaçmamalarını istedi. Kalp hastalarının tadımlık et yiyebilecekleri, günlük hayatta olduğu gibi kırmızı et yerine balık ve derisi alınmış tavuk eti tüketmeleri tavsiye edildi.

Ana Kalp Hastanesi Başhekimi ve Kardiyoloji Uzmanı Opr. Dr. Mustafa Kırman, beslenmenin, kişinin genel sağlığı açısından hayati önem taşıyan bir husus olduğu herkesin bilmesi gereken öncelikli bir konu olduğunu dile getirdi. Türkiye’de insanların beslenme alışkanlıklarına dikkat etmediğine dikkat çeken Mustafa Kırman, bayramlarda ve özel günlerde beslenme alışkanlığından bahsetmenin mümkün olmadığına işaret etti. Kırman, et, tatlı ve asitli içeceklerin daha çok tüketildiği bugünlerde kalp hastalarının risk altında olduğu uyarısında bulundu. ‘Etli ve tatlı gıdalardan oluşan bayram menüleri adeta kalp sağlığımızı bombalamakta ve yanlış beslenmenin tetiklediği birçok kalp rahatsızlıklarına sebep olmaktadır’ diyen Mustafa kırman, şu uyarıları yaptı: “Bundan 100 ya da 150 yıl kadar önce hiç bilinmeyen kalp ve damar hastalıkları, günümüzde insan ölümlerinin birinci nedeni olup adeta sağlık katilidir. Lütfen kalp sağlığımız için dini bayramlarda beslenmemize dikkat edelim ve mümkün olduğunca yağlı ve ağır yiyeceklerden uzak durmaya özen gösterelim.”

Opr. Dr. Kırman, “Yüksek kolesterolün kalp sağlığı kalp ve damar hastalıklarını tetiklediği ve kan dolaşımında bulunan yüksek kolesterolün kalbi besleyen damarların iç çeperinde plak adı verilen oluşumlara sebep olduğu bilimsel olarak bilinmektedir. Bu nedenle margarin, tereyağ, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdaları yemekten vazgeçmeliyiz. Daha çok yemeklerimizde zeytinyağı, bitkisel sıvı yağları, tavuk eti, balık, ceviz ve sebzeleri tercih etmeliyiz.” diye konuştu.

Kırman, kalp ve damar hastalıklarını arttıran sebeplerden en önemlisinin de şişmanlık olduğunu vurguladı. Şişmanlığın, son 10-15 yıl içerisinde şişmanlık toplumun birincil sağlık sorunları arasına girdiğini vurgulayan Kırman, “Şişmanlığın (fazla kilonun) ana sebebi günlük yanlış beslene tarzımız ve hareketsiz yaşam şeklimizdir. Eğer düzenli egzersiz yapar ve sağlıklı beslenme kurallarını uygularsak kilo verir ve kalp sağlığımız için çok önemli katkılar yapmış oluruz.” dedi.

Kırman, kalp sağlığı için önerilen beslenme şeklinin nasıl olacağı hakkında şu bilgileri verdi: “Az miktarda protein, az miktarda sağlıklı sıvı yağlar, orta derce de karbonhidratlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenme şekli, kalp sağlığı için tercih edilmelidir. Kırmızı et yerine balık, derisi alınmış tavuk ve hindi eti tüketilmelidir. Bol miktarda sebze ve meyve (günde 4- 5 porsiyon) yenilmelidir. Günde ortalama 10-12 bardak su içilmelidir. Alkol ve sigara tüketiminden uzak durulmalıdır. Kalp sağlığı için lif yönünden zengin tahıl, kepekli un, sebze ve meyvelerin düzenli olarak tüketilmesine özen göstermelidir.”

Cihan

Sarımsak Yağı ve Faydaları

Kasım 22, 2009 admin  
Kategori - Şifalı Bitkiler

Sarımsak eski çağlardan beri çok kuvvetli bir antibiyotik olarak kullanılan bir bitki. Daha doğru bitki değil tam bir ilaç. Ama sarımsak yiyemeyen veya kokusundan rahatsız olanlar için aynı oranda yarar sağlayan sarımsak yağını kullanabilirsiniz. Sarımsak Yağının Faydaları: Mikrop öldürücüdür. Kandaki kolesterol miktarını ve yüksek tansiyonu düşürür.

Damar sertliği önleyici kalbi kuvvetlendirici etkileri vardır. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Astım, bronşit, verem, nefes darlığı ve öksürükte faydalıdır. Balgam söktürür. Saç dökülmesinde ve saç kırılmasında kullanılmaktadır.

Saçların uzamasına yardımcı olur. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar esnasında faydalıdır. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasına yardımcı olur. Mesane taşlarını düşürür, böbreklerde taş oluşmasını önler. kanserden korur. Kullanılışı ve dozu: Bir çay bardağı suya 3 damla damlatılarak günde 2 defa alınır. Ayrıca cilde masaj yapılarak kullanılır. Kapsülle 3 damla alınır. Sarımsak aslında yeni bir bitki değildir. Orta çağdan bu yana savaş dönemlerinde bile yaralılara yardımda kullanılır.

Sonraki Sayfa »