Anne adayında gebelik şekeri tespit edilirse nasıl bir tedavi uygulanır?
Ocak 7, 2010 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Kimlere gebelik şekeri tarama testi yapılır?
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Kimlere gebelik şekeri tarama testi yapılır?
Gebelik şekeri anne için hangi risklere neden olur?
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekeri anne için hangi risklere neden olur?
Gebelik şekeri bebek için hangi risklere neden olur?
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekeri bebek için hangi risklere neden olur?
Gebelik şekerinin belirtileri
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekerinin belirtileri nelerdir?
Gebelik şekeri neden olur?
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekeri neden olur?
Gebelik şekeri nedir?
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekeri nedir?
Hamilelik şekerinden korkmayın!
Aralık 13, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Diyetisyen Sanem Apa, hamilelik şekeriyle ilgili bilgi verdi:
Gestasyonel Diyabet Nedir? Diyabet dediğim anda hepinizin “Yoksa şeker hastası mı olacağım?” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak diyabetli bir birey olmak birçok faktöre bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu ay siz anne adayları için hamilelik şekeri olarak da bilinen gestasyonel diyabete değinmek ve aklınıza takılan soruları cevaplamak istedim. Tüm hamilelerin yaklaşık % 3- 5′i hamileliklerinde gestasyonel diyabet oluşma durumuyla karşı karşıyadır. Gestasyonel diyabet, Tip 1 diyabet denilen vücudun hiç insülin üretemediği ve mutlaka dışardan insülin alınmasıyla kontrol altına alınan diyabetten farklı, Tip 2 diyabete daha benzer bir durumdur. Tip 2 diyabeti olan hastalar kan glukoz değerlerini diyet ve egzersizle kontrol edebilir, gerekli olduğu durumlarda ilaç ve insülin alımına ihtiyaç duyabilirler. Gestasyonel diyabet genelde hamileliğin ortasında 20 - 24. haftalarda, vücuttaki hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar. Hamilelik süresince plasentada üretilen ve hamilelik için önemli olan çok sayıda hormonun bazıları insülini bloke eder. Hatta plasentanın daha çok büyümesi, daha çok hormonun üretilmesine ve daha büyük bir insülin direnci meydana gelmesine neden olur. Birçok kadında, insülin direncini ortadan kaldırmak için pankreas uygun miktarda insülin salgılar. Ancak pankreasın salgıladığı insülin yine de plasentaya yeterli gelmezse bu durum gestasyonel diyabet ile sonuçlanır. Her kadın hamileliğinde gestasyonel diyabetle karşı karşıya kalabilir. Gestasyonel diyabet olma olasılığını artıran faktörlerden bazıları şunlardır: - Obezite Ayrıca 35 yaşından sonra doğum yapacak anne adayları daha genç yaştaki anne adaylarına göre gestasyonel diyabet olma konusunda daha büyük risk altındadır. Mother&Baby |
İnsüline gerek kalmayacak
Kasım 15, 2009 admin
Kategori - Sağlık Haberleri
Türk bilim adamı Salih Şanlıoğlu ve ekibinin, şeker hastalarının birkaç yıl bile olsa insülin enjeksiyonu olmadan yaşamalarına olanak sağlayan ”adacık nakli”ni gen tedavisiyle geliştiren ve sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşmasını sağlayan araştırması, ABD’de yayımlanan Human Gene Therapy dergisine kapak oldu.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Gen Tedavi Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Salih Şanlıoğlu ve ekibi, dünyada yaklaşık 250 milyon diyabetli hastanın 25 milyonunu oluşturan insüline bağımlı (Tip 1) diyabet hastasının birkaç yıl da olsa insülin enjeksiyonsuz yaşamalarına olanak sağlayan ”adacık nakli”nin, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşması için deneysel gen ve hücre tedavi metodu geliştirdi.
İnsüline bağımlı şeker hastaları için ümit vaad eden TÜBİTAK destekli araştırma, ABD’de yayımlanan Human Gene Therapy dergisinin ekim ayı sayısına kapak oldu.
Araştırmayı Şanlığıoğlu’nun başkanlığında AÜ’den Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı, Dr. Ercüment Dirice, Doç. Dr. Ahter Dilşad Şanlıoğlu, Araştırma Görövlileri Sevim Kahraman ve Saffet Öztürk, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Joslin Diyabet Merkezi’nden Doç. Dr. Abdülkadir Ömer ve Iowa Üniversitesi Gen Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Thomas S. Griffith katıldı. Çalışma önümüzdeki hafta Almanya’da yapılacak Avrupa Gen Tedavi Birliği’nin toplantısında da sunulacak.
Prof. Dr. Şanlıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüksek kan şekeri seviyesini normal düzeye indirmek için insülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde standart rutin uygulama olarak hastalara günlük kan şeker düzeyi takibi ve periyodik insülin enjeksiyonu önerildiğini vurguladı.
İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisindeki en kalıcı çözümün pankreas nakli olduğunu belirten Şanlıoğlu, buna karşın nakil yapılan organın reddedilmemesi için hastaların hayatları boyunca bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaları gerektiğini söyledi.
Uzun süre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanımının ciddi yan etkileri olduğunu ifade eden Şanlıoğlu, pankreas naklinin böbrek nakline ihtiyaç duyan ileri evre diyabetik hastalarda uygulandığını kaydetti.
-İNSÜLİN ENJEKSİYONSUZ YAŞAM-
İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde pankreas organ nakline alternatif olarak geliştirilen bir diğer yöntemin ”adacık nakli” olduğunu vurgulayan Şanlıoğlu, bu yöntemde hastaların karaciğerlerine, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlarla birlikte ölmüş vericilerden alınan pankreas hücreleri nakledildiğini kaydetti.
Pankreas dokusunda bulunan beta hücresi adacıklarının, insülin üreterek hastanın bu enzimi dışarıdan almasına gerek bırakmadığını ifade eden Şanlıoğlu, yapılan çok merkezli araştırmaların ilk birkaç yıl içerisinde nakledilen adacıkların karaciğerde fonksiyonlarını yitirdiklerini gösterdiğini belirtti.
Prof. Dr. Şanlıoğlu, hastaların pek çoğunun bu nedenle 5 yıl sonra tekrar insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyduklarına işaret ederek, ”Bu nedenle hastalarda ciddi yan etkiler oluşturma potansiyeli olan bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılmaksızın nakledilen adacıkları vücut içerisinde uzun süreli tahribattan koruyabilecek yeni gen tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır” dedi.
Bu amaçla henüz insanlarda denenmemiş deneysel bir gen ve hücre tedavi metodu geliştirdiklerini vurgulayan Şanlıoğlu, sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanmadan adacık naklinde daha uzun süre kan şekeri seviyesini normale indirdiklerini dile getirdi.
Şanlıoğlu, ”Bugün için adacık naklinde karşılaşılan en önemli sorunları gidermek ancak uyguladığımız yöntemin zamanla kliniğe uygulanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Human Gene Therapy dergisinin 2009 yılı Ekim ayı sayısında yayımlanan bu çalışmamız adacık hücre nakline getirdiği yenilikler sebebiyle aynı sayıda dergi kapağına konu olmuştur” dedi.
-DERGİYE KAPAK OLAN ARAŞTIRMA-
Şanlıoğlu ve ekibi, laboratuvar ortamında ilaç vererek pankreatik beta hücrelerini tahrip ettiği sıçanlarda insandakine benzer bir şeker hastalığı modeli geliştirildi.
Sonra şeker hastalığı oluşturulan sıçanlardan bir kısmına sağlıklı sıçanlardan alınan adacıklar (pankreatik beta hücre kümesi), bir kısmına da ”TRAIL” geni nakledilen adacıklar yerleştirildi.
Nakil sonrası gen nakli yapılmayan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda şeker düzeyi kısa süreli olarak normal seviyelere, gen nakli yapılan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda ise çok daha uzun süre kan şeker seviyesi normal seviyelere indirildi.
Gen nakli yapılmış adacıklarla daha uzun süreli kan şeker düzeyinde normalleşmenin sağlanması, nakledilen genin insülin üreten adacıkları alıcı hastanın bağışıklık sistemi hücrelerine karşı koruyabildiğini gösterdi. Gen nakliyle adacıkların hücresel bir tahribattan korunması mümkün olurken, bunu başarmak için nakil sonrasında alıcının kendi bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması gerekmedi.
AA
Şeker hastalığının iki adım öncesi
Kasım 15, 2009 admin
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık
Kanda şekerin normal seviyenin altında olması durumu olan “Hipoglisemi”, halk arasında “şeker hastalığı” olarak bilinen “diyabet” kadar yaygın görülen bir hastalık. Hipogliseminin bir çeşidi olan “tepkisel (reaktif) hipoglisemi”nin diyabete giden yolda, diyabetin iki adım öncesi olarak kabul edildiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedef Altınışık “tepkisel hipoglisemi” ile ilgili sorularımızı cevapladı:
Tepkisel Hipoglisemi nasıl oluşur?
Tepkisel hipoglisemi, aslında halk arasında yaygın olarak “hipoglisemi” denilince anlaşılan durumdur. Şekerli veya şekere çabuk dönüşen bir gıdanın alınmasından belirli bir süre (genellikle 2- 4 saat) sonra ortaya çıkar. Tepkisel olarak adlandırılmasının nedeni vücutta şekerli gıda alımına bir tepki olarak ortaya çıkmasıdır. Tepkisel hipoglisemi, insülin direnci nedeniyle, vücudumuzun şekeri kullanmayı bilememesi ve şekerin kullanılabilmesi için gereğinden fazla insülin salgılaması sonucu bir süre içinde hızla şekerin yakılması ile oluşur.
Kişinin tatlı gıdayı daha çok talep etmesi, dolayısıyla tükettiği gıdalarda hızlı enerjiye dönüşecek yanlış karbonhidratları seçmesi, aldığı kaloriyi kaçınılmaz olarak arttırır ve kiloda artış gerçekleşir. Kilo artışı insülin direncini arttırır. İnsülin direnci arttıkça, insülin fazla salgılanır. Ancak zamanla insülin üreten organımız pankreas yorulur, yeteri kadar insülin üretememeye başlar ve kanda şeker yükselir. Bu durum da, şeker hastalığına giden yolu oluşturur.
Tepkisel hipoglisemi dışında, açlıkta, kanda şeker hormonu olarak adlandırabileceğimiz insülinin fazla salgılanması nedeniyle de hipoglisemi olabilir. Bu durum insülin salgılayan bir tümörün varlığı gibi oldukça ender rastlanan durumlarda görülebilir. Ayrıca şeker düşürücü ilaçların yanlış/fazla kullanımı ve bazı kötü huylu hastalıklar gibi özellikli durumlarda da hipoglisemi görülebilir.
Tepkisel Hipoglisemi en çok hangi yaşlarda görülür?
Tepkisel hipoglisemi, en çok 30′lu yaşlardan sonra görülür. Ancak erişkin yaşların başında da hipoglisemiye rastlanabilir. Ailede 1. derece akrabalarda şeker hastalığı öyküsü olması, kişinin ideal kilosunun üzerinde olması gibi faktörler hastalığın ortaya çıkma yaşını erkene alacaktır.
Tepkisel Hipogliseminin belirtileri nelerdir?
Belirtileri halsizlik, konsantrasyon kaybı, aşırı sinirlilik, ellerde titreme, gözlerde kararma, soğuk terleme, fenalık hissi, ölüm korkusu, çarpıntı olabilir. Hatta bayılma, koma durumu da görülebilir. Tatlı gıdalara veya şekere hızlı dönüşebilecek basit karbonhidratlara (beyaz unlu gıdalar gibi) aşırı düşkünlük vardır. Tepkisel hipoglisemide belirtilerden biri görülebilir, birkaçı bir arada olabilir veya belirtisiz seyredebilir. Yani belirtileri kişiden kişiye değişkendir. Ancak bir kişide hipoglisemiye hangi belirtiler eşlik ediyorsa, bu durum oluştuğunda o kişide hipogliseminin hep aynı belirtileri ortaya çıkacaktır.
Tepkisel Hipoglisemi teşhisi nasıl konulur?
Kanda şeker seviyesine bakılır. Öncelikle açlıkta şeker ve gerekli görülürse insülin bakılır. Şüphe durumunda hekimin belirleyeceği dozda ağızdan verilecek glukoz solusyonu (basit şeker çözeltisi) ile hekim tarafından belirlenecek uzunlukta ve sıklıkta şeker ile, gerekirse insülin seviyelerine de bakılarak, şeker yükleme testi yapılır.
Yanlış beslenme mi tepkisel hipoglisemiye yol açar?
Genetik yatkınlık hipogliseminin altında yatan faktörlerin başında gelse de, yanlış beslenme ve yıllar içinde kilo alınması hipoglisemiyi daha erken yaşta ortaya çıkarır, şeker hastalığına gidişi hızlandırır.
Tepkisel hipoglisemi nasıl tedavi edilir?
• Uzman bir diyetisyen tarafından tıbbi beslenme tedavisi düzenlenmeli.
• Reaktif hipogliseminin engellenmesi için şekerli ve şekere çabuk dönüşecek gıdalardan uzak durulmalı.
• Uzun açlıklar engellenmeli.
• Kompleks karbonhidratları içeren doğru gıdaların önerileceği günde 3 ana ve en az 3 ara öğün içeren bir beslenme sisteminin oluşturulması sağlanmalı.
• Hipoglisemi oluştuğu zaman kaçınılmaz olarak hastanın şeker alması gerekecektir. İnsülin direnci saptanmışsa hekim tarafından ilaç tedavisi de önerilir. Hasta düzenli aralıklarla takip edilmeli.
Tepkisel hipoglisemi doğru tedavi edilmezse nelere yol açabilir?
Hipoglisemi vücudun yakıtı olan şekerin ani düşmesi olduğu için tehlikeli bir durumdur. Hipogliseminin kişide yaratacağı huzursuzluk, dikkat güçlüğü, sinirlilik durumları kişinin toplum içindeki konumuna zarar verebilir. Araç kullanırken istenmedik kazaların yaşanmasına neden olabilir. Tatlı gıdalara düşkünlük yaratacağı için, kilo artışına neden olacak şeker hastalığının ortaya çıkmasını hızlandırır. Gözlerde kararma, soğuk terleme, fenalık hissi gibi nispeten hafif sayılabilecek belirtilerle seyredebilen tepkisel hipoglisemi, baygınlık, koma hatta ölüme bile neden olabilecek kadar ciddi olabilir. Reaktif hipoglisemi acil müdahale edilmesi gereken sonuçlarıyla, ciddi ve kalıcı olabilecek bir durumdur.
Reaktif hipoglisemi, gizli şeker ve şeker hastalığı aynı yol üzerinde yer alan birbirini takip eden kilometre taşlarıdır. Genetik yapıdaki yatkınlık nedeni ile oluşurlar; ancak doğru beslenme, düzenli egzersiz, takip ve ideal kilonun korunması ile ertelenebilirler, ötelenebilirler. Kan şekerinin belirli sınırlar içinde tutulması ile kişi sağlığını kazanır, sağlıklı ve uzun bir ömür sürebilir.
Haberturk



Diyetisyen Sanem Apa, hamilelik şekeriyle ilgili bilgi verdi: