Vajinal Mantar Hastalığı ve Tedavisi

Nisan 3, 2010 admin  
Kategori - Kadın Sağlığı

VAJİNAL KANDİDİYAZİS
Candida albicans özellikle kadınların genital florasında sıklıkla bulunan bir mantardır. Bu etkenin şikayete neden olacak şekilde vajinada aşırı çoğalmasına kandidiyazis denir. Bu hastalık kadınların 3/4‘ünde hayatlarında bir kez, yarısında da birden fazla kez olur. Normalde bulunan bu mantarın aşırı çoğalmasının altında pek çok faktör yer almaktadır. Geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanımı ve ağız yoluyla alınan doğum kontrol hapları alımı bu risk faktörlerinden ikisidir. Hamilelik, menstruasyon, şeker hastalığı, sıkı iç çamaşırları, HIV virüsü veya bazı ilaçlarla bağışıklığın baskılanması da diğer nedenlerdir.

Åžikayetler ve belirtiler
Kadınlarda genellikle cinsel organda tahriş ve akıntı vardır. Kaşıntı ve yanma da önemli şikayetlerdir. Kaşımak nedeniyle vulva şişebilir ve çatlaklar oluşabilir. Cinsel ilişki sırasında ağrı hissedilebilir. Akıntı beyaz, peynirimsidir. Erkekler genellikle şikayetsiz taşıyıcılar şeklindedirler. Nadiren idrar yapılan yerden hafif bir kaşıntı olabilir. Özellikle cinsel ilişkiden sonra erkekler yanma ve tahriş hissedebilirler. Ciddi olgularda penis başında aşınmalar, çatlaklar olabilir.

Önlemek için neler yapılabilir
- Sıkı ve sentetik giysiler giymekten kaçının.
- Pamuklu çamaşırlar giyin.
- Genital bölgenizi yıkadıktan sonra kuru tutun. Çünkü nemli ortamlar mantarların üremesi için daha uygundur.
- Genital temizliği önden arkaya doğru yapın, böylece rektumdaki mikroorganizmaları vajinanıza taşımamış olursunuz.
- Mayo veya diğer ıslak giysilerinizi hemen değiştirin.
- Kadın hijyenik spreyleri veya deodorantlarını, parfümlü pedleri kullanmayın. Parfümlü, kremli tuvalet kağıtları kullanmayın. Bu gibi malzemeler vajinanın asitliğini değiştirerek enfeksiyona yatkın hale getirebilir.

AIDS’ten ölümleri azaltan ilaç

Mart 30, 2010 admin  
Kategori - İlaç Kullanımı

İngiliz tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araÅŸtırmaya göre, Afrika‘da AIDS‘e yakalanmış hastalara verilen Trimetoprim ve Sulfamid kombinasyonu olan cotrimoxazole adlı antibyotik, iyi sonuçlar verdi.

Trimetoprim, özellikle idrar yolu enfeksiyonu tedavisinde kullanılıyor.

AraÅŸtırmaya göre, Bactrim, Eusaprim ve Septrim gibi ilaçlarda bulunan cotrimoxazole, Afrika ülkeleri Uganda ve Zimbabwe’de 3.179 kiÅŸide denendi.

Araştırma, AIDS tedavisine başlamış olan bu kişilerin kanındaki, vücudu mikrop ve virüslere karşı korunmasına yardımcı olan CD4 adlı özel hücrelerin, hastalıktan dolayı, azalmış olduğunu belirtiyor.

AraÅŸtırma, 72 hafta süren cotrimoxazole tedavisinin sonucunda, bu bağışıklık sistemi ciddi ÅŸekilde çökmüş hastalarda ölüm riski yüzde 35′e indiÄŸini gösteriyor.

AraÅŸtırmayı kaleme alan doktorlar, cotrimoxazole’ün AIDS tedavisine baÅŸlamış olan yetiÅŸkin hastalara verilmesini tavsiye ediyorlar. AraÅŸtırma, ayrıca cotrimoxazole’ün sıtmanın tedavisinde de etkili olduÄŸunu vurguluyor.

BM’nin geçen Kasım ayında yayımladığı rakamlara göre, Afrika’nın alt Sahra bölgesinde 22 milyon AIDS hastası bulunuyor.

Bulaşıcı HIV virüsü hastalığı olan AIDS, bağışıklık sistemine zarar vererek kişiyi mikroplardan koruyan bağışıklık sisteminin çalışmasını engelliyor ve mikroplar kişiyi daha kolay hasta edebiliyor.

Zehirlenmelerde ilkyardım

Aralık 1, 2009 admin  
Kategori - Acil Yardım

Zehirli maddelerin vücuda girmesi sonucu ortaya çıkan duruma zehirlenme denir.

Zehirlenme değişik şekillerde gerçekleşebilir;

Ağız yolu ile zehirlenmeler
Gıda zehirlenmeleri
İlaçlarla olan zehirlenmeler
Kimyasal madde ile zehirlenmeler
Alkol zehirlenmesi

Solunum yolu ile zehirlenmeler
Karbonmonoksit zehirlenmeleri
DiÄŸer zehirli gazlarla olan zehirlenmeler

Deri yolu ile zehirlenmeler
Zehirli gazların neden olduğu zehirlenmeler
Böcek öldürücü ilaçlarla olan zehirlenmeler
DiÄŸer kimyasal maddelerle olan zehirlenmeler

Zehirlenmenin belirtileri

Ağızda yanma, özel tat, yutkunma zorluğu, bulantı, kusma, karın ağrısı, karın krampı, ishal, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi ve terleme,

Bilinçte değişik derecelerde bozukluk,
Solunum ve dolaşımda değişik derecelerde bozukluk, hatta durma,

Önemli durumlarda idrar miktarı azlığı hatta hiç idrara çıkamama,
Görmede bozukluk, nabızda zayıflama, gözbebeklerinde küçülme, kan basıncında düşme ve havaleler olabilir.

Hastanın bilinci yerinde ise;
Mümkün olduğu kadar çabuk tıbbi yardım istenmelidir. 112 aranarak ambulans istenir. Zehirlenmenin nedeni biliniyorsa, haber verirken belirtilir. Ayrıca Zehirlenmelerde Başvurulacak Danışma Merkezi de aranabilir.
Tıbbi yardım ulaşana kadar hasta yalnız bırakılmamalıdır
Kusturarak mide içindekilerin boşaltılması sağlanmalıdır

Hastanın bilinci kaybolmuş ise;
Hasta yan yatırılır
Baş ve boynu arkaya çevrilir, soluk yolu açılır
Alt çene ve dil öne çekilir
Gerekirse ağızdan ağza yapay solunum yapılır
Kalp durmuş ise kalp masajı uygulanır
Hasta hastaneye götürülür

Zehirli mantar, tütün ve zehirli bitkiler ile gerçekleşen zehirlenmelerde ilkyardım

Hastaya bol su içirilir
Zehirlenen kişi ağzına parmak sokularak kusturulmaya çalışılır. Hastanın boğazının yaralanmasına önlem olarak önce uzun tırnak kesilmelidir
Kusarak çıkarılanlar sayılır. Birlikte hastaneye götürülür, böylece zehrin cinsi saptanabilir
Zehirli gıda alındıktan sonra 3-4 saat geçmiş ise müshil verilerek dışarı atılması sağlanır
İki üç yemek kaşığı tıbbi kömür bir bardak su içinde karıştırılarak hastaya içirilir. Tıbbi kömür zehirleri bünyesinde tutacaktır
Hastanın şoka girmesi önlenir
Hastaneye götürülür

Dikkat!!! Genel kural olarak zehirlenen kişi kusturulmamalıdır! Bu kuralı bozan tek istisna zehirlenen kişinin bilincinin yerinde olması ve kısa bir süre önce ilaç içiminin gerçekleşmiş olmasıdır
Not: Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün sitesinden faydalanılmıştır.

Kalp damar hastaları artıyor!

Aralık 1, 2009 admin  
Kategori - Kalp Sağlığı

Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan kişi olduğunu, bu kişilerin yüzde 50’sinin hayatını kaybettiğini belirterek

Türk Kardiyoloji DerneÄŸi Genel Sekreteri Prof. Dr. Ömer Kozan, Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan kiÅŸi olduÄŸunu, bu kiÅŸilerin yüzde 50’sinin hayatını kaybettiÄŸini belirterek, “Böyle giderse 2015-2020’de yıllık hasta sayısı 400 bine çıkacak” dedi.

Türkiye’de ve dünyada en çok ölüm nedeninin kalp ve damar hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Kozan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp ve damar hastalıklarının önlenebilir olduğunu, bunun için insanların yaşam biçimini değiştirmesi gerektiğine dikkati çekti.

Kalp ve damar hastalıklarının önüne geçebilmek için vatandaşlara yönelik çeşitli etkinlikler düzenlediklerini anlatan Prof. Dr. Kozan, sigara, alkol, hareketsizlik, kilo, yüksek tansiyon, kolesterolün bu rahatsızlığa yol açtığına işaret etti.

-SİGARA 3, TANSİYON 2, KOLESTEROL 3.5 KAT RİSKİ ARTIRIYOR-

Aynı zamanda Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Kozan, toplumda en çok ölüm nedeninin kanser olduÄŸunun düşünüldüğünü, ancak gerçeÄŸin böyle olmadığını belirterek, “Türkiye’de ve dünyada kalp ve damar hastalıkları ölüm nedenlerinin birinci sırasındadır. Kalp ve damar hastalıklarından ölümler, trafik kazası ve kanser gibi ölümlerin toplamından bile fazladır” dedi.

Kalp ve damar hastalığı riskini sigara içiminin 3, yüksek tansiyonun 2, kolesterolün 3.5 kat, şeker hastalığının 2.5 kat artırdığını vurgulayan Kozan, sigarayı, alkolü bırakıp, sağlıklı yiyecekler yiyip, ideal kiloya ulaşılmanın hastalığa yakalanma riskini azalttığına dikkati çekti.

-YILDA 230 BİN KİŞİ KALP VE DAMAR HASTALIĞINA YAKALANIYOR-

” Sigaranın, ÅŸiÅŸmanlığın, hareketsizliÄŸin, alkolün insanın yaÅŸam süresini kısalttığını ifade eden Prof. Dr. Kozan şöyle konuÅŸtu: “Türkiye’de yılda 230 binin üzerinde kalp ve damar hastalığına yakalanan var. Bu kiÅŸilerin yüzde ellisi hayatını kaybediyor. Böyle giderse 2015-2020’de yıllık hasta sayısı 400 bine çıkacak. Kalp ve damar hastalığına neden olan unsurlar, deÄŸiÅŸtirilebilir ÅŸeyler. Sigaraya baÄŸlı ölümlerin en önde gelen nedeni kalp krizi ve inmedir. Sigara yaÄŸlanma ve tıkanıklığa neden oluyor. Kalp ve beyin damarlarını tıkıyor. ÅžiÅŸmanlık her ÅŸeyin başı. Toplum olarak ÅŸiÅŸmanız. ÅžiÅŸmanlık yaÅŸam süresini kısaltır, yaÅŸam kalitesini olumsuz etkiler. Göbekten ÅŸiÅŸmanlık kalp damar hastalığıyla direk ilgili. Tansiyon sessiz katildir. Yüksek tansiyon, felç, kalp yetersizliÄŸi, kalp krizi böbrek yetmezliÄŸi, görme kaybına neden olur. Bu düşmanları yenmek elimizde.

Haftada 150 dakikalık yürüyüş kalp damar hastalığı riskini yarı yarıya azaltır. Mutlaka yürüyüş yapmak lazım. AkÅŸam, sabah demeden yürüyüş yapılmalı. KoÅŸu bandı alıp da koÅŸturup durmak yanlıştır. Aheste aheste yürümek, yürüyüş süresini uzatmak doÄŸru olandır. YaÄŸlar uzun egzersizler sonucu erir. Neredeyse tuvalete bile arabayla gidecek duruma geldik. Ayda 1-2 kilo vermek en ideali. Hamur iÅŸini, tatlıları kesmek lazım. Sigarayı, alkolü bırakıp hareketli, kolesterolden, tuzdan uzak, fast food türü yiyeceklerden uzak bir yaÅŸam sürersek, bu rahatsızlığa yakalanma riskini düşürmüş oluruz.”

Milliyet

İlk yardımın püf noktaları

Kasım 30, 2009 admin  
Kategori - Acil Yardım

Trafik kazası,düşme, silahla yaralanma, patlama gibi çeşitli durumlarda yapılacak acilmüdahalenin, yaşamsal önem taşıdığını belirterek, ilk yardımın, dönüşü olmayan sorunlara yol açmaması için eğitim almış kişiler tarafındanyapılması gerktiği belirtildi.

CoÅŸkun, yaptığı açıklamada, acil müdahalenin zamanında ve doÄŸru ÅŸekilde yapılmasının, ilk yardımda “olmazsa olmaz” bir kural olduÄŸunu belirtti. CoÅŸkun, “Yardım etmek amaçlı yapılan yanlış bir müdahale, hastanın yaÅŸamını yitirmesine, sakatlanmasına ya da panik ortamının artmasına neden olabilir” uyarısında bulundu. Türkiye’de ilk yardım eÄŸitimi alan sivil halkın sayısının çok az olduÄŸunu belirten CoÅŸkun, ilk yardım eÄŸitiminde ilk kuralın “önce zarar vermemek” olduÄŸunu söyledi. CoÅŸkun, ilk yardımın dönüşü olmayan sorunlara yol açmaması için eÄŸitim almış kiÅŸiler tarafından yapılması gerektiÄŸini vurgulayarak, “Yardım etmek amaçlı yapılan yanlış bir müdahale, hastanın yaÅŸamını yitirmesine, sakatlanmasına ya da panik ortamının artmasına neden olabilir” uyarısında bulundu. İlk yardımla, hastanın mevcut saÄŸlık sorunlarının artmasına sebep olmadan (kırık, çıkık, kesik gibi) hayati fonksiyonlarının devamın saÄŸlanması ve en yakın saÄŸlık kuruluÅŸuna götürülmesinin amaçlandığını dile getiren CoÅŸkun, acil bir durumda ilk olarak 112 Acil ambulansın aranması gerektiÄŸini bildirdi. CoÅŸkun, 112 arandığında, olay yerinin tam adresinin ve hastanın genel olarak dışarıdan gözlemlenebilen saÄŸlık durumu hakkında detaylı bilgi verilmesine özen gösterilmesini söyledi.

“ÖNCE GÜVENLİK SAÄžLANMALI”

Trafik kazasının meydana geldiği bölgenin, hem çevredeki araçların uyarılması hem de yaralıların güvenliğinin sağlanması için şeritle çevrilerek kapatılması, aracın etrafına dikkat çekici reflektörlerin konulması gerektiğini kaydeden Coşkun, araç içinde yaralıların sıkışması ya da patlama ihtimali durumunda 112 ile birlikte itfaiye de haber
verilmesinin uygun olduÄŸunu bildirdi.

CoÅŸkun, yaralının araç içinden acil çıkarılması halinde, öncelikle boyun yaralanması ihtimaline karşı, hastanın boynunun olabildiÄŸince kıpırdatılmadan korunarak çıkarılması gerektiÄŸini belirterek, “Boyun hiç hareket ettirilmeden, ÅŸekil bozukluÄŸu düzeltilmeden, iki elle, koltuÄŸun arkasına geçerek, sabitlenerek çıkarılmalı” dedi. CoÅŸkun, bu
tür yaralanmalarda hastanın mekandan acil çıkarılması gerekmiyorsa, 112 ekiplerinin beklenmesinin ve boyunluk takılarak çıkarılmasının tercih edildiğini vurguladı.

Omurlarda, kol, bacak ya da kalça da kırıklar olabileceğini, yanlış yapılan her müdahalenin daha ciddi yaralanmalara yol açabileceği uyarısında bulunan Coşkun, kırık bölgesinin tahta gibi sert bir cisme
sabitlenmesi gerektiğini ifade etti. Coşkun, sabitleme işleminin kan geçişini engellenmeyecek, ancak eklemlerin hareketini en aza indirecek şekilde yapılması gerektiğine dikkati çekti.

KANAMA HALİNDE YAPILACAKLAR

Coşkun, vücuda batan bir cismin de çıkarılmaması gerektiğini vurgulayarak, cismin bir damarın üzerinde durarak kanamayı engelleyebildiğini, çekilmesi halinde ise durdurulması zor kanamalara yol açabileceğini söyledi. Coşkun, ağır bir kanamanın olması halinde sargı bezi ya da temiz bir bezle, yaralı bölgenin üzerine doğrudan bası uygulanması, kanamanın durdurulamaması durumunda ise turnike yapılması gerektiğini kaydetti. Kanayan bölgenin üst kısmından bağlanarak yapılan turnike uygulamasının uzun süre yapılmaması gerektiğini belirten Coşkun,
“10 dakikada bir turnike açılmalı birkaç saniye beklenmeli ve tekrar baÄŸlanmalıdır. Uygulama kol için dirseÄŸin, bacak için de diz kapağının hemen üzerinden yapılmalı. Daha yukarıdaki yaralanmalar için direkt bası uygulanmalı” dedi. CoÅŸkun, bası yapılırken elin bölgeden hiç kaldırılmaması, bezin kanlanması halinde yeni bezin mevcut bezin üstüne konularak bası yapmaya devam edilmesi gerektiÄŸini bildirdi. Organ kapmaları halinde de hasta ile birlikte kopan organın da hastaneye ulaÅŸtırılmasının ÅŸart olduÄŸunu vurgulayan CoÅŸkun, “KopmuÅŸ olan organ, önce ıslak bir gazlı bir bezle sonra naylon üzerine sarılmalı ve bu ÅŸekilde buzun içine konulmalı. Buzla doÄŸrudan temas etmesi halinde hücre kaybı olabildiÄŸi için, yerine dikilme aÅŸamasında baÅŸarı ÅŸansı azalıyor” diye konuÅŸtu.

KALP MASAJINA DİKKAT

Yanıklarda, diÅŸ macunu, salça gibi ÅŸeylerin yaralı bölgeye kesinlikle sürülmemesi, temiz ıslak bir bezle yaralı bölgenin üzerinin hafif temas edecek ÅŸekilde örtülmesi ve vakit kaybetmeden hastane gidilmesi gerektiÄŸini ifade eden CoÅŸkun, “KiÅŸinin üstündekiler çıkarılmalı, ancak yanığa yapışmış olan bölgeler varsa kesinlikle zorlanmamalı, mevcut haliyle bırakılmalı” diye konuÅŸtu.

Baygınlığın çeşitli nedenlerden kaynaklanabileceğini belirten Coşkun, şunları kaydetti:
“Bilinç düzeyinde deÄŸiÅŸiklikler trafik kazalarında kafa içinde travmadan da kaynaklanıyor olabilir. Kaza sırasında ya da sonrası bayılma durumunda, yaralının mutlaka tam teÅŸkilatlı bir merkeze götürülerek bilinç düzeyinde deÄŸiÅŸikliÄŸin nedeninin ayrıntılı olarak araÅŸtırılması gerekmektedir.

Hastaya ayılması için tokat atmak gibi hareketler yapılmamalı, ayakları yukarı kaldırılmamalı, sadece boynu korunarak hastaneye nakil edilmelidir.” CoÅŸkun, kalp krizi geçiren bir kiÅŸinin de ilk olarak güvenli bir yere alınması gerektiÄŸini belirterek, “Boyun bölgesinin rahat etmesi için kravat, kolye gibi aksesuarlar çıkarılmalı, gömleÄŸinin düğmeleri açılmalı ve saÄŸlık ekiplerine haber verilmeli” dedi.

Kalp masajının da kesinlikle eÄŸitim almış kiÅŸilerce yapılması gerektiÄŸini vurgulayan CoÅŸkun, “Masaj, kalbi çalışan birine yapıldığında, çalışan kalbi durdurur ve hastaya büyük zarar verirsiniz” uyarısında bulundu. Doç. Dr. Figen CoÅŸkun, yaralı ile konuÅŸulmasının moral verebileceÄŸini, kendisini güvende hissetmesine yardımcı olabileceÄŸini sözlerine ekledi.
Milliyet

Kiraz Aspirinden 10 Kat Daha Etkili

Kasım 22, 2009 admin  
Kategori - Şifalı Bitkiler

Vitamin ve mineral deposu olan meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor.

Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biri olan kiraz güçlü bir aÄŸrı kesici. 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunuyor ve bu maddenin aÄŸrı kesici etkisi Aspirin’den on kat daha fazla.

meyvelerin doğal şeker içerdiğini, ne kadar çok meyve tüketirse beyindeki sinir hücrelerinin de o kadar geliştiği ve meyve yemenin hafızayı canlandırdığını belirtiyor.

Meyvelerin mükemmel lif kaynağı olduÄŸunun altını çizen vitamin ve mineral açısından çok zengin olan meyvelerin kalorilerinin az olduÄŸunu ve kilo aldırmadığını . güçlü bir aÄŸrı kesici olan kirazda 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunduÄŸu ve bu maddenin aÄŸrı kesici etkisinin Aspirin’den on kat daha fazla olduÄŸu ,

Kolesterolü ve kan şekerini düşüren kirazın, kabızlığı da giderdiğini vurgulayan kirazda bulunan flavanoidlerin vücuttaki zehri temizlediğini ve antioksidan etki yaptığını .

Kirazın nikotinin vücuttan atılmasına yardımcı olduÄŸunu “Böbreklerin taÅŸ ve kum yapmasını önler ve varsa zamanla döker. Safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olur. Ayrıca yüzde oluÅŸan sivilcelerin giderilmesini saÄŸlamaktadır.”

Uzmanlardan antibiyotik uyarısı

Kasım 16, 2009 admin  
Kategori - Sağlık Haberleri

Gereksiz yere ya da hekim tavsiyesi dışında kullanılan antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla enfekte olan hastaların yaşamını yitirebildiği belirtildi.

Uzmanlar, antibiyotiklere karşı mikropların direnç kazanmaması için, hekim reçetesi olmadan bu tür ilaçların kullanılmaması gerektiÄŸini ifade ederek, ”EÄŸer gereken çaba gösterilmez ise dünyayı antibiyotik öncesi dönemde insanları tedavi etmede yaÅŸanılan sıkıntılar bekliyor” uyarısında bulundu.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları DerneÄŸi Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. NeÅŸe SaltoÄŸlu, 18 Kasım ”Antibiyotik Farkındalık Günü” dolayısıyla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çeÅŸitli hastalıkların tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin gereksiz yere tüketilmesinin toplum saÄŸlığı için önemli bir tehdit olduÄŸunu söyledi.

Gereksiz ve uygunsuz antibiyotik kullanımının, hem ülke ekonomisine ciddi zarar verdiÄŸine hem de antibiyotik direncinin ortaya çıkmasına neden olduÄŸuna dikkati çeken SaltoÄŸlu, ”Antibiyotik direncinin geliÅŸmesi, antibiyotiklerin etkisiz hale gelmesi demektir. Bu ise hastalıkların tedavisi açısından çok ciddi bur durumdur. Dirençli mikroorganizmaların tüm dünyada yayılması ve antibiyotik yan etkilerinin görülmesi de cabasıdır” uyarısında bulundu.

SaltoÄŸlu, antibiyotiklerin gerekmediÄŸi halde kullanılması ya da yetersiz, uygunsuz süre ve dozda alınmasının direnç geliÅŸimine neden olduÄŸunun altını çizerek, ”Antimikrobiyallere direnç, hem toplum kaynaklı hem de hastane enfeksiyonlarında giderek artan önemli bir saÄŸlık sorunudur. Dirençli bakterilerle geliÅŸen enfeksiyonlar, ciddi seyirli hasta oranlarının artması, tedavi baÅŸarısızlığı, hatta ölümle sonuçlanmaktadır” dedi.

Yeni bir antibiyotiÄŸin geliÅŸtirilmesi ve kullanıma sunulmasının yaklaşık 10 yıl gibi bir zaman aldığını belirten SaltoÄŸlu, ”Uygunsuz kullanımlar sonucunda ise antibiyotikler kısa bir süre sonra kullanılamaz hale geliyor. Günümüzde tüm antibiyotiklere dirençli mikroorganizmalarla enfekte olan hastalar bu nedenle yaÅŸamlarını kaybediyor. EÄŸer gereken çaba gösterilmez ise dünyayı antibiyotik öncesi dönemde insanları tedavi etmede yaÅŸanılan sıkıntılar bekliyor” diye konuÅŸtu.

-”NEZLE VE GRİPTE ANTİBİYOTİK KULLANIMI ETKİSİZ”-

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları DerneÄŸi Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. SaltoÄŸlu, nezle, grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotiklerin etkisiz olduÄŸu için antibiyotik kullanılmaması gerektiÄŸini vurgulayarak, ”BilindiÄŸi gibi üst solunum yolu enfeksiyonların çoÄŸunu soÄŸuk algınlığı, nezle ve grip adını verdiÄŸimiz hastalıklar oluÅŸturmaktadır. Tüm bu hastalıklarda etkenler virüsler olduÄŸu için antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir” ÅŸeklinde konuÅŸtu.

SaltoÄŸlu, ÅŸu bilgileri verdi:

”Toplum kaynaklı enfeksiyonlarda giderek artan direnç sonuçları mevcuttur. Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları DerneÄŸi Antibiyotik Direnci İzleme Çalışma Grupları sonuçları, önceki yıllarda bu sonuçları ortaya koymuÅŸtur ve direnç izleme çalışmalarını sürdürmektedir. Bunun dışında hastane enfeksiyonları izlemi ile ilgili çalışmalar ve SaÄŸlık Bakanlığı Ulusal Hastane Enfeksiyonları Direnç İzlemi sonuçları da dirençli mikroorganizmaları ve bunlardaki antibiyotik direncini ortaya koymaktadır.”

-”HEKİMLERE ANTİBİYOTİK BASKISI YAPILIYOR”-

Prof. Dr. SaltoÄŸlu, hasta ve hasta yakınlarının hekimlere antibiyotik yazması konusunda ısrarcı olduÄŸunu belirterek, ”Hekime baÅŸvuran hasta sayısının yüksekliÄŸi, buna karşın zamanın kısıtlı olması, laboratuvar tanı koymada kimi zaman olanaksızlıklar, hastanın hekime antibiyotik yazması konusunda ısrarcı olması, mezuniyet sonrası eÄŸitim programlarındaki konu ile ilgili bilgi eksiklikleri gibi pek çok faktör uygunsuz antibiyotik kullanımı ile ilgili sonuçlarda etkili olmaktadır” dedi.

Gereksiz antibiyotik kullanımının önemli bir nedeninin de hastanın hekime ulaÅŸmadan çoÄŸu kez eczaneye baÅŸvurarak antibiyotiÄŸi temin edebiliyor olmasından kaynaklandığını savunan SaltoÄŸlu, ”Yurt dışında olduÄŸu gibi ülkemizde de reçetesiz antibiyotik kullanımı yasaklanmalıdır. Antibiyotikler ateÅŸ düşürücü ilaçlar deÄŸildir. Bir veya iki doz kullanılıp hemen kesilmeleri uygun deÄŸildir” diye konuÅŸtu.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Antibiyotik Direnci Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Neşe Saltoğlu, toplumun bu konuda bilgilendirilmesi, hastanın kendisine yazılan bir antibiyotiği neden kullanması gerektiğini sorgulayan bilince ulaştırılmasının uygunsuz kullanımı engelleyebileceğini sözlerine ekledi.

AA

Emziren Annelerin Beslenmesinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Anne ve Bebek Sağlığı

Bebeğini emziren kadının verdiği sütün sağladığı enerji kadının yediklerinden ve gebelikteki depo ettiklerinden gelmektedir. Sütü ile bebeğin ihtiyaçlarını tamamen karşılayan bir anne ortalama 700 - 800 cc kadar süt vermektedir. Bu sütün karşılığı aşağı yukarı 550 kaloridir. Süt veren kadın, kendi vücudunun ihtiyacına ek, verdiği sütün karşılığı olan kaloriyi, proteini, mineralleri ve vitaminleri almalıdır. Emzikli anne, ek olarak enerji ve besin öğelerini diyetiyle alamazsa kendi vücudunu harcar. Bunun sonucu kendi sağlığı bozulur ve yeterince süt veremez.

Özellikle emzikliliği, ikinci gebeliği izleyen annelerin sağlığının korunması çok önemlidir. Emziren annenin zayıflaması gebelikte aldığı kilo durumuna bağlıdır. Gebelikte normal ağırlığına ilaveten 9 kg almış olan anne, depo ettiği yağları süt verirken harcayabilir. Gebelik esnasında, vücudunda yedek yağ depo etmemiş kadın süt verdiğinden dolayı zayıflayabilir.

Verilen süt karşılığı protein ve diğer besin öğeleri ihtiyaçları da artmaktadır. Emziklik dolayısı ile normal alıma ek olarak süt veren anneye günde 600 kalori, 15 gr protein, 500 mg kalsiyum, 5 mg demir, 3000 I.U. vitamin A, 0.3 mg tiamin, 0.4 mg liboflavin, 5 mg niasin, 30 mg vitamin C ve güneşten yeteri kadar yararlanmayanlar için 400 I.U. vitamin D önerilir.

Emziren kadının kendi ihtiyacına ek olarak süt verdiğinden dolayı alması gerekli kalori ve besin öğelerini karşılamak için normal zamanlardan fazla olarak günde : 1 - 2 su bardağı süt, 1 - 2 kibrit kutusu büyüklükte peynir veya çökelek, 1 porsiyon et, balık, kuru baklagiller, yumurta gibi yiyeceklerin herhangi birinden veya birkaçının karışımından; 2 porsiyon sebze ve meyvelerden, 1 porsiyon da tahıllar grubundan yemesi gerekir. Yani anne bir kendisi için, bir de büyüttüğü bebeği için yiyecektir ve bu yeme işinde tek taraflı yiyecek değil, çeşitli gruplardan dengeli bir şekilde alacaktır. Mevsime uygun, yörede, hangi besinler fazla ise ondan alınır, yeter ki, her gruptan bir besin alınabilsin.

Emziren kadın sağlığına normal şartlarda olduğundan çok daha fazla dikkat etmelidir. Emzirirken yapılmaması gerekenlerden uzak durmalıdır. Bunların başında alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanımı gelmektedir. Özellikle emzirirken sigara kullanımı masum gibi gözükse de bebeğin sağlığını olumsuz etkiler. Emziren anneler bunlara dikkat ederse doğru bir beslenmeyle çocuklarını yetiştirebilirler.

Karaciğer Hastalığında Yağ, Yumurta, Et Zararlı mıdır?

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Hastalıklar ve Genel Sağlık

Karaciğer vücudumuzun fabrikasıdır. Proteinler karaciğerde yapılır. Proteinin yapıtaşı amino asitlerden ayrılan amonyak karaciğerde üreye çevrilerek sıvılarla vücuttan atılır. Yağların sindirimi . için gerekli safra karaciğerde oluşur. Yağda eriyen vitaminler, demir, glikojen karaciğerde depolanır. Yine karaciğerde bütün besin öğelerinden enerji oluşur. Alkol karaciğerde enerjiye dönüşerek vücuttan atılır.

Bu kadar çok çalışan organın sağlığını koruması için yeterli ve dengeli beslenmesi zorunludur. Karaciğere en çok zarar alkolden gelir. Yine her türlü toksik madde karaciğeri bozar. Bazı mikroplar da karaciğerde hastalık yapar. Karaciğer haftalıklarının en çok bilineni tıp dilinde enfeksiyöz hepatit denen sarılık ve sirozdur.

Karaciğer hastalıklarının tedavisinde hastanın uygun şekilde beslenmesi önem taşır. Hastalarda iştah azlığı, bulantı ve kusma görülmesi besin alımını azaltabilir. Ayrıca hastalığın ilk döneminde, hasta karaciğer amonyağı üreye çeviremediğinden kanda amonyak yükselmesi olabilir. Yine sirozda amonyaklı su birikimi ile karın şişliği olabilir.
Hastalıkta, yıpranan karaciğer hücrelerinin onarımı için proteince zengin ve enerjisi yüksek diyet alınması gerekir. Karaciğer hastalığında diyet önemlidir. Et ve yumurta en iyi kalitede protein kaynaklarıdır. Ancak fazla alman yağ, karaciğeri safra yapmaya zorlar. Halbuki iyileşmede karaciğerin dinlenmesi önemlidir. Ayrıca fazla yağın sindirimi güçtür, zaten iştahsız olan hastanın bulantı ve kusmalarını arttırabilir.

Karaciğer hastalıklarında diyet hastalığın belirtilerine ve hastanın durumuna göre ayarlanmalıdır. Aşağıda, belirtilere göre yenecek besinlere örnekler verilmiştir:

Kanda amonyak yüksek olduğu sırada proteinli besinler biraz azaltılmalıdır. Kaliteli protein kaynakları olan peynir, süt, yoğurt, yumurta, tavuk, balık ve et gibi besinler kullanılarak hem vücuda aşın protein vermekten sakınılmış olur, hem de bireyin protein ihtiyacı daha kolay karşılanır. Bunun yanında düşük kaliteli bitkisel proteinler biraz azaltılabilir. Yağı az olduğundan suda pişmiş tavuk eti özellikle tercih edilir. Sütlü tatlılar hem kaliteli protein hem enerji sağlarlar.
Ödemli durumda tuz sınırlanır.
Bunların dışındaki durumlarda yağı biraz az, kaliteli protein ve karbonhidratlardan zengin, hastanın kolayca yiyebileceği ve sindirimi kolay besinler verilir. Bu nitelikleri taşıyan besinlerin başında süt, yoğurt, peynir, sütlü tatlılar, et, tavuk ve balık, yumurta, meyve, pekmez, bal gelir. Yemekler suda, fırında veya ızgarada pişirilir, yağda kızartılmaz. Et konmuş yemeklere yağ eklenmez. Çok yağlı etlerden sakınılır.

Bitki çayları su gibi gidiyor!

Kasım 12, 2009 admin  
Kategori - Şifalı Bitkiler

Van’da domuz gribi salgınından korkan vatandaÅŸlar, bitki çayları içerek gripten korunmaya çalışıyor.

Domuz gribi salgınının ardından bitki satışlarında büyük oranda artış yaÅŸandığını ifade eden 17 yıllık aktar HaÅŸim AÅŸkan, DoÄŸu Anadolu Bölgesi’nde birçok kente bitki ve baharat çeÅŸitlerini sattıklarını söyledi.

Domuz gribi salgınının ardından 2 ayda satışlarının yüzde 500 arttığını belirten AÅŸkan, ”Geçen yıl 100 kilogram sattığım bir bitkiden bu yıl 2 ayda 1 tona yakın sattık. KuÅŸ gribi olduÄŸu dönemde de satışlarımız artmıştı ama bu kadar olmamıştı” dedi.

Vatandaşların televizyonlardan öğrendiği bitkileri istemek için aktarlara geldiğini ifade eden Aşkan, şöyle konuştu:

”Birçok çeÅŸit bitki isteyen var. Kaynatılıp içilen ve demlenen bitkiler var. Bunlar insan saÄŸlığına iyi de geliyor. Grip ve soÄŸuk algınlığı gibi hastalıkların atlatılmasında büyük yarar saÄŸlıyor. Zaten önceden içilirse bu tür hastalıklara yakalanma riski de azalıyor. Vücut direncini ve bağışıklık sistemini güçlendiren bitkiler var. Bu bitkileri ucuz fiyata her yerde bulabilirsiniz.”

-”ÇAY GİBİ TÜKETİLİYOR”-

Kaynatılıp içilen bitkilerin bölgede çay gibi tüketildiÄŸini belirten AÅŸkan, ”Bir demliÄŸe 2 parça tarçın, bir parça zencefil, havlıcan, bir tutam ıhlamur, bir tutam kuÅŸ burnu, iki dilim ayva ve karanfil katılıp 5-10 dakika kaynatılıp tüketildiÄŸinde vücut direnci artıyor, bağışıklık sistemi güçleniyor” diye konuÅŸtu.

Bitki satın alan ve mutfağında sürekli çeÅŸitli bitkilerden bulundurduÄŸunu belirten Nuray Hayatbaşı ise günlük hayatta sürekli bitki çayı tükettiÄŸini ifade ederek, ”Her ÅŸeyin ÅŸifası bitkilerdir. Zaten bu konuda doktorlar ve halk saÄŸlığı uzmanları önce bitkilere yönlenilmesi konusunda uyarıda bulunuyor. Bu yüzden illaki bitki diyorum, iyi de geliyor” dedi.

AA

Sonraki Sayfa »