Diyet yapan üç kadından biri kabızlık çekiyor!
Haziran 26, 2010 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet
Boehringer Ingelheim tarafından yapılan araştırmalara göre Türkiye’de diyet yapan her üç kadından biri yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen kabızlık sorunu yaşıyor. Kabızlık, diyet döneminde kısıtlanan besin çeşitliliği ve miktarı nedeniyle diyet yapanları da tehdit ediyor. Diyet yapan her üç kadından birinin çektiği kabızlık sorunu için uzmanlar egzersiz ve düzenli beslenmenin yanı sıra lifler içeren besin takviyeleri tavsiye ediyor.
Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Osman Bulutlar ”Günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan bireyler karınlarını liften oldukça fakir, katkı maddesi zengini hazır gıdalar ile doyurmayı tercih ediyor. Bu tip liften fakir beslenme şekli, yeteri kadar sıvı alınmaması, yetersiz fiziksel aktivite, düzensiz dışkılama alışkanlıkları bireylerde aşırı yağlanmaya ve kabızlık gibi mide barsak sistemi rahatsızlıklarına yol açıyor.
Diyet için başvuran hastaların büyük kısmı aynı zamanda başta kabızlık olmak üzere mide barsak sistemi rahatsızlıklarından şikayet ederler. Günümüzde sıklıkla uygulanan protein ağırlıklı düşük lif içerikli ketojenik diyetler sırasında kabızlık daha da kolay oluşmaktadır.
Hastanın detaylı bir tıbbi öyküsünün alınması ve kabızlığa neden olabilecek bir hastalığı ya da varsa kabızlığa neden olabilecek sürekli kullandığı bir ilacın varlığının araştırılması ve kabızlık tanısının konulması önemlidir. Daha sonrasında günlük sosyal ve fiziksel aktiviteleri, beslenme alışkanlıkları, lif tüketimlerinin 25 gramın üzerinde olması, sıvı alımı ve tuvalet alışkanlıkları da sorgulanır.
Tedavi için özellikle liften zengin bir beslenme düzenlenir, günlük 35 gram civarında özellikle eriyebilen ya da yarı eriyebilen bir lif tüketimi hedeflenir. Liften fakir gıdaların tüketimi kısıtlanır. Bunu sağlayamayan bireylere verilen suda eriyebilen bir lif takviyesi günlük yeterli sıvı alımı ve düzenli tuvalet egzersizleri ile desteklenir” dedi.
Boehringer Ingelheim’ın çözünebilen doğal lif Glucomannan içeren ürünü Dulcofibre, bağırsaklarda hacim oluşturarak tokluk hissi uyandırır, mide boşalmasını yavaşlatır, karbonhidrat ve yağların emilmesini azaltarak diyetin başarısına yardımcı olur. %100 doğal lif Glucomannan, Japonya ve Çin’de bitkisel tedavilerde kullanılan Amorphophallus konjac bitkisinin kökünden elde ediliyor ve kabızlık sorunu çekenler için Türkiye’de alanında tek ürün olarak doğal bir çözüm sunuyor.
Diyetisyenden 10 altın uyarı
Haziran 3, 2010 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet

Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Tuğçe Örnek, son yıllarda her yaz döneminde yeniden gündeme gelen diyet ve beslenme üzerine uyarılarda bulundu.
Diyetisyen Tuğçe Örnek, özellikle sadece yaz aylarında değil bireylerin kendi sağlıkları için yeterli ve dengeli beslenmeyi öğrenmeleri ve bunu hayatlarının bir parçası haline getirmeleri gerektiğini vurguladı.
“Yaza girerken hafiflemek, bikinilerin içerisinde güzel görünmek elbette ki pek çok insan için önemli ama bu endişe ile sağlıksız diyetler yapmak, vücudu zorlamak çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir” diyen Örnek, gazetelerden ya da internet sayfalarından okunarak yapılan kısa süreli şok diyetlerin ilerleyen zamanda geri dönüşü oldukça zor olacak olan zararlar verebileceğine dikkat çekti.
Örnek, “Güzelleşelim derken sağlıklarından olabilirler. Halbuki yeterli ve dengeli beslenebilmek için uyulacak birkaç kural ömür boyu fit ve sağlıklı bir bedene kavuşmalarını sağlayabilir” dedi.
Örnek, diyet yapmak yerine uyulacak 10 altın öneri sundu:
“ÖĞÜN ATLAMAYIN”
Öğün atlayınca zayıflanır düşüncesi tamamen yanlıştır, aksine öğün atlayan kişinin metabolizma hızı azaldığı için bu şekilde verilen kilolar fazlasıyla geri alınır. Sabah, öğle, akşam mutlaka ana öğünlerinizi her gün aynı saatte olacak şekilde düzenli alın. Aralarda da hafif hafif beslenmeyi unutmayın. Aralarda yiyebileceğiniz en uygun atıştırmalıklar şunlardır; 1 porsiyon kuru veya taze meyve (1 küçük boy elma veya 4 adet kuru kayısı), 1 su bardağı süt veya ayran, 1 avuç leblebi veya 3-4 adet
şekersiz kepekli bisküvi. Akşam yemeğinizi geç saatlere bırakmayın ama mecbur kaldıysanız sebze yemeği, yoğurt, ekmek gibi hafif yiyecekler tüketin.
“ÖĞÜNLERİNİZİ ÇEŞİTLENDİRİN”
Tek tip beslenme doğru değildir. Yeterli dengeli beslenip, ideal kilonuza erişmek için aynı öğünde vücudunuzun ihtiyacı olan tüm besin gruplarından (süt, yoğurt, et, kurubaklagil, meyve, sebze, tahıl) dengeli bir şekilde almalısınız. Mesela öğle yemeğine örnek bir menü; mercimek çorba, etli taze fasulye, yoğurt, kepekli ekmek, arada 1 porsiyon meyve.
“POSA TÜKETİMİNİZİ ARTTIRIN”
Hem sindirim sistemi sağlığınız hem de tokluk hissinizin gelişmesi için günlük posa alımınızı arttırın. Beyaz ekmek yerine kepek veya çavdar veya tam buğday ekmeği, pirinç pilavı yerine bulgur veya tam buğday makarnası tüketin, meyvelerinizi soymayın, haftada 2 kez kurubaklagil tüketin.
“YETERLİ KARBONHİDRAT ALIN”
Genel olarak diyete başlandığında yapılan en büyük hata tüm karbonhidrat kaynaklarından vazgeçmektir. Öğünlerde yeterli karbonhidrat tüketmezseniz kan şekeriniz düşer, acıkma süreniz kısalır, eliniz gereksiz atıştırmalıklara gider. Her öğün ya 1-2 dilim tam tahıllı, kepekli veya çavdar ekmeği ya da 3-4 kaşık bulgur veya tam buğday makarnası tüketin.
“PROTEİN TÜKETİMİNİZE DİKKAT EDİN”
Proteini yüksek besinler ayrıca yüksek oranda yağ içerirler bu nedenle ihtiyacınızdan fazla protein tüketmemeye çalışın, ayrıca aşırı protein tüketiminin böbreklerinizi yorduğunu da unutmayın.
“TATLI YERİNE MEYVE YİYİN”
Gün içerisinde şekerinizin düştüğünü ve canınızın tatlı çektiğini hissedebilirsiniz. Böyle zamanlarda tatlıya değil meyveye uzanın, ancak bir öğünde 2-3 porsiyondan fazla meyve tüketmeyin, aşırı meyve tüketiminin de kilo kontrolünü olumsuz yönde etkilediğini unutmayın.
“YEMEK PORSİYONLARINIZI KÜÇÜLTÜN,SALATAYI BÜYÜTÜN”
Evinizde küçük yemek tabaklarını tercih edin, dışarıda yemek yerken büyük bi porsiyonun hepsini bitirmeyin. Aynı yemekten 2. porsiyonu çok nadir tercih edin. Ancak salata kaselerinizi istediğiniz kadar büyütebilirsiniz, tabii ki salata soslarından ve aşırı yağdan uzak durmak şartıyla.
“YEME HIZINIZI AZALTIN, DAHA ÇOK ÇİĞNEYİN”
Beyne tokluk sinyalinin gitmesi en az 15-20 dakika sürer. Az çiğneyip, hızlı yerseniz tokluk oluşana kadarki sürede daha çok yemek yerseniz aldığınız kalori miktarı artar.
“KIZARTMAYIN, KAVURMAYIN, YAĞ TÜKETİMİNİZİ AZALTIN”
Yeterli dengeli beslenip fazla kilolardan kurtulmak için doğru pişirme tekniklerini tercih etmelisiniz, ayrıca kızartma sırasında besinde bir sürü kanserojen maddeler meydana geldiğini de unutmayın. Bu nedenlerden dolayı besinlerinizi kızarmak veya kavurmak yerine haşlayın, buğulayın veya fırında pişirin. Et, tavuk, balık koyduğunuz hiçbir yemeğe ekstradan yağ koymanıza gerek yoktur. 1 kg sebzeden sebze yemeği pişiriyorsanız 2 yemek sıvı yağ yemeğinizi pişirmenize yeterlidir.
“DAHA FAZLA SU İÇİN”
Vücudumuzun her gün en az 1.5- 2 litre suya ihtiyacı vardır, yemekten önce içtiğiniz 1 bardak su besin tüketiminizi azaltır, ayrıca açlık hissettiğinizde 1 bardak su açlığınızı yatıştırır. Su ihtiyacınızı bir anda karşılamayın, gün içerisine yaymaya dikkat edin”
Selüliti 8 adımda yok edin!
Nisan 2, 2010 admin
Kategori - Sağlık Bilgileri
Selüliti 8 adımda yok edin!Yağsız et ve balık çeşitlerini yemelisiniz.
Selüliti 8 adımda yok edin!Süt ve süt ürünlerinden light olanları tercih edebilirsiniz.
Selüliti 8 adımda yok edin!Konserve ve uzun süre bekletilen peynirleri yemeyin, çünkü bu tür besinler iyot açısından zengindir. İyot da, dokuların su tutmasına neden olur. Bu da yağ birikimine yol açar.
Selüliti 8 adımda yok edin!Canınız tatlı isteyince taze meyvelerle yetinmelisiniz. Kiraz türü taneli meyveler posalı besinler sınıfına girer ve uzun süre tok tutma özellikleri vardır.
Selüliti 8 adımda yok edin!Beyaz ekmek, makarna ve şekerli besinler, çoğu zaman vücut yağı olarak depo edildikleri için kepekli olanları tercih etmelisiniz.
Selüliti 8 adımda yok edin!Tuzu azaltmalı ve yemeğinize tat vermek için baharatları kullanmalısınız.
Selüliti 8 adımda yok edin!Yemeklerinizde katı yağı kullanmamalısınız.
Selüliti 8 adımda yok edin!Mümkünse ızgara, haşlama, fırın, kağıtta ya da buharda pişirme yöntemlerini tercih etmelisiniz.
Milliyet
Şişko göbeğinizin sorumlusu kim?
Mart 24, 2010 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet
İnsülin hormonu bu konuda çok önemli bir rol oynar. İnsülin seviyemizi etkileyen her unsur, göbeğimizde ne kadar yağ depolayacağımızı belirler
Yağ dokusu nasıl artıyor hiç düşündünüz mü? İnsülin hormonu bu konuda çok önemli bir rol oynar. Yoğun bir şekilde salgılanan insülin, enerjiyi (kaloriyi) yağ dokularında trigliserid formunda depolaması için vücudumuzu zorlar. Böylece, teorik olarak insülin seviyemizi etkileyen her unsur, aynı zamanda göbeğimizde ne kadar yağ depolayacağımızı da belirlemiş olur.
İNSÜLİNİ ETKİLEYEN 7 UNSUR
Vücudumuzdaki hormonların dengesini sayısız faktör etkiler. Özellikle uzumanların riskli bulduğu göbek çevresi yağlanması varsa, bunun nedeni aşağıdakilerden biri ve birden fazlası olabilir. Eğer göbeğiniz yağlanıyorsa, yağ dokusu metabolizmasını etkileyen yedi unsuru gözden geçirin.
1. ALINAN KALORİNİN TİPİ: Basit karbonhidrat ve şeker kalorileri, yağ ve proteinden daha çok insülinogeniktir yani pankreası daha çok insülin salgılanması için uyarır.
2. UYKU MİKTARI: Çalışmalar, yeteri kadar uyumayanların insülin seviyesini ters olarak etkilediğini gösteriyor.
3. STRES SEVİYESİ: Stres hormonu olan kortizolün seviyesinin yükselmesi, insülin seviyesini olumsuz olarak etkiler.
4. BAZI İLAÇLAR: Çalışmalar, antidepresan gibi ilaçların, bazı kişilerde insülin direncine neden olabildiğini gösteriyor.
5. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Ergenlik, hamilelik, menopoz. Tüm bunlar insülin seviyesinde olduğu gibi, kilodaki değişiklikle de bağlantılıdır.
6. MEVSİMLER: Yağlar vücudumuzu dış etkenlere karşı korur ve ısıtır. Bu yüzden özellikle kış aylarında vücut yağlanma eğilimi gösterir. İnsülin hassasiyetiniz varsa bu konuda da tedbirli olmanız gerekir.
7. HASTALIKLAR VE TIBBİ DURUMLAR: Genetik bazı hastalıklar vücudun hormon dengesini değiştirebilir.
KAN ŞEKERİNİ NORMALLEŞTİRMEK
Karbonhidratlar, vücudumuzun temel enerji gereksinimini sağlar. Hücreler tarafından emiliminin gerçekleşe-bilmesi için karbon-hidratın en küçük birimi olan ‘glikoz’a dönüşmesi gerekir. Glikoz, beyin ve diğer organlarımız için enerji kaynağıdır. Yalnız hücrelerin bu glikozu kullanabilmesi için insülin hormonuna ihtiyacı vardır. İnsülin hormonumuz pankreastan salınır ve hücrelerin glikoza karşı geçirgenliğini, kullanımını kolaylaştırarak, glikozdan yağ oluşumunu uyarır.
Açlık halinde enerjimiz yağ deposundan sağlanır, ancak bunun için insülin seviyesinin düşük olması gerekir. İnsülin metabolizmasında meydana gelen bozukluk, aşırı insülin salınımı, sürekli glisemik indeksi yüksek besinlerin yenilmesi, bireyin açlık ve tokluk sinyallerini, yağ depolamasını, açlığını kontrol edememesine sebep olur. Birey sürekli tatlı yemesine rağmen yeniden ve sürekli tatlı ihtiyacı hisseder.
Şeker ve beyaz un tüketiminin en önemli etkisi insülin metabolizması üzerinde olur, çünkü bu iki besin kan şekerini hızlı yükseltir. Yani glisemik indeksi yüksek olan besinler arasında yer alırlar.
Bu besinler, açlık ve tokluk metabolizması üzerinde önemli etkiye sahiptir. Glisemik indeksi düşük olanlar yani kan şekerini hızlı yükseltmeyenler ise daha uzun süre tokluk hissi verir ve insülin hormonunun aşırı salınımına sebep olmazlar. Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten üç - dört saat sonra anormal acıkma ve gece tatlı yeme isteği gibi şikayetler, insülin metabolizmasında bozukluğu düşündürür.
Özellikle fazla kilonuz varsa ve bu yağlanma göbek bölgenizde dikkat çekici ise mutlaka bir endokrinoloji ve diyabet uzmanına danışın. Sadece açlık kan şekerine bakmak böyle bir durum için yeterli değildir. Mutlaka insülin ve glikoz metabolizması beraber değerlendirilmelidir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu bu bozukluk olabilir. Yedikleriniz enerji olarak kullanılamayıp yağ olarak depolanıyor olabilir.
RESTORANA GİTMEDEN ÖNCE İŞTAHINIZI BASTIRIN
Çantanızda bulunduracağınız ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişlerden birkaç tane atıştırarak, masaya yemekten önce konan sepetteki ekmekleri silip süpürmenizi önlersiniz. Ekmeğinizi batırdığınız masum gözüken kekikli zeytinyağının ise en az 10 - 15 bademe eşit olduğunu hatırlatmak isterim.
ÖĞÜNÜNÜZÜ BİR BÜTÜN OLARAK DÜŞÜNÜN
Yemeğin yanında alacağınız alkollü veya sodalı içeceklerin de yüksek kalorili olabileceğini hatırlayarak, daha önceden bu konuda yapacağınız küçük hesap, doğru bir seçime yardımcı olacaktır.
Yemeğin sonunda mutlaka bir tatlı ısmarlamak istiyorsanız, mümkünse sütlü veya meyveli bir tatlı daha makul bir seçenektir. Diğer yemekleri olduğu gibi, tatlıyı da bir arkadaşınızla paylaşmanız mümkündür.
ARADA BİR MOLA VERİN
Haftada bir yapacağınız küçük bir sapma, diyetinizi bozmaz. (Kronik bir hastalıkla ilgili diyet yapmıyorsanız veya doktor gözetiminde beslenmiyorsanız) Tabi eğer haftada tek bir günse.
Hızlı verilen kilolara dikkat!
Mart 23, 2010 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet
Zehra Melek Tuğlu - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akman, “Hızla kilo veren bireylerde genellikle kayıpların yüzde 50’si yağlardan, yüzde 50’si kaslardan olmaktadır. Bu da kişinin metabolizmasının yavaşlamasına neden olur” dedi.
Yrd. Doç. Dr. Akman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, genelde şişmanların hızla kilo vermek istediğini belirtti.Mevsimsel olarak zayıflamanın mevsim sonunda hızla kilo almaya neden olabileceğini ifade eden Akman, “Fakat hızlı verilen kilolar birçok sağlık sorununu beraberinde getirmektedir. Hızlı kilo verdiren diyetler yapıldığında böbrek, karaciğer gibi organlar bu durumdan etkilenir ve bu organlara ekstra yük biner” diye konuştu.
Akman, ayrıca hızlı kilo verildiğinde yağsız vücut kitlesi kaybının daha fazla olduğunu, bu durumda da kişinin yağ yerine kas kaybettiğini belirterek, insanların harcadığı kaloriden fazla enerji almaları durumunda kilo alabileceğini kaydetti.
Vücutta artan kitlenin genellikle yüzde 75 yağ kitlesi, yüzde 25 yağsız kitle olduğunu söyleyen Akman, şöyle konuştu: ”Zayıflarken de bu oran korunmalıdır yani kişi daha çok yağ kaybetmelidir. Ancak hızla kilo veren bireylerde genellikle kayıpların yüzde 50’si yağlardan, yüzde 50’si kaslardan olmaktadır. Bu da kişinin metabolizmasının yavaşlamasına neden olur. Vücut az enerjiyle metabolizmayı yürütme çabası içine girerek otomatik olarak kendini koruma yolunu seçer ve böylelikle kilo verme süreci durabilir.”
Zayıflamak için diyet yapmanın tek başına yeterli olmadığını ifade eden Akman, diyete başlayan kişinin uygun egzersiz programıyla bu süreci sağlıklı sürdürmesinin önemli olduğunu belirtti. Uzun vadede verilen kiloların korunduğunu, bu yüzden en az 4 ay devam eden diyetlerin sağlıklı ve kalıcı kilo kaybı sağlayan diyetler olduğunu söyleyen Akman, “Bunu sağlayabilmek için, sık tekrarlayan kısa süreli zayıflama atakları yerine yılın tamamına yayılan, kişileri bıktırmayan, hafif ve değişik fiziksel aktiviteleri içeren ve bir diyet uzmanı tarafından kişiye özel hazırlanan zayıflama diyetleri uygulanması gereklidir” dedi.
-”RESTORANLARIN PORSİYONLARI KÜÇÜLTMESİ DESTEKLENMELİ”-
Akman, hızlı kilo vermenin tercih edilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, kendi kendine ev ortamında haftada en fazla bir kilogram ağırlık kaybının ideal olabileceğini bildirdi. Bu değerin üzerindeki ağırlık kaybının sağlıklı olmadığını ifade eden Akman, şunları kaydetti:
“Obezite epidemiyolojisiyle mücadelede diyete geçmeden önce çevresel faktörleri düzeltmek önemlidir. Öncelikle yiyeceklerin porsiyonlarını küçültmek konusunda eğitim şarttır. Böylece ’pasif aşırı yeme’ engellenmelidir. Ayrıca restoran endüstrisi yüksek enerji içerikli yiyeceklerde porsiyonları küçültme açısından yüreklendirilmelidir. İkinci adım ise düşük yağ ve düşük enerji dansiteli (yoğunluklu) besin (sebze, meyve ve tahıl gibi) kullanımının artırılmasıdır. Bu tip besinler restoran, lokanta ve benzeri toplu beslenme yapılan yerlerde daha kolay kullanılır hale gelmelidir.”
Obez ve kilolu hastalar için düşük kalorili diyet uygulandığını belirten Akman, diyetteki kalori miktarını azaltmanın pratik yolunun yağ miktarını azaltmak olduğunu ifade etti. Toplam enerji miktarını azaltmaksızın sadece yağ miktarını azaltmanın kilo vermek için tek başına yeterli olmadığına dikkati çeken Akman, şunları söyledi:
“Diyet tedavisine geçmeden önce bireyin günlük enerji ihtiyacını hesaplamak gerekir. Diyetin enerjisi bireyin harcadığı enerjiden daha düşük olmalıdır. Üçüncü adım çevreyi fiziksel aktivitenin önemine hazırlamaktır. Düzenli fiziksel aktivite uygulayan bireyler daha sağlıklı, daha az sağlık sorunu olan ve çalışma sırasında daha hareketli olanlardır. Kilolu ve obez kişilerde egzersiz en iyi sonuç veren uygulamadır. Herhangi bir aktivite bile hiçbir şey yapmamaktan iyidir.”
Milliyet
Anne adayında gebelik şekeri tespit edilirse nasıl bir tedavi uygulanır?
Ocak 7, 2010 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekerinin belirtileri
Aralık 18, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Gebelik şekerinin belirtileri nelerdir?
Hamileler nasıl beslenmeli?
Aralık 13, 2009 admin
Kategori - Hamilelik - Gebelik
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ayşe Müsellim, sağlıklı gebelik döneminde dengeli beslenme alışkanlığının önemine işaret ederek, “Gebe anne iyi beslenmez ise bebek, annenin vücudundaki besin depolarını tüketmeye başlar ve böylece anne ve bebeğinin sağlığı tehlikeye girer” dedi.
Normal sınırlar içinde kilo almak, sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, sağlıklı bir bebek doğurmak ve doğum sonrası eski kilolara dönmek için ilk adımın çok önemli olduğunu kaydeden Dr. Müsellim, “Dengeli bir beslenme alışkanlığı edindiğinizde, sıvıyı bol miktarda aldığınızda, doktorunuzun verdiği demir içerikli preparatları düzenli olarak aldığınızda, normal sınırlar içinde kilo almak, sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek, sağlıklı bir bebek doğurmak ve doğum sonrası eski kilolarınıza dönmek için ilk adımları başarıyla attınız demektir. Gebe anne iyi beslenmez ise bebek, annenin vücudundaki besin depolarını tüketmeye başlar, böylece anne ve bebeğinin sağlığı tehlikeye girer. Bebekte ölü doğum, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, bedensel veya zihinsel özürler; annede ise kansızlık, bacaklarda şişkinlik, yorgunluk, kemiklerde zayıflık görülebilir. Et, yumurta, kuru baklagiller; beyin, kas, kemik ve dişlerin gelişimi ve kan yapımında görevlidir. Süt ve süt ürünleri, kemik, diş gelişimi ve büyüme ile görevlidir, protein ve kalsiyum kaynağıdır” dedi. SİGARADAN UZAK DURULMALI Gebelikte sigara içiminin bebeği olumsuz yönde etkilediğini belirten Dr. Müsellim, “Gebelikte sigara tüketimi bebek ve gebelik üzerine son derecede olumsuz etkilere sahiptir. Gebeliklerinde sigara kullananlarda erken doğum eylemi, Amnion suyunun erken gelmesi (erken membran ruptürü), bebeğin rahim içinde gelişme geriliği (intrauterin gelişme geriliği), bebeğin anne rahminde ani ölümü (intrauterin exitus) gibi olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır” dedi. Bebeğin, merkezi sinir sisteminin gelişmesi için özellikle gebeliğin ilk haftasından itibaren folik asit alınmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Müsellim, “Taze yeşil sebzeler folik asit kaynağıdır. Ancak uzun süreli pişirilen ve uzun süre bekleyen gıdalardaki miktarı azalır. En çok ıspanak, yer fıstığı, fındık, karnabahar, kepekli ekmekte mevcuttur. Doğal gıdalar gebenin folik asit açığını tam olarak kapatamayacağından ötürü, gebeliğin ilk haftalarından itibaren hap olarak dışarıdan alınması uygun olacaktır. Gebelerde folik asit eksikliğine bağlı bir takım anormallikler çıkabilir” dedi. “BALIK BEBEĞİN ZEKA GELİŞİMİ ÜZERİNDE OLUMLU ETKİ YAPAR” Gebelik döneminde balığın zeka gelişiminde önemli etken olduğunun altını çizen Dr. Müsellim, “Gebelikte artan protein gereksinimini karşılamak için kırmızı ve beyaz et, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık, kuru baklagiller ( fasulye, mercimek, barbunya) gibi proteince zengin besinler önerilir. Proteinler, hayvansal ve bitkisel proteinler olarak ikiye ayrılır. Hayvansal gıdalardaki yağın mümkün olduğu ölçüde alınarak, etin yağsız şekilde tüketilmesi önerilir. Ayrıca balık da bebeğin zeka gelişimi üzerinde olumlu etki yapar. Günlük beslenmenizin büyük bir bölümünü oluşturması gereken lifli (posalı) yiyecekler, gebelikte sık görülen kabızlığın ve bağırsak tembelliğinin önlenmesinde çok yararlıdır. Genellikle tüm sebze ve meyveler lif açısından zengindir. Her gün bolca yiyebilirsiniz. Kepekli besinler de lif içerir ancak diğer bazı besinlerim bağırsaklarda emilimini azalttığından aşırı tüketilmemelidir. Lifli gıdalar en sık kepekli ekmek, barbunya, kayısı, kuru üzüm, bezelye, pırasa, esmer pirinç ve kuru yemişte bol miktarda bulunur. C vitaminini de unutmamak gerekir. C vitamini, demirin bağırsaklardan emiliminde, vücudun hastalık etkeni mikroorganizmalara karşı bağışıklık direncinin arttırılmasında ve metabolizmadaki pek çok biyokimyasal süreç için gerekli bir vitamindir. Düzenli bir şekilde beslenen gebelerde hap şeklinde vitamin alınması önerilmemektedir. C vitamini portakal, limon, kırmızı ve yeşil biber, domates, çilek, greyfurt, karnabahar, lahana, Brüksel lahanası gibi pek çok taze meyve ve sebzede bulunur. Vücutta depolanmadığı için her gün belli bir miktar alınmalıdır” diye konuştu. |
İdeal kiloyu hesaplama yöntemi
Aralık 2, 2009 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet
Beden kitle endeksi, vücut ağırlığının (kg olarak), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle hesaplanır. Kadın ve erkekte obezite, beden kitle indeksi ile sınıflandırılır.
Beden-kitle indeksi ölçüleri şöyle:
GAZETE HABERTÜRK
Hypoxi Yapmak
Kasım 29, 2009 admin
Kategori - Zayıflama ve Diyet
Herkes bunu konuşuyor: “Nedir bu Hypoxi yapmak!”
Hypoxi Yapmak Egzersiz yaparken iskelet kaslarımız enerji kaynağı olarak yağ asitlerini kullanır, fakat kullanacağı yağ asitlerini dolaşımı iyi olan bölgelerimizden almayı tercih eder. İncelmekte sorun yaşanan bölgeler genelde erkeklerde göbek çevresi, kadınlarda kalça ve basendir. Bu alanlarda kan dolaşımı iyi değildir. Düzenli egzersizle istediğimiz bölgeden incelmek zordur. ‘Hypoxi Training’ sisteminde, patentli bir vakumlama sistemiyle hafif tempoda spor yaparken, kan dolaşımı sorunlu bölgelere çekilir. Yağın istediğimiz bölgeden yakılması sağlanır.
Sizde mutlaka farkındasınız, son zamanlarda HYPOXI yapmak herkesin dilinde. Çevremizde bir çok arkadaşımızın gittikçe inceldiğini gördüğümüzde merakla bunun sırrını soruyoruz. Bugünlerde aldığımız yanıtlar hep aynı “ Hypoxi yapıyorum “ . Biz Hypoxi’ yi yeni öğrendik ama, devrim yaratacak yenilik olarak tarif edilen hipoxi ile Robbie Williams, Ralph ve Michael Schumacher kardeşler gibi ünlüler doğal form tutma yöntemi olarak yıllardır kullanılıyorlarmış.
4 günde 1 bedene kadar incelme imkanı sunuyor
Hepimiz fazla kilolarımızdan kurtulmak için düzenli uygulanan diyet ile birlikte egzersiz yapılması gerektiğini biliyoruz. Ancak yıllar geçtikçe ne kadar diyet ve spor da yapılsa özellikle karın, basen ve kalça gibi bölgelerde kurtulamadığımız bölgesel yağlanmalar devam ediyor. Kişisel Bakım Ekipmanları Sektörü Lideri İnanır Group güvencesi ile Türkiye’ye getirtilen ve çağın mucizesi olarak tarif edilen Hypoxi, özellikle bölgesel yağlanmaların olduğu kalça, karın, bel, basen, bacak gibi problemli alanlarda etkili olarak 4 günde 1 bedene kadar incelme imkanı sunuyor…
Bölgesel yağ yakma yöntemi olan Hypoxi, basınç terapisi yöntemi ile kan dolaşımını hızlandırarak egzersiz ile birleştirirken, daha az zamanda, daha az efor harcayarak sadece hedeflenen problemli bölgeleri yağ yakımını sağlayarak şekillendiriyor.
Hypoxi 4 farklı cihazın, farklı işlevleri sayesinde etki gösteriyor…
Vakum ve yüksek basınç terapisine sahip dünyadaki tek sistem olan PATENTLİ HYPOXI’ de; Trainer L250 ile; yatarak konforlu bir şekilde özellikle bacaklar, basen ve kalça bölgesindeki yağlar eritiliyor. Trainer S 120 ile; oturur pozisyonda bacaklar, basen ve kalça bölgesindeki yağların parçalanması sağlanıyor. Dermoloji cihazındaki basınç ve vakum ile; pürüzsüz, sıkı ve düzgün bir cilde sahip oluyorsunuz. Cilt elastikiyet kazanıyor, metabolizma ve kan dolaşımı hızlanıyor. Vacunaut terapisinde ise; özel kıyafeti yardımıyla, karın ve bel bölgesinde birikmiş yağlar eritiliyor.
Avusturya Salzburg Üniversitesi Spor Bilimleri ve Kinesioloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erich Müller’ in 12 hafta süre ile 4 denek grubu (hypoxi grubu/diyet grubu/plasebo egzersiz grubu/kontrol grubu) üzerinde yaptığı bilimsel araştırma sonucunda, Hypoxi uygulanan grupta diğer gruplara oranla çok daha belirgin kilo kaybı ve yağ dokusunda ciddi kayıplar oluşturduğu kanıtlanmıştır.
Söz konusu üniversite araştırması sonucunda;
* Hypoxi grubunun spesifik bölgelerindeki yağ depolarındaki azalımın diğer diyet yapan gruba göre % 204 daha fazla
* Hypoxi grubunun vücut kilosunda azalımın diğer diyet yapan gruba göre 3 katından daha fazla ve yağ kaybının da % 83 oranında daha yüksek
* Hypoxi grubunun selülitlerde azalımının diğer diyet yapan gruba göre % 400 daha başarılı olduğu görülmüştür.
Sapanca Richmond Nua Wellnes Hotel, Memorial Hastanesi Estetik Merkezi ve “Kozyatağı City Sun” ‘da bulunan Hypoxi Merkezleri ile artık hayal ettiğiniz vücuda kavuşmak zor değil.
Yeter ki isteyin…



Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ayşe Müsellim, sağlıklı gebelik döneminde dengeli beslenme alışkanlığının önemine işaret ederek, “Gebe anne iyi beslenmez ise bebek, annenin vücudundaki besin depolarını tüketmeye başlar ve böylece anne ve bebeğinin sağlığı tehlikeye girer” dedi.