Diş eti hastalıkları kemik erimesi yapıyor

Temmuz 3, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Diş ve diş eti sorunlarının, dişteki iltihapların tüm vücuda yayılabileceğini belirten Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) Genel Sekreteri Süha Alpay, bunun hamile bayanlar da düşüklere sebep olabileceğine dikkat çekti.

Alpay, sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere diş fırçalamanın yeterli olduğunu ifade ederek, en önemlisinin akşam fırçalamak olduğunu söyledi. Bazı araştırmaların ise, bir kez fırçalamanın bile yeterli olduğunu gösterdiğini bildiren Alpay, diş ve diş eti sorunları olanların günde üç kere fırçalamasının yararlı olacağını belirtti. Sabah kalkar kalkmaz diş fırçalamayı da öneren Alpay, bunun gece boyunca oluşan ağızdaki asitlerin giderilmesi açısından yararlı olacağına işaret etti.

Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak gerektiğini belirten Alpay, diş fırçama imkanının olmadığı sırada, bazı sakızların kullanılmasının yararlı olacağını ancak, sorunlu dolgularda ve eklemlere sakıncasının da olabileceğine dikkat çekti. Alpay, ağız sularının da flor içermesi nedeniyle diş yapısını güçlendirdiğini bildirdi.

ÇOCUKLARIN BESLENMELERİNE DİKKAT EDİLMELİ
Çocuğun diş sağlığı açısından beslenmesinin iki açıdan önemli olduğuna işaret eden Alpay, “Birincisi, diş yapısını destekleyecek kalsiyum içeriği olup olmaması, bebeklerin kalsiyum destekli beslenmesi önem taşıyor. İkincisi ise, beslenme alışkanlıkları, şekerli gıdalar, asitli içecekler, boyalı maddeler dişlere yapışıyor, çürüğü, asit ve plak oluşumunu artırıyor. Çarpık beslenme alışkanlıkları dişleri olumsuz etkiliyor” diye konuştu.

Çocukların ileride sağlıklı dişlere kavuşmak için, ağız ve diş sağlığına, beslenmelerine önem verilmesi gerektiğini belirten Alpay, çocukların üç buçuk yaşından itibaren 6 ayda bir Dişhekimi kontrolünde olurlarsa daha az sorunlarla kaşı karşıya geleceklerini, maddi kayıbın, en önemlisi moral değerlerinin yüksek olması açısından ve erken dişsizlikle karşılaşmamaları açısından önemli olduğunu bildirdi.

DİŞLERDE UZUN SÜRE KALAN ENFEKSİYONLAR, VÜCUTTA BAŞKA BİR SORUNA YOL AÇIYOR
Yetişkinlerde de beslenme alışkanlıklarının önem taşıdığına dikkat çeken Alpay, diş ve diş eti sorunları, dişteki iltihapların tüm vücuda yayılabileceğini söyledi. Kalp ve damar hastalıkları, hamile bayanlar da düşüklere sebep olabileceğine işaret eden Alpay, “Dişlerde uzun süre kalan enfeksiyonların, vücutta başka bir soruna yol açtığı uluslararası araştırmalarda da yer almaktadır” dedi.

Dişlerin düzgün olmasının ise genetik olduğunu belirten Alpay, “Kişinin çene yapısı dar, diş yapısı büyükse dişler çapraşık olur, tam tersinde çene yapısı geniş, dişler küçükse dişler aralıklı olur. Bunlar genetik faktörden kaynaklanıyor” dedi. Eski insanlarda, pişmemiş, sert gıda yiyenlerin diş aşınmalarıyla karşı karşıya geldiğini ifade eden Alpay, kent yaşamında yumuşak gıdaların tüketiliyor olmasının ise, diş aşınmalarının eskiye göre fazla olmadığını gösterdiğini söyledi.

Alpay, “Diş eti hastalıkları ve dişlerde bakteri plağının birikmesi, kemik erimelerine neden oluyor. Şeker hastalığı gibi hormonal sorunlara bağlı olarak mide rahatsızlıkları, hamilelikte de aynı sorunlar varsa özellikle hamileler dişlerine daha iyi bakmalı” şeklinde konuştu.

STRES’E BAĞLI DİŞ GICIRDATMALARI, DİŞLERDE KIRILMALARA NEDEN OLUYOR
Düzenli hekim kontrolüyle yaşlılıkta diş kaybının önlenebileceğini belirten, Alpay, günlük bakım ve beslenme alışkanlıklarının doğru sürdürülmesi gerektiğini bildirdi.

Dişlerin darbe ve çürüğe bağlı kırılabileceğini ifade eden Alpay, stres sorunlarına bağlı diş sıkma ve diş gıcırdatma alışkanlıklarının dişlerde aşınma, çatlama ve kırılmalara neden olabileceğini, bunların, Dişhekimlerinin yaptığı koruyucu plaklarla önlenebileceğini söyledi.

Ağız kokusunun çıkamamış 20 yaş dişinden, bozuk, kırık dolguların ve çürüklerin neden olabildiğini belirten Alpay, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında da meydana gelebildiğini, ağız kokusunun dilin üst yüzünün fırçalanarak önlenebileceğini ifade etti.

Alpay, sağlıklı dişler için günlük bakımın yapılmasını, eğer diş eti sorunlarına yatkınsa günlük bakımın artırılmasını, yılda en az bir kere Dişhekimine gidilmesini önerdi.

Soğuk içecekler dişlerinizi sızlatıyorsa

Haziran 24, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız, Diş ve Çene Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Ezel Yıldız Elmas, dişlerde sıcak soğuk hassasiyeti hakkında bilgi verdi.

Dondurma, buzlu bir içecek hatta meyve bile dişlerinizi sızlatabilir

Şikayetler oldukça belirgindir ancak diş hekiminin hastadan daha ayrıntılı klinik bilgiyi toplamaya ihtiyacı vardır. Hasta hassasiyet şikayeti ile geldiğinde ilk adım tüm hikayeyi hastadan dinlemektir. Öngörülen gerekli bilgiler:

  • Diş ağrısının şekli ve niteliği (keskin, künt, vurucu)
  • Hassasiyetin lokalizasyonu (genellikle benzer grup dişlerde benzer şikayetler oluşabilir)
  • Dişte hassasiyetin başladığı yüzey
  • Ağrının şiddetinin tanımlanması (1-10luk skalada, 1=hafif, 10=dayanılmaz )
  • Hassasiyeti başlatan uyarıcı tetikleyici yiyecek ve içecekler var mı?

Ağrı mı, hassasiyet mi?

Diş hassasiyetinin ortaya çıkmasında birçok farklı etken rol oynayabilir. Ağız içerisindeki gelişen çeşitli sorunlar, çürükler, diş eti çekilmeleri, diş ve bazen kök kırık ve çatlakları, hatalı diş fırçalama alışkanlıkları, beslenme alışkanlıklarındaki hatalar, oluşan ağrının hasta tarafından diş hassasiyeti olarak tanımlanmasına yol açabilir.

Diş hassasiyetinin nedenleri

Eski dolgulu dişler: Kanal tedavisi uygulanmış ve sonradan fistül oluşmuş veya canlılığını tamamen ya da yarı yarıya kaybetmiş dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.

Kırık ve çatlak dişler: Dikey ve yatay, parça kırık veya çatlak oluşan dişlerin ağız kapandığında karşı dişlerle temasında oluşan ağrı.

Diş çürükleri: En yüksek derecede hassasiyet algısı, çürük doku diş minesini tamamen harap ettiğinde mine-dentin sınırını geçerken görülür. Hassasiyet, çürük dişin canlı dokusuna ilerleyene kadar artarak devam eder.

Diş eti çekilmesi: Kronik diş eti hastalığı olan kişilerde, diş eti ameliyatları sonrasında veya yaşla, ağız bölgesine alınan darbeler sonucu, dişlerdeki çapraşıklıklar ya da diğer yumuşak dokulardaki anomaliler ile dişlerin kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla oluşan ağrı.

Diş fırçası abrazyonu: Sert diş fırçası kullanımı veya yumuşak diş fırçasının aşındırıcı özelliği, fazla macun kullanımı veya hatalı fırçalama sonrasında genellikle baskın kullanılan elin denk geldiği bölgede oluşan aşınma, hem diş eti çekilmesine neden olabilir; hem de diş eti çekilmesi sonucu yumuşak kök yüzeyinin açığa çıkmasıyla hissedilen ağrıya sebep olur.

Abfraksiyon lezyonları: Genellikle dişin anatomik şeklinin bozuk olduğu yerlerde dişlerde aşınma ve yüzeyden mikro düzeyde parça kopması ile oluşur. Çürük olmadığı halde diş yüzeyinde madde kaybı olan bu tip lezyonlar yüksek hassasiyet göstererek, dişin canlı dokusuna kadar ilerleyebilir.

Erozyon lezyonları: Düşük Ph’lı ve yüksek karbonat oranlı kola, meyve ve enerji içecekleri diş yüzeyinden çürüksüz madde kaybı oluşumuna sebep olmaktadır. Bu tür içeceklerin kullanım alışkanlıkları, asitle yüzeyel olarak yumuşayan mine veya dentinin diş fırçalama ile kolayca yerinden kalkmasına sebep olacaktır. Reflü, bulimia gibi gastointestinal sistem hastalıkları dişlerin dile bakan yüzeylerinde, yüzeylerine zarar verirken; beslenme ile alınan asitli gıda tüketiminin fazlalığıyla oluşan lezyonlar dişlerin yanaklara (dışa) bakan yüzeylerinde görülür.

Beslenme tipi: Herhangi bir sebeple hasarlanmış diş yüzeyi, domates, meyve suları, kola içecekleri gibi düşük Ph’ lı içeceklerin asidik sıvısıyla temas ettiğinde ani hassasiyet oluşacaktır. Beslenme şekli erozyondan dolayı oluşan hassasiyeti şiddetlendirebilir.

Genetik hassasiyet: Hassas dişlerin hikayesi yıllardır hastalar tarafından anlatılır. Bu tip hassasiyetin sebebi, %10 sementin kök dokusunun ve mine dokusunun diş dentin yapısını örtmediği tipte sınıflandırılan anatomik yapı bozukluğu ile de korelasyon kurularak veya tüm hastaların farklı ağrı eşik değerlerinin olmasıyla da açıklanabilir.

Dolgu sonrası hassasiyet: Bazı tip gümüş civa karışımı amalgam dolguların 24-48 saat büzülmeye bağlı olarak hassasiyet oluşturması; diş renginde yapılan dolgu uygulamalarında yeterli teknik hassasiyet gösterilmemesi veya hatalı asit uygulaması; dolgu yapılırken diş kurutma tekniğinin hatalı uygulaması; diş dokusunda çürük temizlenirken hatalı uygulamalar yaparak dişin canlı sinir dokusunu etkilemek; dolgu yaparken ani ısı değişikliği oluşturmak ya da dolgunun normalden yüksek bırakılması; ağız içinde ani uyarılmaya veya ‘pas ya da alüminyum’ tadına sebep olan farklı metaller arasındaki reaksiyonlar hassasiyet oluşumunu tetikler.

İlaç kullanımı: Ağız kuruluğuna sebep olan ilaçlar (antihistaminikler, tansiyon ilaçları gibi) tükürüğün miktarını azaltarak koruyucu etkisini de bozar ve beslenmeyle meydana gelebilecek travmalara veya bakteri plak artışına sebep olurlar. Tükürük akışındaki azalma, yaşlanma ve ilaç alınımıyla birlikte tükürük Ph’ının diş çürüklerinin ve erozyon lezyonlarının oluşumuna sebep verecek düzeye inmesine neden olur.

Beyazlatma hassasiyeti: Kanal tedavisi uygulanmamış dişlere uygulanan diş beyazlatmasında %10’luk karbamid peroksitin ( %3 hidrojen peroksit, %7 üre) mine ve dentini geçerek sinir dokusuna ulaşmasıyla oluşur. Dentindeki sıvı akışı ve materyalin sinir dokusuyla temasıyla yoğunluğun değişimi nedeniyle, hassasiyet geri dönüşebilir sinir dokusu iltihabı şeklini alır. Hassasiyet tüm diğer beyazlatma yöntemleri (ışık aktivasyonlu, lazerle beyazlatma) sonucunda oluşabilir ve tercih edilen beyazlatma markası ve içeriği ile ilgilidir.

Beyazlatma işlemi sırasında hassasiyetin ortaya çıkması beklenmesine rağmen; klinik hassasiyet oluştuğunda sebebin beyazlatma olabileceği belirtilmelidir. Hafif seyreden hassasiyetlerin tedavi protokolünde yeri yoktur. Ancak diş hekimi, hastayı tedavi süresini uzatma (örneğin uygulama sıklığı) konusunda bilgilendirerek yeni uygulama talimatları verebilir. Bu yöntemin geçerli olmadığı durumda, bazı klinisyenler beyazlatma yönteminin diş yüzeylerine flor jelleri uygulamalarıyla desteklenmesini savunurlar. Diğer klinisyenler beyazlatma öncesi ve sonrasında 2-3 hafta boyunca hassasiyet giderici diş macunları kullanımı öneririler.

Potasyum içeren hassasiyet giderici yardımcı materyallerin ağza uygulanan plaklarla kullanımının gelişmesi, diş hekimine hassasiyeti gidermekte yardımcı olurken; tedavi sürecinde hastaların daha efektif rol oynamalarını da sağlamıştır. Beyazlatma çalışmalarında, ihtiyaç duyulduğunda Günde bir, haftada bir, beyazlatmadan önce veya beyazlatma tedavisinin uygulama tipine göre 10-30 dk yardımcı hassasiyet giderici maddeler uygulanır.

Hassasiyet giderici diş macunları, şikayetleri azaltıyor

En genel, profesyonel olarak önerilen, hassas dişe yalnız uygulama kolaylığı sunan hassasiyet giderici diş macunları, potasyum tuzları içerenlerdir. Potasyum tuzları mine ve diş dentin dokusundan kolayca geçerek birkaç dakika içinde dişin canlı sinir dokusuna ulaşır. Çoğunlukla potasyum bazlı hassasiyet giderici diş macunları diş dokusunu korumak için flor içerir aynı zamanda bazıları da değişik tatlar, beyazlatma özelliği, tartar kontrolü ve karbonat içerikli olarak tüketiciye sunulur. Kinik girişimlerde hassasiyet giderici etkili diş macunları günde iki kere ve yaklaşık iki hafta kullanım sonucunda hassasiyetin azalmasını sağlamış ve daha büyük etkileri de düzenli kullanımıyla gözlenmiştir. Bu arada hasta, üreticinin tavsiyesine de uyarak günde iki defa ağız hijyen uygulamasının bir parçası olarak fırçalamayı sürdürmelidir. Hastalara sürekli kullandıkları diş macununa benzer özellikler taşıyan hassasiyet giderici edici diş macunları önerildiğinde başarı oranı yükselecektir.

Tedaviyi ertelemeyin

Diş hekimi tüm olasılıkları gözden geçirmeli, doğru bir teşhis ve tedavi planı oluşturmalı ve buna göre hassasiyete sebep ve engel olan tüm faktörleri işaret eden bir tedavi stratejisi belirlemelidir. Tedaviler, hasta tarafından evinde restorasyon yapılan dişe uygulanan medikal materyallerden, pulpa extirpasyonu (kanal tedavisi) ve mukogingival (diş eti ameliyatları) cerrahiye kadar uzanır.

Hassasiyetin sıklığı ve şekli, tedavi seçenekleri arasındaki seçimi belirler. Restorasyon yapılmamış veya açık bir sorun patoloji bulunmayan kişilerde dişlerin kronik hassasiyet şikayeti çoğunlukla beklenmedik ve araştırılmaya muhtaç durumları işaret eder.

Diş dolguları sonrası görülen hassasiyet klinik olarak 2 hafta ile 8 hafta arası takip edilir. Hekim tarafından uygun görülürse bu süre beklenmeden de dolgular yenilenebilir.

Diş beyazlatması sırasında diş hassasiyetini engellemesi için uygulanan %5lik potasyum nitrat flor jeli (diş macunu) gibi hassasiyet giderici materyaller oldukça etkili olmakta ve hastanın olay üzerindeki kontrolünü artırmaktadır.

Diş röntgeni çektirende tiroit kanseri riski daha fazla

Haziran 5, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı, Kanser

Araştırmacılar, tiroit kanseri teşhisi konulmuş 313 hastaya ve aynı sayıda sağlıklı kişiye ne kadar diş röntgeni çektirdiklerini sordu. En fazla dört diş röntgeni çektiren kişilerde tiroit kanserine yakalanma oranı sağlıklı kişilere göre 2 kat fazla çıktı. Dört ila dokuz diş röntgeni çektirenlerde bu oran 4 kat yükseldi. Brighton ve Sussex Tıp Fakültesi araştırmacıları, en az 10 kez diş röntgeni çekilen kişilerde söz konusu kanser türünün ortaya çıkma riskinin 5 kat yükseldiğini de belirledi.

‘RUTİN HALE GELMEMELİ’

İngiltere’de son 30 yılda tiroit kanseri vakalarının iki katına çıktığına dikkat çeken Dr. Anjum Memon ise “Göğüs kafesi röntgeninde olduğu gibi diş röntgeni çektirmenin de reçetelendirilmesi gerekiyor. Bu röntgenin rutin olarak çekilmemesi lazım” uyarısında bulundu.

Diyabet diş çürütüyor!

Mayıs 31, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Diyabet diş çürütüyor!
Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu’na göre; kontrolsüz diyabette, tükürük yüksek seviyede şeker içeriyor ve bu da diş çürüğüne sebep oluyor. Kışlaoğlu, diyabet hastalarına “Sabah ve akşam günde iki kez dişlerinizi fırçalayın. Ayrıca diş ipi ile aralarını temizleyin” diye öneriyor.

ÇİKOLATA YE KANSERİ ÖNLE!
Alman İnsan Beslenmesi Enstitüsü tarafından 19 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırma, çikolatanın yararlarını belgeledi. Her gün 7.5 gram çikolata yiyenlerde kalp krizinin yüzde 39 azaldığını söyleyen diyetisyen Ayşe Korkmaz da “Günde 40 gram çikolata kanseri önler” dedi.

SABAH

Diş fırçalamak hayat kurtarıyor

Mayıs 28, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, ağız ve diş sağlığına dikkat etmeyenlerde kalp krizi riskinin, dişlerini günde iki kez fırçalayanlara oranla yüzde 70 fazla olduğu ortaya çıktı.

Kalp rahatsızlığı ile dişeti hastalıkları arasındaki ilişkiyi incelemeye yönelik ilgi son 20 yılda önemli artış gösterirken, Londra Üniversitesi Koleji’nde yapılan ve British Medical Journal dergisinde yayınlanan son araştırmada, hekimler günlük diş fırçalama sayısının, kalp hastalığına yakalanma riski konusunda bir etkisi olup olmadığını göstermek istediler.

11 binden fazla İskoç yetişkinin tütün alışkanlığı, fiziksel aktivite, ağız ve diş bakımı gibi yaşam tarzlarından ede edilen verilerin analiz edildiği araştırmada, deneklerin vücutlarındaki enflamasyon düzeylerinin belirlenmesi için kan tahlilleri de yapıldı.

Bu veriler, hastaneye yatma ve İskoçya’da Aralık 2007′ye kadarki ölüm rakamlarıyla da birleştirildi. Takip edilen 8 yıl içinde 555 kalp ve damar rahatsızlığı ve 170 ölüm vakası görüldü.

Verilerin analizi sonucu, ağız ve diş bakımına verilen önemin genel olarak tatmin edici olduğu görüldü ve deneklerin yüzde 62’si altı ayda bir dişçiye gittiklerini, yüzde 71′i de günde iki kez dişlerini fırçaladıklarını belirttiler.

Sosyal sınıf, obezite, tütün alışkanlığı, genetik hastalık gibi bilinen kalp ve damar risk faktörleri de hesaba katıldığında, araştırmacılar, dişlerini günde iki kezden az fırçalayanların, günlük iki kez diş fırçalayanlara göre yüzde 70 daha fazla kalp rahatsızlığı riski taşıdığını ortaya koydular.

Araştırmada ayrıca, ağız ve diş bakımına yeterli özeni gösteremeyenlerin kan tahlillerinde, reaktif protein C, fibrinojen gibi enflamasyonlar da görüldü.

Hekimler, araştırma sonuçlarının ağız ve diş sağlığı ile kalp ve damar rahatsızlığı riski arasında ilişki bulunduğu tezini güçlendirdiğine işaret ettiler.

AA

Dişlerinizi peynir yiyerek koruyun

Mayıs 10, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Yemeklerden sonra yiyilecek küçük bir parça peynirin, ağızdaki PH seviyesini nötr hale getirdiği ve diş sağlığını koruduğu açıklandı.

Peynir yemek, diş çürüklerinin oluşmasına yol açan asit ortamını dengeliyor.

Diş eti kanamalarını ihmal etmeyin

Nisan 20, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Sağlıklı diş etinin pembe renkli, düzgün hatlı olduğunu belirten uzmanlar, “Sağlıklı diş fırçalarken, yemek yerken kanamaz” uyarısında bulunuyor.

Bursa Sağlık Müdürlüğü Ağız ve Diş Sağlığı Şube Müdürü Diş Tabibi Nagihan Bedir, dişetlerinin şiş, parlak kırmızı ve fırçalarken kanaması durumunda o kişide dişeti hastalığı oluştuğunu söyledi.

Dişeti iltihap belirtilerinin diş eti kanaması, kırmızı-şiş diş eti, kötü ağız kokusu olduğunu kaydeden Bedir, “Diş eti çekilmesi, alveol kemiğinin erimesi ve desteğini kaybeden dişlerin sallanması periodontal hastalık belirtisidir. Periodontal hastalık diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuların iltihabi hastalığıdır. Dişler üzerindeki bakteri plağının diş fırçalama ve diş ipi kullanımı ile uzaklaştırılmaması sonucu plağın içerisinde bulunan bakteriler diş etinde irritasyon oluşturur ve gingivitis denen diş eti iltihabının ilk aşaması başlar.” diye konuştu.

Diş hekimine gidip tedavi olunmadığı taktirde dişleri dişetine bağlayan periodontal liflerin yıkıma uğradığını ve iltihabın derinlere yayılarak alveol kemiğinin yıkımı sonucu dişlerin sallanmaya başlayacağını vurgulayan Nagihan Bedir, bu noktaya gelindiğinde tedavi ile kaybolmuş kemiği yerine getirmenin mümkün olamayacağını kaydetti.
Problemin başında tedavi olarak ağız ve diş sağlığını korumak yerine ihmal edilmesine rağmen hastalığın ilerlemesi ve tedavinin zorlaşmasına neden olunacağını dile getiren Bedir, ağız bakımını ihmal ederek bakteri plağını uzaklaştırılması durumunda tükürük içinde bulunan minerallerin plak ile birleştiğini ve diş taşı oluştuğunu söyledi.
Diş taşının diş ve diş etleri üzerinde birikerek diş eti çekilmesine neden olduğunu anlatan Bedir, oluşmuş olan diş taşını fırçalayarak uzaklaştırmanın mümkün olmadığına dikkat çekti.

Diş hekimine gidip muayene olunmasını tavsiye eden Bedir, diş taşı temizliğinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Bedir, çok iyi bakım yapılsa bile yeni diş taşı oluşabileceğini, rutin diş hekimi kontrolleri ile diş taşı temizliği yaptırarak ileri aşamalara ulaşmadan tedavi olunmasının yerinde olacağını kaydetti.

Diş taşı temizliğinin dişlere zararı olmadığının altını çizen Bedir, şöyle devam etti: “Temizlik sonrası bir hafta kadar dişler sızlayabilir ancak geçicidir. Genetik yatkınlık, diabet, hormonal etkenler, hamilelik, menapoz, vitamin eksikliği, stres, sigara kullanımı, bazı ilaçlar (antidepresan, antiepileptik), bazı sistemik hastalıklar ( immun sistem hastalıkları, bazı kan hastalıkları), yaş gibi etkenler de diş eti hastalıklarının gelişimine sebep olabilir. Hamilelerde; hormonların etkisi ve ilk aylardaki bulantı, kusma nedeniyle ağız hijyeninin bozulması gibi sebepler hamilelik gingivitisi oluşturur, hamilelik öncesi risk taşıyan bireyler diş hekimine muayene olup diş taşı temizliği ve polisaj işlemi yaptırmalı ve hamilelik süresince oluşabilecek diş eti problemlerinin minimuma inmesini sağlamalıdırlar.”

Ağız sağlığının diğer organlarımızın sağlığı ile yakından ilişkili olduğunu hatırlatan Bedir, ağız içerisindeki enfeksiyon lenf ve kan yoluyla vücudun kalp, eklem gibi diğer dokularına yayılarak hastalık oluşturabileceğini dile getirdi.

Ağız sağlığını vücut sağlığı ile beraber düşünmek gerektiğini vurgulayan Bedir, günde en az iki kere dişlerin fırçalanması gerektiğine işaret etti.

CİHAN

Ağız kokusunun 4 nedeni

Nisan 17, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Ağız kokusunun 4 nedeni

1.Yemekler:

Yemek yedikten sonra dişler arasında kalan besin parçaları ağız kokusuna neden olabiliyor. Ayrıca soğan, sarımsak gibi uçucu yağlar içeren besinler de koku oluşturabiliyor. Bu besinler sindirildikten sonra içeriğindeki yağlar dolaşım sistemi tarafından ciğerlere taşınıyor ve nefes yoluyla dışarı veriliyor. Soğan ve sarımsak 72 saate kadar koku yapabiliyor.

2. Diş problemleri ve ağız hijyeni eksikliği:

Dişler her gün fırçalanıp, diş ipiyle temizlenmediğinde bakteriler ağızda birikiyor ve hidrojen sülfür yayarak kötü kokuya neden olabiliyor.

3. Ağız kuruluğu:

Ağzı temizleyen ve nemli tutan salya eksikliğinde ölü hücreler dil ve damaklarda birikiyor ve kokuya neden oluyor. Bu tip ağız kokusu genelde sabah uykudan uyanıldığında ve sıklıkla ağzı açık uyuyan kişilerde görülüyor.

4. Hastalıklar:

Akciğer ve sinüs enfeksiyonları, metabolik hastalıklar, böbrek hastalıkları, diyabet, kronik reflü gibi hastalıklar da çeşitli şekillerde ağız kokusuna neden olabiliyor.

Dudaktaki yaralara dikkat!

Mart 30, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Soğuk hava, rüzgar ve güneş ışığı dudak kuruluğunun başlıca nedenleri arasındadır. Ancak uzun süre geçmeyen yaralar kanser habercisi olabileceği için dikkat gerektirir. Doç. Dr. Ahu Birol, “1-7 Nisan Kanser Haftası” öncesi dudak kanserine zemin hazırlayan faktörler ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

Güneş, sigara ve aşırı alkol tüketimi dudak kanserine neden olabilir

Dış etkenlere bağlı olarak dudakta ortaya çıkan kuruma ve çatlama ‘keilit’ olarak adlandırılır. Soğuk hava, rüzgar ve güneş ışığı kurumuş, çatlamış dudakların en sık nedenidir.  Kayak sırasında fazla miktarda güneş ışığına maruz kalma da, ani başlayan dudak reaksiyonuna neden olabilir. Akne tedavisi için kullanılan ilaçlar (isotretinoin) yoğun dudak kuruluğu yapabilir. Birçok alerjik bünyeli çocukta ilk bulgu dudakta ortaya çıkan kuruluk ve çatlama olabilir. Rujlar, dudak nemlendiricileri, diş ürünleri, uçuk nedeni ile kullanılan ilaçlar, dudakta reaksiyon yaratabilir. Yoğun güneş ışığına maruz kalmanın yanı sıra, sigara, pipo kullanımı ve alkol tüketimi dudak kanserine neden olan önemli faktörlerdir.

 Dudaklarda sık kanayan yara, kırmızı lekeler ya da ele gelen sert doku tehlikeye işaret edebilir

Dudakta çatlama oldukça ağrılı bir tablodur. Gülmeyi zorlaştırır. Kuruluk ne kadar fazla ise çatlama ve kanama o kadar şiddetli olacaktır. Dudakları kuru olan bireyler dudaklarını sürekli olarak yalamakta, bu da kuruluk ve tahrişi daha da artırmaktadır. Çocuklarda tik şeklinde alt dudağı emme sonucunda dudaktaki kuruluk ve çatlamanın yanı sıra dudak etrafındaki deride keskin sınırlı bir kızarıklık ortaya çıkabilir.

Uzun süreli güneş ışığına maruz kalan kişilerin dudaklarında giderek daha şiddetli reaksiyon oluşabilir. Bu değişiklik dudakta ortaya çıkan, metastaz riski oldukça yüksek yassı hücreli kanserin öncüsü olabilir. Dudakta iyileşmeyen, kolaylıkla kanayan yara, bazen kırmızı bir leke, bazen iki parmak arasında tutulduğunda normalden farklı sert bir yapı, dudakta beyaz- gri sert alan dudak kanserinin öncü belirtisi olabilir. Bu tip değişiklikler mutlaka biyopsi alınarak değerlendirilmelidir.

Açık tenliler risk grubunda

Dudak kanseri %90 alt dudakta görülür. Açık tenli, ileri yaştaki erkek hastalarda daha sık görülmesinin yanı sıra, en sık çiftçiler ve denizcilerde ortaya çıkmaktadır. Koyu tenli kişilerde “melanin” adı verilen güneş ışınlarına karşı koruyucu pigmentin olması, dudak kanseri riskini de azaltmaktadır.

Dudaklarımızı yara ve kanser riskine karşı korumak almanız gereken önlemler:

  • Açık havada uzun saatler geçiriyorsanız mutlaka güneş koruyucu içeren dudak koruyucusu kullanmanız gerekir. Siperi olan şapka kullanımı da dudakları korumak açısından önemlidir.
  • Dudaklarınızı yalamamak, nötr reaksiyon yaratmayan ürünler ile sık sık nemlendirmek gerekmektedir. Saf vazelin bu amaç için kullanılabilir.
  • Dudak kanseri ve öncüsü olan değişikliklerin kadınlarda daha az görülmesinin en önemli nedeni dudak koruyucu alışkanlığının olmasıdır.
  • Dudakta meydana gelen her türlü değişiklikte mutlaka dermatoloji uzmanına başvurmak gerekir.
  • Haberturk

Uyurken neden diş gıcırdatırız?

Mart 25, 2010 by admin  
Filed under Ağız ve Diş Sağlığı

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Çiğdem Küçükeşmen, gece uyurken dişlerin gıcırdatılması ve çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunların yattığını söyledi.

Küçükeşmen,  yaptığı açıklamada, gece uykuda diş gıcırdatma veya diş sıkma sorunun temelinde psikolojik etkenlerin etkin rol oynadığını belirterek, şunları söyledi:

“Uyurken diş gıcırdatma veya çene sıkma olayının temelinde psikolojik sorunlar yatmakta, çözüm ise sıkıntıya neden olan sorunun giderilmesinde. Eğer gece uykunuzda bilinçsiz olarak dişlerinizi gıcırdatıyorsanız, mutlaka gün içinde yaşadığınız sorunlar sizi etkisi altında bırakmıştır. Bize gelen şikayetlerde bu bulgulara rastlıyoruz. Günlük hayatımızda çeşitli problemlerden dolayı strese kapılmaktayız, bunlar da bizleri olumsuz etkiliyor. Gece uykuda ise bunların yansıması yaşanıyor.”

Diş gıcırdatmaya çocuklarda ve hatta dişleri çıkan bebeklerde de rastlandığını kaydeden Küçükeşmen, “Çocuğunuzda diş gıcırdatma olayına şahit oluyorsanız, mutlaka sorunlarını irdeleyin. Arkadaşları ile tartışma yaşamış olabilir, bakıcısı ile problemi olabilir. Bunları sorgulayın” dedi.

Diş gıcırdatmanın bilinçaltında yapıldığını ve uykuda olan kişinin bunun farkında bile olmadığını belirten Küçükeşmen, diş yapısının da diş gıcırdatma olayına etken olabileceğini savundu. Sorunun zamanında giderilmesi gerektiğini vurgulayan Çiğdem Küçükeşmen, sürekli diş gıcırdatma olayının yaşanması halinde eklemlerde ağrı, çene dokusunda hassasiyet oluşabileceğini ayrıca baş ağrısı ve ağız yapısının bozulabileceğini kaydetti.

Bunun yanı sıra dişlerin sürtünmeden dolayı zarar göreceğini bildiren Küçükeşmen, “Önlem alınmadığı takdirde sürtünmelerden ötürü diş yapısı zarar görür. Küçülmeler oluşabilir” uyarısında bulundu.

Sonraki Sayfa »