Çağımızın hastalığı:”Anoreksiya nervoza”

Eylül 2, 2010 by admin  
Filed under Hastalıklar ve Genel Sağlık

İleri derecede zayıf olsalar da şişman hissediyorlar

Ergenlik döneminde başlayıp ilerleyen günlerde devam eden “anoreksiya nervoza” özellikle genç kızları tehdit ediyor. Psikiyatrist Burhanettin Kaya bu hastalıkla ilgili Gazete Habertürk’e bilgiler verdi:

“Anoreksiya nervoza” sıklıkla ergenlik döneminde masum bir rejimle başlar, giderek, bilerek zayıf kalma çabalarıyla sürer. Yaşamı tehdit edici bir hastalığa dönüşür. “Beden kitle indeksi” olarak adlandırdığımız boya uyumlu kilo hesabına göre kabul edilen en düşük ağırlığa ulaşmayı reddetme, zayıf kalma çabaları, ileri derecede kilo kaybı, bedenini algılamada bozukluk, âdet görememe belirtileri ile kendini gösterir.”

KENDİNİ ŞİŞMAN HİSSEDER

Kaya sözlerine şöyle devam etti: “Hastalar ileri derecede zayıf oldukları halde kendilerini şişman hissederler. Zayıf kalmak için aç kalma, öğün atlama, karbonhidrat içeren besinlerden uzak durma, aşırı egzersiz yapma, idrar söktürücü, müshil ilaçları kullanma biçiminde davranışlar sergilerler. Kimi zaman tıkınırcasına yeme atakları ve kendini kusturma görülebilir. Sıklıkla depresyon birlikte görülür. Tedavinin hastanede yapılması, ilgili tıp dalları ile birlikte sürdürülmesi, ilaç tedavisi dışında psikoterapi uygulanması ve taburcu olduktan sonra da psikoterapinin sürdürülmesi gereklidir.”

Hazımsızlığı hafife almayın!

Eylül 2, 2010 by admin  
Filed under Hastalıklar ve Genel Sağlık

Hazımsızlığı hafife almayın!

Dr. Hasan İnsel

Halk arasında hazımsızlık diye adlandırılır ve sık görüldüğü için pek de önemsenmez. Dispepsi, kendi başına bir hastalık olmaktan çok, genellikle altta yatan bir sorunun belirtisidir.

Dispepsi belirtileri
* Mide yanması
* Karın ağrısı
* Şişkinlik
* Geğirme ve gaz
* Bulantı ve kusma
* Ağızda acımsı veya asitli tat

Bu belirtiler stresli zamanlarda artabilir. Dispepsiyle birlikte göğüs alt bölgesinde bir yanma şikayeti de oldukça sık görülmektedir. Kadın ve erkeklerde her yaş grubunda görülebilir. Aşırı alkol kullanımı, aspirin gibi mideyi tahriş eden ilaçlar, sindirim kanalında ülser gibi bozukluklar ve endişe hali ya da depresyon gibi duygusal sorunlar riski artıran faktörlerdir.

Hastalığın sebepleri
Hastalıklar:
* Ülser
* Gastro-özofageal reflü (GERD) (asitli mide içeriğinin yemek borusuna geçmesi)
* Mide hastalıkları (gastritten, ciddi hastalıklara kadar her türlü mide hastalığı)
* Gastroparezi (midenin normal boşalmaması durumu)
* Mide enfeksiyonları
* İritabl bağırsak sendromu
* Kronik pankreatit
* Tiroid hastalığı
* Hamilelik
* Sindirim sistemi hastalıkları

İLAÇLAR:
* Aspirin ve ağrı kesiciler
* Östrojen  hormonu ve  doğum kontrol hapları
* Kortizon
* Bazı antibiyotikler
* Tiroid ilaçları

YAŞAM TARZI:
* Bir oturuşta çok fazla, hızlı ve yağlı yemek
* Fazla alkol alımı
* Sigara
* Stres ve yorgunluk
* Mide asidi fazlalığı
* Yemek yerken aşırı hava yutulması

Nasıl tanı konur?
Dispepsi şikayetleriniz varsa daha ciddi bir durumun varlığını ekarte etmek için mutlaka doktorunuza gidin. Çünkü dispepsi geniş bir kavramdır, altında çeşitli hastalıklar gizlenebilir. Doktorunuz altta yatan başka hastalıkları araştıracaktır. Bu amaçla birçok kan testi yapabilir, görüntüleme tetkikleri isteyebilir. Yemek borusunu, mideyi ve bağırsakları daha iyi incelemek için endoskopi isteyebilir. Dispepsi bir hastalıktan çok bir semptom olduğundan, tedavisi genellikle altta yatan nedene bağlıdır.
Dispepsi şikayetleri çoğu kez birkaç saat içinde kendiliğinden düzelir ve çoğu hasta doktora başvurmaz. Özellikle 40 yaşın üzerindeki dispepsi yakınmalarının ciddiye alınması gerekir. Araştırmalar sonucu altında başka bir hastalık bulunmazsa aşağıdaki öneriler şikayetlerin giderilmesinde yardımcı olabilir. 

Bu önlemlerle dispepside düzelme olmadığında, doktorunuz semptomları hafifletmek için ilaç yazabilir. Dispepsiye neden olan        yemekleri saptamak için bir yemek günlüğü tutulması da çok faydalı olacaktır. İnsanlar yazdıklarını sonradan incelerken bir anda      yedikleri sırada fark etmedikleri önemli ipuçlarını görebiliyorlar.
Bazen kalp krizleri de dispepsiye benzeyen belirtilere yol açabilir. Bu şikayetler aniden başladıysa ve sizin için olağan dışıysa ve ayrıca nefes darlığı, terleme veya çeneye, boyuna, kola yayılan ağrıyla birlikteyse derhal tıbbi yardım istenmelidir.

* Bir oturuşta çok fazla yemek yemeyin.
* Baharatlı yemeklerden kaçının.
* Turunçgiller ve domates gibi yüksek miktarda asit içeren gıdaları tüketmeyin.
* Sigarayı bırakın.
* Alkollü içeceklerden uzak durun.
* Kafeinli ve gazlı içecekleri tüketmeyin.
* Karnınızı sıkan dar giysilerden kaçının. Bunlar mideye baskı yaparak içindekilerin yemek borusuna geçmesine neden olur.
* Yedikten hemen sonra yatmayın veya uzanmayın.
* Son yediğiniz yemekle yatma saatiniz arasında 2-3 saat olsun.
* Yatağın baş ucu ayak ucundan en az 15 cm. yüksekte olsun. (Yüksek yastık değil, yatağın başucunu altına kitap gibi bir şeyler koyarak yükseltin veya özel reflü yastıkları kullanın) Böylece yatarken yediklerinizin yemek borusu yerine, bağırsaklara doğru akışı sağlanır.

At gribi gelebilir

Eylül 2, 2010 by admin  
Filed under Hastalıklar ve Genel Sağlık

At gribi gelebilir

TÜRK Mikrobiyoloji Cemiyeti - Grip Çalışma Grubu ve Avrupa klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği (ESCMID) ortaklaşa olarak ‘grip’ konulu eğitim toplantısında, grip vakalarına karşı korunma yolları ve aşılanmanın önemi anlatıldı.

Sultanahmet Armada Oteli’nde düzenelen toplantıda, yaklaşan kış aylarıyla grip vakalarının artabileceği belirtilerek, alınmasın gereken önlemler, tedavi sürecinde gelinen son noktalar konuşuldu. Toplantıda Eskişehir Osmangazi Üniversitesinden Prof. Dr. Gaye Usluer, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. İlhan Satman ile Prof. Dr. Selim Badur, Sağlık Bakanlığı’ndan Dr. Bahadır Sucaklı ve Fransa Grip izleme Ağı temsilcisi olarak da Dr. Jean Marie Cohen konuşmacı oldu. 

Gribin öldürücü olmadığı fakat sonraki aşamalarında farklı hastalıklarla reaksiyon gösterebileceğinin anlatıldığı toplantıda en büyük risk grubunda diyabetli hastaların olduğu anlatıldı. 65 yaş üstü insanlarda, çocuklarda, kronik hastalığı olan kişilerde gribin risk unsuru oluşturduğunu anlatan Prof. Dr. Gaye Usluer, aşı ile korunmanın gerekli olduğunu anlattı. Aşı yaptırarak iş gücü kaybının yüzde 82 oranında azaltılacağına da dikkat çekilen konferansta, iş gücü kaybının da ekonomiyi olumsuz etkileyeceği söylendi. Türkiye’de aşılanma oranının yüzde 10 olduğunu belirten konuşmacılar, risk grubundaki kşilerin aşı yaptırmaları gerektiğini vurguladı.
Grip aşısının içerisinde zararlı maddelerin olabileceği bilgilerinin ise bilimsel bir dayanağı olmadığını anlatan Prof. Dr Selim Badur, daha güçlü ve geliştirilmiş grip aşılarının geliştirildiğini söyledi.

AT GRİBİ GELEBİLİR
Hastalıkların başına konan hayvan isimleri konusunda da açıklama yapan Prof. Dr. Selim Badur, halk arasında dillenen “tavşan gribi”’nin gelmeyeceğini ama “at gribi”’nin gelebileceğini söyledi. Selim Badur; “H9 N7, H9 N2 gibi atlarda görülen bir at gribinin insana bulaşma riskinden bahsedilmekte. Çok küçük sayıda olgular var. Eğer bu süratle yayılırsa 2015 yılında biz at gribi de elde ederiz” dedi.

SAĞLIĞA POLİTİKA KARIŞMAMALIBir gazetecinin H1 N1 vürüsüyle ilgili olarak Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın girdiği aşı polemiğini hatırlatarak, bu yöndeki haberlerin toplumun aşı yaptırmaya bakışını nasıl değiştirdiğini sorması üzerine konuşan Selim Badur, “Sağlık Bakanı, Başbakanın çelişkili yaklaşımları, aşıyı uygulanmasını ve aşının uygulanmasını yanlış etkileyebilir. Sayın Başbakan’ın sağlık konusundaki iddiasının, yaklaşımının ciddiye alınıp önemsenmesini, örneğin bu masadaki Sayın Gaye Usluer’in söyleminden daha önemli sayılmasını benim anlamam mümkün değil” dedi.
Prof. Dr. Gaye Usluer de aynı şekilde düşündüğünü, bu işe politika karıştırılmaması gerektiğini belirterek, “Belki basın için çok renkli haberler oluyor ama arada etkilenen 70 milyon kişi var. Aşılanmayan kişiler etkileniyor. Yani 600 küsür kişi öldü. Ölen kişi yakınımız da olabilirdi. Eğer aşılansalardı bu kişiler ölmeyecekti. Her hekim olan konuşamaz, her Sağlık Bakanı olan konuşamaz. Herkes uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalıdır” diye konuştu.

Çocuklarda Koyu renk idrarın nedeni

Ağustos 31, 2010 by admin  
Filed under Çocuk Sağlığı

Koyu renk idrarın nedeni

Türkiye üriner sistem taşı ve böbrek hastalıklarının sık görüldüğü ülkelerin başında
geliyor. Bu nedenle hem çocukların hem de örnek aldıkları anne-babalarının sıvı tüketimlerine dikkat etmeleri gerekiyor. Pediatri Birliği Derneği ile bir su firmasının birlikte gerçekleştirdiği ‘Çocuklarda Sıvı Tüketimi Araştırması’na göre, çocuklar yeterince su tüketmiyor. Araştırmayı yapan ekipten Pediatri Birliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cengizhan Elmas, “Çocukların su içmeyi unutmalarının çeşitli nedenleri var. Bunlardan biri küçük çocuklarda susama mekanizmasının yeterli olgunluğa erişmemiş olması, bir diğeri ise çocukların suya erişkinler gibi istedikleri kolaylıkla ulaşamamaları. Oyun ve çeşitli aktivitelerin verdiği heyecanın su içme isteğini erteletmesi ve bu konuda rol model olarak gördükleri büyüklerinden yeterli görsel ve sözel uyarı almamaları da çocukların su içmeyi unutma nedenleri arasında bulunuyor” diyor.

TUVALET KONTROLÜ ŞART

Dr. Elmas’a göre, bir çocuğun yeterince su içip içmediğini anlayabilmek için idrara çıkma sıklığını mutlaka takip etmek gerekiyor. Anne-babalara çocuklarının idrarının rengini kontrol etmelerini öneren Elmas, “Yetersiz sıvı alımında idrarın rengi koyulaşır” diyor. Sıvı tüketimini takip etme bilincinin kazanılması böbrek hastalıklarının erken teşhisine yardımcı oluyor. Oysa, ‘Çocuklarda Sıvı Tüketimi Araştırması’, annelerin sadece yüzde 28’inin çocuklarının tuvalete gitme sıklığını kontrol ettiğini gözler önüne seriyor. Söz konusu araştırma, çocukların tuvalete gitme ortalamasının günde 5 kez olduğunu gösteriyor. Çocukların yüzde 8’i ise günde 1–2 kez tuvalete gidiyor.

SU,OBEZİTEYLE SAVAŞIYOR

Yeterli sıvı tüketiminin obezite ile mücadelede ve kabızlığı engellemede de etkili bir yol
olarak değerlendirildiğini dile getiren Dr. Elmas, bu konuda şunları söylüyor: “Yemeklerden hemen önce ve yemek arasında içilen sıvı iştahı baskılıyor ve kilo kontrolüne yardımcı olup, bağırsakların daha etkili bir biçimde çalışmasını sağlıyor. Suyun metabolizmayı hızlandıran ve toksik maddelerin vücuttan atılmasını kolaylaştıran
özellikleri de, kilo kontrolü açısından büyük önem taşıyor. Yeterli sıklıkta idrara çıkmayan çocuklarda yeteri kadar sıvı alınmaması durumunda, üriner sistem taşı, böbrek yetmezliği, idrar yolları hastalığı ya da kullanılan ilaçların yan etkisi gibi ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Ailelerin, çocukların zaman zaman istemli olarak da idrar tutabileceğini unutmamaları gerekiyor.”

CEYDA ERENOĞLU- GAZETE HABERTURK

Pekmez Kemik erimesine karşı bire bir

Ağustos 31, 2010 by admin  
Filed under Sağlıklı Beslenme

Kemik erimesine karşı bire bir

Kalsiyum açısından çok zengin olan pekmezin, osteoporoz (kemik erimesi) riskini azalttığı açıklandı. Bu hastalıkla mücadelede kalsiyumun önemli bir rol oynadığını belirten uzmanlar, “Pekmez tüketimi yaygınlaştırılmalı” diye konuştu.

Bayanlar… Bol bol tavuk eti yiyin!

Ağustos 31, 2010 by admin  
Filed under Kadın Sağlığı

Bayanlar... Bol bol tavuk eti yiyin!

Boston’daki Harvard Halk Sağlığı Fakültesinden bir grup bilim adamı, 26 yıl süren araştırmalarının sonunda, tavuk eti tüketiminin kadınlarda kalp krizi riskini yüzde 19 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

Yaşları 30 ile 55 arasında değişen ve herhangi bir kalp, kanser ve diyabet hastalığı olmayan 84 bin kadın üzerinde yapılan araştırma, günde 2 kez kırmızı et tüketen kadınlarda kalp krizi riskinin, günde yarım porsiyon tüketenlere oranla yüzde 30 daha fazla olduğunu gösterdi.

Araştırmaya göre, kırmızı ete göre daha düşük oranda yağ içeren tavuk eti tüketmek ise kalp krizi riskini yüzde 19 oranında azaltıyor.

Koroner kalp hastalıkları riskini azaltmak için daha düşük yağ içeren ve protein açısından zengin olan tavuk, balık ve fındık tüketilmesini öneren Harvard Halk Fakültesi Beslenme Bölümü Başkanı Dr. Walter Willett, şunları söyledi:

“Araştırmamız, tercih edilen protein kaynağının sağlığımız üzerindeki etkisinin büyük olduğunu ortaya koydu. Kırmızı et tükettiğimiz zaman yüksek oranda doymuş yağ ve kolesterol alıyoruz. Kalp ve damar sağlığı için kırmızı et tüketiminin mümkün olduğunca azaltılmasını öneriyoruz.”

Kalp hastalığı ve kansere deva siyah pirinç

Ağustos 27, 2010 by admin  
Filed under Şifalı Bitkiler

Kalp hastalığı ve kansere deva oluyor!

 İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, ABD’nin güneyinde yetiştirilen siyah pirinçten alınan lif örneklerini analiz eden bir grup bilim
 adamı, ürüne rengini veren ve hücre yenileme, yani antioksidan özelliği kazandıran antosiyaninler açısından çok zengin olduğunu gözlemledi.

Louisiana Devlet Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmanın ekibindeki Doktor Zhimin Xu, sadece bir kaşık siyah pirinç kepeğinde dahi bir kaşık yabanmersinindekinden daha az şeker ama daha çok antosiyanin bulunduğunu söyledi. Doktor Zhimin Xu, bir zamanlar anavatanı olan Çin’de hükümdarların sofrasını süsleyen ve daha yeni yeni dünyadaki kullanımı yaygınlaşmaya başlayan siyah pirincin içerdiği lifler ve E vitamini açısından da zengin olduğunu belirtti.

Bilim adamları, bu ürünün, içerdiği zararlı molekülleri temizleyen antioksidanlar sayesinde damarların korunmasına yadımcı olabileceğinin ve kansere yol açan DNA bozulmasını önleyebileceğinin altını çizdi.

Parmak arası terlik giymeyin

Ağustos 27, 2010 by admin  
Filed under Sağlık Bilgileri

 Memorial Antalya Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Dr. Mehmet Demircioğlu, ayak parmak aralarında mantar olan diyabetlilere, yara açılmasına neden olabileceği için parmak arası terlik giymemeleri önerisinde bulundu.

Demircioğlu yaptığı yazılı açıklamada, sıcak havalarda kronik hastalıkları olan risk gruplarının dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgi verdi, diyabet hastalarına önerilerde bulundu. Normalde cilt kan akım hızının dakikada 200-250 ml iken aşırı sıcak ortamda 7-8 kat artabildiğine işaret eden Demircioğlu, kan akımı artışının dolaşım sisteminin ve kalbin iş yükünü artırdığını kaydetti.

Demircioğlu, aşırı terleme ile birlikte sıvı ve tuz kaybı oluştuğunu vurgulayarak, özellikle kalp, tansiyon, şeker hastaları, yaşlılar, bebekler,
 hamileler ile  kronik hastalığı olanların, kalp ve dolaşım sisteminin aşırı yüklenmesine, aşırı sıvı ve tuz kaybına adapte olmakta güçlük çektiğini ifade etti.

Mümkün olduğunca sıcak ortamlardan kaçınmak, serin, gölge, havalandırması iyi yerlerde ya da klimalı ortamlarda bulunmak, bol su, sıvı, ağır ve yağlı olmayan gıdalar tüketmek gerektiğine işaret eden Demircioğlu, sıcak ortamdan uzaklaşılamıyorsa, sık duş alarak vücut ısısının dengelenmeye çalışılmasını önerdi.

DİYABETLİLERE ÖNERİLER
Demircioğlu, yaz aylarında hareket artışı ve daha düşük kalorili gıdalar tüketerek,  şeker kontrolünün kolaylaştırıp, ilaç ve insülin ihtiyacının
 azaltabileceğini, diyabet hastalarının yaz aylarında  daha sık şeker kontrolü yaptırması gerektiğini kaydetti.

Kontrol altında olmayan şekerin vücutta susuzluğa neden olduğunu ifade eden Demircioğlu,  diyabet hastalarına şu önerilerde bulundu: “Tatlandırılmış, şeker eklenmiş soda yerine sadeleri tercih edilmelidir. Meyve suları şeker içerdiğinden çok tüketilmemelidir. Susuzluğu artırdığından alkol ve kafeinli içecekler tercih edilmemelidir.

Güneş altında, sıcakta çok kalınmamalıdır. İnsülin sıcakta hemen bozulur. Yazın soğukta saklama koşullarına daha çok dikkat etmeli, buzdolabında muhafaza edilmelidir.

Diyabetliler yazın kumda yürüyüş yaparken dikkat etmeli güneşin altında kalış sürelerini iyi ayarlamalıdır. Denizde ya da kumda ayak kesilmesi, ya da güneş yanığının yara haline dönüşmesi, hastalar tarafından his kaybı nedeniyle fark edilememektedir. Yara iyileşmesi güç olduğundan ileride geri dönülmez sorunlara neden olmaktadır.

Diyabet hastaları denize çıplak ayakla girerken de dikkat etmeli. Denizde ayaklarını midye kesmesi ile oluşan yaralar, ciddi ayak problemlerine yol açabilir.

Ayak parmak aralarında mantar olan diyabetliler yara açılmasına neden olabileceğinden parmak arası terlik giymemelidir.”  Kronik hastalıkları olanlara da önerilerde bulunan Demircioğlu, bu kişilerden saat 10.00 - 16.00 arası açık havada bulunmalarını, bol, açık renkli,
 pamuklu giysiler giymelerini, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durmalarını, susuz kalmayarak, bol su ve sıvı tüketmelerini istedi.

Yemeklerden önce su içmek kilo verdiriyor mu?

Ağustos 25, 2010 by admin  
Filed under Zayıflama ve Diyet

Yemeklerden önce su içmek kilo verdiriyor mu?

Amerikalı bilimadamları yemeklerden önce iki bardak su içenlerin içmeyenlere oranla daha fazla kilo kaybettiğine dair bir araştırma yayımladı.

Virginia eyaletinde yapılan deneyde iki ayrı gruba ayrılan 48 yetişkinin su içme alışkanlıkları ve kiloları izlendi. Bilimadamları, öğünlerden önce iki bardak su içenlerin ortalama 2 kilo 300 grama yakın kilo verebildiğini söylüyor.

Ancak doktorlar, sıfır kaloriye mideyi dolduran suyu fazla da içmemek gerektiğini, çünkü aşırı miktarda su içmenin sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor.

Deneyde ilk grup düşük kalorili bir diyet uygulamasına karşın yemeklerden önce iki bardak su içmedi.

Diğer grup ise gene aynı düşük kalorili diyetle beslenerek ayrıca öğünlerden önce iki bardak su içti.

12 haftalık süre dolunca, fazladan su içenlerin yaklaşık 7 kilo, diğer grubun ise 5 kilonun biraz altında zayıfladığı ortaya çıktı.

Deneyde yer alanlar 55 ila 75 yaşları arasındaydı. Deneyin yapıldığı Virginia Tech Üniversitesi’nden Profesör Brenda Day, hiçbir kaloriye sahip olmayan suyun yemek öncesinde tokluk hissi sağlayarak kilo vermeye yardımcı olduğunu söylüyor.

Aromatik cazibe vanilya…

Ağustos 25, 2010 by admin  
Filed under Sağlıklı Beslenme

Aromatik cazibe vanilya...

Kokusu Meksika sınırından dünyanın her tarafına yayılan ve gıdadan kozmetiğe pek çok alanda kullanılan hoş kokulu vanilya, aromasıyla olduğu kadar lezzetiyle de damaklarda cezbedici bir etki yaratıyor.

Anavatanı Meksika, Madagaskar, Cava ve Antiller olan vanilya, konu tatlı olunca şüphesiz vazgeçilmezler arasında yerini alıyor. İçine katıldığı tüm lezzetlere kattığı aromasıyla bizleri peşinden sürükleyen vanilya, vanilya bitkisinin yeşil halde toplanıp, suda haşlandıktan sonra kurutulan meyvelerinden elde ediliyor. Özel kokulu bir vanilya ise ancak fermentatif bir kurutma sonucunda meydana geliyor. Evlerimizde kullandığımız paket içindeki toz vanilya aslında doğal vanilya değil. Marketlerde paketler halinde satılan vanilyalar, bazı işlemlerden geçtikten sonra mutfaklarımıza geliyor. Genellikle de, puding, çikolata, dondurma, bazı tatlı hamur işleri, şekerleme, kahve, kakao, kola, likör gibi ürünlere tat vermek için tercih ediliyor.

Vanilya, ticari olarak en çok Meksika kökenli vanilya orkidesinden elde ediliyor. Dünyada en çok vanilya üretilen yer ise Madagaskar. 16’ncı yüzyılda İspanyol ve Portekiz kaşiflerle denizciler vanilyayı Meksika’dan alıp Afrika ve Asya’ya getirmişler. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar Meksika vanilya üretiminde lider ülkeyken şimdilerde Madagaskar bu şanı elinden aldı. Günümüzde kullanılan üç ana vanilya çeşidi bulunuyor; Bourbon-Madagaskar (ince ve tatlı), Mexican (kalın ve baskın aromalı) ve Tahitian (en kalın ama en az aromalı). Hazırlayacağınız tatlılarda vanilya tadını, vanilya özütü ekleyerek veya vanilya çekirdeklerini hazırlanan karışıma pişirmeden önce ilave ederek elde edebilirsiniz. Kullanım miktarına bağlı olarak gıdalara kahverengi veya sarı renk verir.

Vanilya ve… 

Gıdalarda vanilyanın aroma verme özelliğinden başka kullanımları da vardır.

Asit giderici: Ananasın üzerine, turunçgillere, meyve salatalarına birkaç damla vanilya özütü eklendiğinde ekşiliğini yumuşatır ve ekstra bir tat katar. Domates soslarına eklendiğinde ise asit oranı etkisiz hale gelir.

Emülsiyonlaştırıcı: Yumurta içeren hamur karışımlarına, pankek ve waffle hamurlarına veya krema soslarına vanilya özütü eklendiğinde pürüzsüz karışım elde edilir.

Tatlandırıcı: Yeni ve özgün lezzetli tatlar oluşturmak için, mevsimlik, tadı olmayan meyvelere veya diğer tadı az gıdalara vanilya tozu eklenir.

İlave tatlandırıcı: Deniz ürünleri, kümes hayvanları eti ve kırmızı et için pişirme işlemleri sırasında vanilya özütü ilave ederseniz farklı bir tat elde edebibirsiniz. Kozmetik endüstrisinde ise vanilya, parfüm yapımında, vücut kremlerinde, losyonlarda ve duş jellerinde kullanılıyor.

Vanilyanın faydaları

Mide ve sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkilere sahiptir. Hazmı kolaylaştırır. Vücudu kuvvetlendirir, ateş düşürür.

Afrodizyak özelliği vardır. Sinir bozukluğunu giderir.

Bronşları temizler ve öksürük söktürür. 

Ruh bunalımını dindirici etkisi vardır.

Sonraki Sayfa »